.: Murat Yılmaz

Diyarbakır’da çözüm süreci çalıştayı

Müzakere ve çözüm süreci, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidilirken en çok tartışılan ve merak edilen konular arasında geliyor. Müzakere sürecinin bozulması, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin normalleşme sürecinde yaşanmasını istemeyenlerin neredeyse yegâne umudu durumunda. Diyarbakır’da yol kesmeleri, PKK’nın diğer partililere baskısı, bazı korucuların öldürülmesi, işçilerin kaçırılması ve örgütün dağ kadrosuna katılımının devam etmesi müzakere sürecinin bozulması umutlarını artıyor.
Çözüm süreci için bilanço sadece bu olumsuz unsurlardan oluşmuyor. Her şeyden evvel bu olumsuzluklara rağmen, müzakere sürecinin başlamasının yolunu açan Abdullah Öcalan, müzakere sürecinin devam ettiğini ve yeni bir aşamaya geçtiğini açıkladı. Sadece geçtiğimiz Mayıs ayında Türk Dil Kurumu Kürtçe-Türkçe Sözlük yayınladı, Anadolu Ajansı Kürtçe Habercilik Çalıştayı, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından açıldı ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bir köyün eski adının tabelasını Kürtçe olarak değiştirdi. Bu değişiklikler Kürt meselesinin siyaset marifetiyle çözüldüğünün tipik göstergeleri.
PKK tarafından dağa çıkarılan reşit olmayan çocukların ailelerinin, annelerinin Mayıs ayında bölge tarihinde bir ilk olarak BDP’yi muhatap alarak protesto eyleminde bulunması ve çocuklarının dağa çıkmasına “hayır” demesi bölge sosyolojisindeki değişikliğin aştığı bir başka mühim eşiği göstermektedir.
Bölge insanı için geçen 2 sene içinde barış ve çözüm süreci, hayali bir kavram olmaktan çıkarak yaşanan bir hale dönüştü. Bölge insanı 1970’lerden itibaren içinden çıkamadığı çatışma ve olağanüstü halin dışında bir hayatla tanıştı. Bölge insanının gündelik hayatının normalleştiği bu süreç, çocukların dağa çıkmasıyla tehdit ediliyor. Çocukların okumak için değil, “ölmek ve öldürmek için” evden çıkması bölge insanının gündelik hayatına bir saldırı ve müzakere sürecini bozacak bir tehdit olarak algılanıyor. Bölge insanı, 21 Mart 2013’de Öcalan’ın Nevruz konuşmasıyla vaat ettiği silahların bırakıldığı, şiddetin sona erdiği ve fikirlerin konuşulduğu, siyasetin gündem belirlediği dönemin icaplarının yapılmasını isteniyor. Bu bakımdan çocukları dağa çıkan ailelerin, annelerin BDP ve Diyarbakır Büyükşehir Belediyesini muhatap alarak çocuklarının dağdan indirilmesini istemesi, şiddeti değil siyaseti muhatap alma arzusunun bir tezahürüdür.
İşte böyle bir dönemde Diyarbakır’da AK Parti’nin “Yeni Türkiye’nin Açılan Kilidi: Çözüm Süreci Çalıştayı”nın yapılması ayrı bir anlam taşımaktadır. Çalıştay’ın kompozisyonu ve tartışılan konuların ötesinde, AK Parti’nin Kürt meselesini doğrudan ve Diyarbakır’da ele almasıyla, 1970’lerde Kürt meselesiyle ve bölgeyle ilişki ve temsil kabiliyeti zayıflayan ana akım siyasi akımlardan en büyüğü, bu meselenin taşıyıcı aktörlerinden biri haline gelmiştir. Şimdi bunu özgüvenle ifade edebilmektedir.
Bunun da ötesinde AK Parti, 1970’lerde siyasetin önünün kesilmesi sebebiyle şiddet yoluyla ortaya çıkan bir aktörü şiddetten arındırarak siyasileştirmeye çalışıyor. Müzakere ve barış sürecinin temel amacı ve misyonu bu. Bu misyonun, sadece siyasi iradeciliğin bir sonucu olmadığı kaydedilmeli. Siyasi iradenin arkasında, Türkiye’de ve bölgede değişen sosyolojik ve iktisadi aktörlerin güçlü desteği unutulmamalı.
Bölge ve Kürt meselesi, siyasetsizlik sonucu Türkiye’nin ana akım siyasi partilerinin gündeminden çıkmıştı. Türkiye, 1970’lerin sonunda içine girdiği siyasetsizlikten vesayet rejimini tasfiye ederek kurtuldukça, bölge ve Kürt meselesi de, siyasetin konusu haline geliyor. Diyarbakır’daki “Çözüm Süreci Çalıştayı” 1970’lerin parantezinin kapatılması ve siyasetin dönüşü anlamına geliyor. Türkiye’nin ana siyasi akımı, bölgeye ve Kürt meselesine dönüyor. Bu dönüş, PKK’nın şiddetten arınması ve siyasileşmesiyle tamamlanabilirse, Yeni Türkiye sahiden mümkün olabilir.

Bu yazı Sabah Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.