.: Vahap Coşkun

Diyalog ve temas köprüsü

Kürt meselesinde gerilim her geçen gün daha bir üst seviyeye çıkıyor. Giderek artan ve hedefine AKP iktidarını devirmeyi koyan PKK saldırıları, siyasetin tansiyonunu yükseltiyor. Meclis’teki iki parti AKP ve BDP birbirlerini “düşman” olarak konumlandırıyor. Başbakan, BDP ’nin adını kullanmaktan imtina ediyor, sürekli “uzantı” diyerek BDP ’yi aşağılıyor ve bazı milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağına işaret ediyor. BDP bunun altında kalmıyor, Başbakan’ın sinirini tepesine çıkaran bir söylem kullanıyor, artık bu Başbakan’a bir şey anlatmak veya onu ikna etmek gibi bir dertlerinin olmadığını ilan ediyor ve “nereden incelirse ordan kopsun” diyerek meydan okuyor. 

Hayra alamet olmayan bu durumdan ne bir çözüm çıkar, ne de bu durum ilelebet sürdürülebilir. Siyaset arenası birbirlerini yok etmeye yeminli AKP ve PKK / BDP ’ye terk edildiğinde, bu ölümcül karşıtlıktan olumlu bir sonuç doğmaz. Bu nedenle siyasi alana müdahale edecek aktörlere ihtiyaç var. Böyle bir aktör, tarafların freni boşalmış bir öfkeyle birbirlerine saldırmalarını önlemeye çalışabilir ve daha mutedil bir ortamın oluşmasına katkıda bulunabilir. 

Son günlerde bu ihtiyaca cevap vermeye aday iki girişim oldu. Birincisi, Diyarbakır kaynaklıydı. 

Farklı kesimler 

Diyarbakır Barosu, GÜNSİAD, İHD ve Mazlum-Der Diyarbakırşubelerinin öncülüğünde gazeteci, yazar ve akademisyenlerin katıldığı bir toplantı yapıldı ve bir “Diyalog ve Temas” grubu oluşturuldu. İkincisi ise CHP ’nin yetkili isimlerinin, Kürt meselesi üzerinde çalışan isimlerle yaptığı toplantıydı. Her iki girişim de, Kürt meselesinde farklı toplumsal/siyasi kesimlerin işin içine girmesini ve sürecin şiddetin boyunduruğundan kurtarılarak çözüme yönelmesini amaçlıyordu. Bu tarz girişimlerin üç açıdan son derece değerli olduğunu düşünüyorum. 

1. Türkiye ’de bugünlerde güvenlikçi politikalar revaçta; siyaset yoluyla çözüme duyulan güven ise dibe vurmuş bir halde. Şiddet ve ölüm toplumsal kutuplaşmayı ve bölünmeyi azdırdıkça siyasiler birbirlerine kapılarını daha sıkı kapatıyor ve sonuçta ortak bir sözün üretilmesi imkânsızlaşıyor. Temas ve diyaloğu esas alan girişimler, siyasete inançsızlığın had safhaya yükseldiği böylesi bir ortamda siyasi mekanizmaları harekete geçirebilir. Nitekim Diyarbakır orijinli grup, tam da bunu amaçlıyor. Grup öncelikle AKP , CHP ve BDP ile konuşmayı, alınan mesafeye bağlı olarak da Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nı da sürece dâhil etmeyi düşünüyor. Siyasi karar alımına doğrudan veya dolaylı olarak etkide bulunan herkesle bir diyalog-tartışma zemini oluşturmak, yaratıcılığı teşvik edebilir ve tıkanan siyasi kanalların önünü açabilir. 

2. Uzun süren bir anlaşmazlık, anlaşmazlığın taraflarının daha fazla radikalleşmelerine neden olur. Taraflar kendilerini iki ayrı uca koyarlar: “İyi” tarafta kendileri vardır; yaptıkları her şey, sarf ettikleri her kelime doğrudur ve topluma faydalıdır. “Kötü” tarafta ise karşıdakiler bulunur; onların bütün sözleri, eylemleri, yapıları ve amaçları berbattır, toplumun ve devletin aleyhinedir. Her bir taraf diğerini bu şekilde şeytanileştirdiğinde, çözümün de tek bir yolu kalır: Karşıdakini yok etmek. 

Ölümcül bir çatışmanın yaşandığı süreçte, her bir taraf kendi kabullerini bir sorgulamaya tabi tutmaz ve herkesten kendi doğrularına biat etmesini talep eder. Taraflar sürekli suçu diğerinin üzerine atarlar, hatayı hep karşıda bulurlar ama kendilerine yönelik en küçük eleştiriyi bile kabul etmezler. Eleştiriye tahammülsüzlük ve kapalılık, sorunun değişen dinamikleri üzerinde düşünmeyi engeller ve fırsatların heba edilmesine sebebiyet verir. Bekir Ağırdır’ın deyimiyle “her bir aktör, aynalar ve kameralar karşısında kendi kendine ürettiği siyasi şehvete teslim olur” ve bunun sonucunda toplumca ödenen fatura kabarır. 

Düşman siyaseti 

Bugün Türkiye siyasetinde çatışma egemen. AKP ’nin gözündePKK / BDP , PKK / BDP ’nin indinde AKP “düşman”a tekabül ediyor. Birbirlerinin varlığına katlanamadıklarından hukuki ve fiili olarak birbirlerini ezmeye çalışıyorlar. Bu düşman siyaseti, çok tehlikeli sonuçlara gebe. İşte diyalog ve teması sağlamaya dönük çalışmaların önemi burada devreye girer. Bu gruplar, kendilerince artık bir araya gelmeleri çok güç olan tarafları (AKP ve PKK / BDP ) –direkt veya endirekt- bir araya getirecek görüşmeleri tesis edebilirler. Farklı aktörleri ( CHP ’yi, Cumhurbaşkanı’nı) sahneye sokarak tarafların farklı görüş ve fikirler duymasına ve her bir tarafın kendi iddialarının haklılığına duydukları mutlak inancı sorgulamalarına kapı arayabilirler. Taraflara sadece kendi tabanlarının seslerine kulak vererek bir çözüme ulaşamayacaklarını, karşıdakilerin duygularının da dikkate alınması gereğini anlatabilirler. Maksimalist taleplerin çözümü dinamitlediğini göstererek, taleplerin kabul edilebilir bir düzeye çekilmesini sağlayabilirler. Diyalog üzerinden yürüyecek bir süreç, tarafların çatışmacı siyaset dillerine bir çeki düzen vermelerini sağlayabilir ve yangına körükle gidilmesinin önüne bir set çekebilir. 

3. Bugün Türkiye ’de “Hangi önleme başvurulacaksa başvurulsun, ancak yeter ki PKK bitirilsin” diye özetlenebilecek bir ruh hali var. Merkez medya da bu ruh halini besliyor. Mesela Vatan gazetesi “Biz daha fazla öldürdük” diye bağıran bir ölüm skor tablosunu manşete çekebiliyor. Ancak genele hâkim olan bu ruh halinden sağlıklı bir sonuç çıkmaz. Bu, hem yarayı daha fazla kanatır hem de ülkenin demokratik kazanımlarını ateşe atar. Dolayısıyla mümkün olan en kısa süre içinde bu halden kurtulmak ve toplumsal barışa varılabileceği düşüncesini tahkim etmek gerekiyor. Barışçıl çözüm alternatifleri üreten ve siyasileri bunun için cesaretlendiren grupların varlığı bu yönde işlev görebilir. Oluşan diyalog ve temas grupları farklı toplumsal kesimleri de harekete geçirebilir, farklı temsillere sahip demokrasi yanlısı grupların teşekkülünü tetikleyebilir ve hepimizi boğan bu havanın dağıtılmasını sağlayabilir. 

Demokrasi içinde daima bir yol bulunabilir. Tarafların iki aşırı kutba savrulduğu ortamlarda asıl ihtiyaç onların bir araya gelmelerini ve konuşabilmelerini sağlayacak köprüler inşa etmektir. Bu köprüler sayesinde, hem makul olanda uzlaşma arayışlarının “geri çekilme”, “korkaklık” veya “vatan hainliği” ile damgalanmasına karşı konulabilir, hem de süreci sabote etme girişimleri ve onların etkileri asgariye indirilebilir.Türkiye ’nin Kürt meselesinde bir bilgi sorunu yok, bir irade sorunu var. Barış ve diyalog köprüleri, bu irade sorunun aşılmasını sağlayabilir. 

Radikal İki, 16.09.2012