.: Burak Ertaştan

Doğrudan demokrasi iyi bir şey mi?

Son iki yıl içinde üç önemli seçim yapıldı. Her birine son derece gergin bir atmosferde girilen bu seçimlerden sonuncusunun üzerinden henüz beş ay geçmişken tekrar sandığa gitmek zorunda bırakılmak, seçmen nezdinde bıkkınlık yaratmış olmalı ki siyasî hayatımızın belki de en renksiz propaganda dönemini yaşıyoruz.

Hal böyleyken, seçmenin her konuda devreye girerek karar alma süreçlerine bizzat ve bilfiil katıldığı “doğrudan demokrasi” veya “Atina tecrübesi”ni ideal bir model olarak benimseyip sunanların, bu ideallerini gözden geçirmesi gerekiyor.

Diğer faktörler bir yana, karar alma süreçlerine katılmak ve oy kullanmak istemeyen seçmenlerin varlığı bile bu modeli işlemez hâle getirebilir nitelikte.

Bu handikabı aşmak ve ülkenin (veya şehrin) kaderinin, oy kullanmayı kutsal bir görev yada hobi olarak gören ve manipüle edilmeye, hatta satın alınmaya daha müsait küçük bir azınlığın (profesyonel seçmenlerin) eline geçmesini önlemek üzere seçmenler oy kullanmaya zorlanabilir yada alınan kararın bir sonuç doğurabilmesi için nitelikli katılım veya mutlak çoğunluk gibi ilâve şartlar getirilebilir.

Ne var ki seçmenleri oy kullanmaya zorlayacak kadar “kudretli” bir otorite varsa, aynı otoritenin pekâlâ oyların rengini belirleme gücüne de sahip olması beklenir. Başlangıçta değilse bile zamanla sürecin bu yönde ilerlemesi kaçınılmazdır da.

Bu senaryonun gerçekleşmesi hâlinde seçimler formaliteden öte bir anlam taşımamaya başlar. ‘Gerçek demokrasi’ ve ‘daha fazla demokrasi’ sloganıyla yola çıkanlar, gün gelir bu emellerine nail olurlarsa, kendi elleriyle totaliter bir yönetim kurduklarını fark ettiklerinde eminim dehşete düşecek ve çok şaşıracaklardır.

İkinci senaryo, yani kamusal karar alma süreçlerinin “nitelikli katılım” yada “mutlak çoğunluk” gibi ilâve şartlara bağlanması ise “yönetemeyen” demokrasiler dönemini başlatır.

Böyle bir demokrasiyi “yönetebilir” hâle getirmenin yolu, yönetilen alanı daraltmak ve seçmen sayısını azaltmaktan geçiyor.

Atinalılar bu sorunu “şehir devleti” içinde ve yalnızca köle olmayan, erkek ve yerli (Atinalı) nüfusa oy hakkı tanıyarak çözüme ulaştırmış yada ulaştırdığını sanmıştı.

İnsanların bir kısmını oy hakkından mahrum bırakmayı ve şehir (büyük şehirlerde mahalle) boyutunu aşmayan siyasî/idarî yapılar içinde yaşamayı düşünmüyorsak, doğrudan demokrasinin işlevsel bir yanı olmadığını şimdiden söyleyebiliriz. Fakat bırakalım bazı solcu-demokratlar bu fikirle avunmaya devam etsinler!

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...