.: Atilla Yayla

Diyarbakır Anneleri’nin Çocukları Eve Döner mi, Gönderilir mi?

Diyarbakır Anneleri ifadesinde sadece Diyarbakır’ın D’sini değil, Anneleri’nin A’sını da büyük yazmamın sebebi, daha önce eşi benzeri yaşanmamış bir olaya şahit olduğumuzu ve bu direnişin kahramanlarının kendi başına bir özel özne hâline geldiğini düşünmem. Gerçekten, kırk yıla yaklaşan PKK terörü sürecinde ilk defa Kürt halkından terörün ana faili PKK’ya karşı böyle bir sivil itiraz geldi. Bu haklı, meşru, güçlü, vicdanî itirazın daha şimdiden tarihte iz bıraktığı ve toplumun her kesimini çeşitli bakımlardan etkileyeceği kanaatindeyim.

İnsan hayatından daha değerli bir şey yoktur ve olamaz. Her insan tektir ve her insanın hayatı kendi başına bir değerdir. İnsan hayatına zarar vermek, meşru müdafaa dışında, hiç bir şekilde meşrulaştırılamaz, haklılaştırılamaz. Bu açık gerçek ışığında insan hayatına sahip çıkmaya yönelik her adımın, çabanın peşinen haklı görülmesi ve desteklenmesi gerekir. Diyarbakır Anneleri’nin evlatlarının hayatı için vakur ve asil direnişi tam da bu çerçevenin içine düşmektir. Bu yüzden annelerin direnişi karşısında takınılan (veya takınılmayan) tavırlar kendi başına çok şey ifade ediyor.

Diyarbakır Anneleri’nin devam etmekte olan direnişi tüm bireyler, gruplar, kesimler ve siyasî partiler için şiddet karşısındaki tavır bakımından turnusol kâğıdı işlevini gördü. İnsan hayatına kendi başına  değer verenlerle çeşitli nedenlerle değer vermeyenler, veriyormuş görünüp aslında vermeyenler ortaya çıktı. Bu hususta şiddete zaten tapan ve sahte bir ahlâk ve adâlet söylemiyle insan hayatının su gibi harcanacağı rejimler peşinde koşan sol-sosyalist çevrelerden fazla bir beklediğim yoktu. Ancak, kendisini vicdan, adâlet, insanlık anıtı gibi sunmayı seven kimi kişi ve kesimlerin tavrı da büyük hayal kırıklığı yaratacak türden oldu.

Bunlar aşağı yukarı şu gerekçelerle direnişe doğrudan doğruya veya dolaylı olarak karşı çıktı: 1) Geçmişte olan haksızlıklar çözülmeden bu sorun çözülemez. 2) Geçmişte yaşanmış haksızlıklara karşı çıkmayanların şimdi bu direnişe destek vermesinin bir anlamı ve değeri olamaz. 3) FETÖ davalarından içerde olan (özellikle) rütbesiz askerlerin mağduriyeti giderilmeden Diyarbakır Anneleri’ne sahip çıkmak samimi ve dürüst bir tavır olamaz. 4) Diyarbakır Anneleri çocuklarını HDP’den değil devletten istemelidir, sorun, (Kılıçdaroğlu tam da böyle söyledi) ordu, polis elinde olan devlet tarafından çözülmelidir. 5) Direniş siyasî amaçlıdır, HDP’ye zarar vermeyi hedeflemektedir.

Diyelim ki, bu iddiaların hepsi doğru. Bu, Diyarbakır Anneleri’nin direnişine destek vermekten imtina etmeye sebep olabilir mi, olmalı mı? Bana göre hayır. Vicdanlı bir yaklaşım hem bu hususları dile getirip hem de annelere destek vermeye izin verirdi. Ne yazık ki, bunu yapmayanlar, yapamayanlar oldu. Bunlar, böylece, annelere sahip çıkıp destek verenleri geçirmek istedikleri testlerden kendileri geçemedi.

Direnişe destek olmayanların veya eleştirenlerin bu iddiaları üzerinde biraz duralım.

1) Bugün şahit olunan haksızlıkları geçmişte yaşanmış olan tüm haksızlıkların çözülmesine bağlarsak, hemen hemen hiçbir cari haksızlığı çözemeyiz. Tarihi kilitleriz. Akıp giden hayatta ne mutlak adâleti tesis edebiliriz ne de başlangıç noktasına dönebiliriz. Mantıklı ve hayata uygun bir bakış, hangi haksızlık çözülebiliyorsa, hangi yanlışlık düzeltilebiliyorsa onun üzerine gitmeyi gerektirir. Kaldı ki haksızlık ve yanlışlıkların düzeltilmesi süreci hep geçmişten geleceğe doğru yürümez, hatta çoğu zaman bugünden hem geçmişe  hem geleceğe yürür. Bugün yapılacak bir düzeltme gerek geçmişe yönelik bazı düzeltmelerin yapılmasına gerekse müstakbel hataların ve yanlışların yapılmasının engellenmesine büyük katkı sağlar. Bu yüzden bazı yazarların seslendirdiği “şu olmasaydı bu olmazdı, bu olmasaydı o da olmazdı” yaklaşımı hayatın akışına aykırı ve bu görüşün sahiplerinin insan hayatına verdiği değer hakkında soru işaretleri uyandırıcı.

2) Gönül ister ki insanlar her zaman her haksızlığa karşı çıksın. Bu açıdan sıfır kusurlu, hatalı biri herhalde bulunamaz. Ancak, iş bazılarının sandığı kadar basit ve tek yönlü değil. Zaman içinde haksızlık ve doğruluklarla haksızlık ve yanlışlıklar yer değiştirebilir. İnsan, yanılabilen bir varlıktır. Kanıt ve inat olmadığı sürece insanların hata ve yanlış yapmasına da, hata ve yanlıştan dönmesine de alışkın olmalıyız. Bu vaka açısından bakalım: Geçmişte benzer veya farklı hiçbir haksızlık ve yanlışlığa tepki göstermeyen birinin Diyarbakır Anneleri’ne destek çıkması niye yanlış ve değersiz olsun?

3) FETÖ yargılamalarında hatalar olmaması, mağduriyetler yaratılmaması ihtimâl dışı. Yıllardır birçok yazıda bu tür hataların yapılmaması için dikkat edilmesi gereken noktalara işaret etmekteyim. Bu tür genel yazılara ilâveten somur durumları ele alan yazılar da kaleme aldım ve hatta bu yüzden linç kampanyalarıyla karşılaştım. FETÖ yargılamalarında en çok dile getirilen haksızlık iddialarından biri rütbesiz erlerle ilgili olanları. Emrin demiri kestiği yer olan orduda 15 Temmuz alçak darbe teşebbüsünde yer almış olan erlerin yargılanmasında hatalar olması ihtimâlinin rütbelilerin yargılanmasında hatalar olması ihtimâlinden daha fazla olduğu açık. Yargılamalarda bu hususu göz önünde bulundurmak lazım. Buna rağmen, tutuklu askerlerin annelerinin durumuyla PKK’nın dağa götürdüğü Kürt gençlerin annelerinin durumu aynı değil. İlkinde somut, herkesin gözü önünde işlenmiş bir suça iştirak iddiaları var, ikincisinde ise insanların hayatlarına gayri meşru biçimde el konulması söz konusu. İlkinde yargılananlara atılan suç(lar) biliniyor, yargılamalar aleni yapılıyor ve yargı zinciri AİHM’e kadar uzanıyor. İkincisinde ise binlerce infaz yapan bir terör çetesinin insanları ahlâk ve adalet dışı bir şekilde zorla elinde tutması acı geçeğiyle yüz yüzeyiz.

Bu meselede üzerinde durulması gereken başka noktalar da var. Biri kanuna aykırı emre itaat durumu. Denebilir ki, zavallı gençler darbe yapılmak istendiğini nereden bilsin? Bu kısmen doğru. Meselâ Boğaziçi Köprüsü’ne komutanları tarafından getirilmiş olan erler ilk 1-2 saat içinde ne olduğunu anlamamış olabilir. Ama karşılarında Türk bayraklı sivillerin durduğunu, bunların silahsız olduğunu ve yanlış bir şey yapıldığını sabaha kadar anlamamaları ve ateş açmaya devam etmeleri çok normal görünmüyor. İkinci bir nokta, sadece rütbelilerin mi sorumluluğa sahip olduğu? Eğer öyleyse, sormak lâzım: Hangi rütbeliler? Rütbeli sorumluluğu nerede başlar? Erin astsubaya kesin itaati şartsa, kesin itaat astsubaydan teğmen, binbaşı, albay ve generale doğru uzar. Sorumluluk hangi rütbede başlar? Herkes en üst rütbeye sorumluluğu atarsa, kim yargılanabilir ve suçlular nasıl ortaya çıkartılabilir?

Buna rağmen ben olsam Ak Parti İstanbul İl Binası önünde oturan dört anneyi basın mensupları eşliğinde içeri davet ederdim. Su ve yiyecek ikramı yapar, durumlarını ve şikayetlerini tek tek not alır, emniyet ve yargı makamlarından çocuklarına isnat edilen suçlar ve yargılama safahatıyla ilgili bilgileri alarak hem onlara aktarır hem kamuya açıklardım. Böylece vicdanlarda bir şüphe kalmasını engellemeye çalışırdım.

4) Kürt sorununda devletin birçok açıdan sorumluluğunun olduğu açık. Ben şahsen bu konuda onlarca gazete yazısı yazdım ve bazı akademik çalışmalar kaleme aldım. Faili meçhullerden çocuklarının cesedini arayan cumartesi annelerine kadar birçok konuya temas ettim. Oslo müzakerelerini ve çözüm sürecini de, demokratik siyaset alanının genişletilmesini de memnuniyetle karşıladım ve destekledim. Devletin hâlâ yapması gereken şeyler olduğuna da kaniyim. Ama buna rağmen Diyarbakır Anneleri’nin direnişine ilişkin olarak PKK’ya ve siyasî taşeronu HDP’ye bir laf etmeyip çocukların getirilmesi devletin görevidir demek akılla ve gerçekle alay etmek anlamına geliyor. Ne yazık ki hem CHP hem de İP böyle söyledi. Ben de onlara soruyorum: İyi niyetinize inanarak annelerin evlatlarının dağa götürülmesinden ve dağdan indirilmesinden devletin sorumlu olduğunu yolundaki fikrinize katılıyorum. Bu fikirden bu kadar emin olduğunuza göre, sizden rica ediyorum, hatta size yalvarıyorum, devletin hangi yol, yöntem ve araçlarla bunu yapabileceğini de açıklayın ki yaralara gerçekten merhem olmak istediğinize inanayım. Devlet ne yaparak, nasıl çocukları PKK’nın elinden alabilir?

5) Diyelim ki Diyarbakır Anneleri’nin direnişi siyasî. Bunu devlet organize ediyor ve destekliyor. Bu, annelerin talebini haksız kılar mı? Ardında binlerce ölü bırakmış, hiçbir ahlâk, insanlık ve hukuk kuralı tanımayan bir çeteye karşı anneler gibi savunmasız insanlar nasıl direnebilir? Annelerin HDP’nin aracılık yaptığına ilişkin sözlerine niçin inanmayalım? Tek tek vakaları siz vakaların içinde olan insanlardan daha iyi mi biliyorsunuz? Biliyorsanız nasıl biliyorsunuz? CHP ve İP’ye seslenelim: AK Parti bunu bir siyasî şova dönüştürmek istiyorsa siz ne güne duruyorsunuz? Siz de annelere destek verseniz, AK Parti’nin elinden bir siyasî şov imkânını almış olmaz mısınız? Niye bu yola başvurmuyorsunuz? Eskilerde PKK-HDP’ye karşı sert çıkıp bugün en azından sessiz kalanların çoğu da, HDP’nin siyaseten zarar görmesini istemiyor. Sarsılan bir HDP’nin AK Parti’yi iktidardan indirmede beklentilerine cevap verememesinden korkuyor. Bu yüzden, direnişten rahatsızlık duyuyor. Çünkü onlar için sevmedikleri iktidarın düşmesi insanların canından daha önemli. Bunun insanî bir tavır olduğu söylenebilir mi?

Görüldüğü üzere, Diyarbakır Anneleri’nin direnişini desteklememek, önemsizleştirmek, karalamak isteyenlerin tüm argümanları zayıf, temelsiz. Keza, tüm meseleyi AK Parti iktidarlarıyla zaman ve sorumluluk bakımından aynılaştırma ve sınırlama çabaları da öyle. PKK sorunu AK Parti’den yaşlı. PKK sadece AK Parti’nin değil tüm Türkiye’nin sorunu. Yarın iktidara CHP ve İP gelse de var olacak. Kaldı ki, hâlâ yaptığı hatalar olmakla beraber AK Parti bu bakımdan CHP’den çok daha temiz ve başarılı bir sicile sahip. Muhalefetin bugün Diyarbakır Anneleri’nin direnişi üzerinden AK Parti’ye ve hükümete gönderdiği salvolar yarın kendi ayağında prangaya dönüşebilir.

Çocuklar eve döner mi, gönderilir mi? Maalesef çok umutlu olma imkânı yok. Dağdaki militanların ortalama ömrü üç yıl. Onlar korunaklı yerlerdeki terör ağaları gibi yaşamıyor. Zor şartlarda ve meşru güvenlik güçlerinin nefesi daima enselerinde olarak orada burada sürünüyor. Annelerin eve dönmesini istediği gençlerin muhtemelen bir kısmı güvenlik güçleriyle çatışmalarda öldürülmüştür. Bir kısmı, hiç şüphesiz, bizzat PKK tarafından infaz edilmiştir. Geri kalanlarını ise, hayatta bile olsalar, PKK göndermeyecektir. Çünkü bu annelerin haklılığının kabul edilmesi anlamına gelecek ve hem PKK’ya hem de HDP’nin şiddet ile arasına bir mesafe koymama tutumuna ağır bir darbe indirecektir.

Ancak, evlatlarına kavuşsalar da kavuşmasalar da, Diyarbakır Anneleri’nin asil direnişi bir milattır ve etkili bir mesajdır. Bu direniş zaten kaybedilmiş canları kurtaramayabilir ama gelecekte hayatların kaybedilmesini engellemeye katkıda bulunabilir. Diyarbakır Anneleri’nin direnişi bu bakımdan da anlamlı, kıymetli ve hürmete değerdir.

23 Eylül 2019