.: Hasan Yücel Başdemir

Diyanetin varlığı zorunlu değil

2010 yılında Mehmet Görmez’in Diyanet İşleri Başkanlığı’na (DİB) atanmasından birkaç gün sonra Taraf gazetesinde bir makale yazmıştım. Makale, “Diyanete 12 Acil Öneri” başlığını taşıyordu ve Diyanetin varlığını, faaliyetlerini ve kurumsal meşruiyetini sorgulamıştım.

Şimdi aradan uzunca bir zaman geçti. Geçen haftalarda, Diyanet konusunda bir dizi tartışma yaşandı. Önce nişanlı kişilerarasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiği, ardından başkan Görmez’in “Cemevlerinin ibadethane gibi gösterilmesi kırmızı çizgimizdir” açıklaması ve en son da nikâhın bozulması ile ilgili soruya cevaben edep dışı ifadeler içeren fetva, Diyaneti tekrar sıcak tartışmaların odağına taşıdı.

Diyanet, dini olmaktan çok siyasi bir kurumdur. Bu nedenle eleştiriler de dini olmaktan çok siyasi. Diyanetin 1924’teki, 2010’daki ve 2016’daki işlevi ve yapısı arasında bir fark yok. Aynı Diyanet orda duruyor. Misyon aynı, çalışma stili aynı. Eleştiriler, Diyanet üzerinden iktidara. Eskiden Diyanet iyiydi. Neden? Çünkü iktidarda bizimkiler vardı. Şimdi kötü. Neden? Çünkü iktidarda sevmediğimiz bir parti var.

Diyanetin Görevleri

Bu yaklaşım çok yaygın ve hatalı; sürekli bu şekilde devam edecek görünüyor. Oysa Diyanetin geçmişinde ve bugününde ciddi sorunlar var. Sorunun merkezinde, hangi konuda ne söylendiği veya hangi fetva verildiği değil, demokratik bir sistemde Diyanet gibi bir kurumun yapısının nasıl olması gerektiği konusu var. Bunu konuşmaktan, düşünmekten ve sorgulamaktan kaçınmak, Diyaneti son “nikâh fetvası”nda olduğu gibi operasyonlara maruz bırakır.

Anlamsız ve yıkıcı eleştirilere kulak asmadan Diyanetin kendine bir gelecek vizyonu çizmesi gerekir. Şunu bir kez kabul etmeli: Dini yaşamak için devlet içinde dinsel bir kuruma gerek yoktur. Devletin görevi, din ve vicdan özgürlüğünüteminat altına almaktır. Ayrıca bütün inançlara karşı tarafsızlık, hukuk devletinin gereğidir. Türkiye’nin gelecek vizyonu dahükümetin programında görüleceği gibi bu yöndedir. Cemevleri ile ilgili açıklama, bu nedenle doğru değildir.

DİB’in işlevi konusunda ortaya konan dört tez var: Birincisi Diyanet, İslam’a Sünni-Hanefi inanç çerçevesinde hizmet eden bir kurumdur. İkincisi iktidara dini destek sağlayan bir devlet kurumudur. Üçüncüsü devlet karşısında güç merkezi haline gelebilecek cemaatlerin önünü kesmek ve camileri kontrol etmek için din işlerini üzerine almış bir kurumdur. Dördüncüsü, Türkiye’de inançla ilgili sorunların çözümü için çalışan ve inançlar arasında koordinasyon sağlayan adil, tarafsız bir devlet kurumudur.

İki Alternatif

Bu tezlerden ilk üçü, hem geçmiş hem de bugün için doğrudur, ama asla dördüncüsü olamamıştır. Olması gereken de budur. Çünkü dinler ve inanç sistemleri çeşitlilik arz eder ve bu çeşitlilik için merkezi ve tekdüze açıklamalar yapmak, inancın doğasına uymaz. Diyanetin, inançlar arasında koordinasyon sağlayan özerk bir kuruma dönüşmeye başlaması gerekir.

Şunu tekrar açıkça ortaya koyalım: Diyanet dinen gerekli ve zorunlu bir kurum değildir; devlete eklemlenmiş bir din kurumudur. Bu nedenle sivilleşme ve tarafsızlaşma konusunda önce dindarların baskı yapması gerekir.

Diyanetin kaldırılmasına birçok kişi itiraz ediyor. İtirazdan ziyade kurumun gerçekliğini ve istihdam yapısını göz önünde alırsak Diyanetin kendisini Türkiye’nin yeni ve şeffaf siyasi vizyonuna uyarlaması daha makul görünüyor. Diyanetin önünde iki alternatif var: Dini bir kurum gibi çalışmak ya da farklı inançlara hizmet eden bir kamu kurumuna doğru kendini dönüştürmek. Benim önerim, ikincisi.

Yeni Yüzyıl, 13.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/diyanetin-varligi-zorunlu-degil-899