.: Atilla Yayla

Dinler ve İfade Özgürlüğü

Bir süre önce ilahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk’e bazı teolojik konulardaki aykırı yorumları nedeniyle çeşitli sosyal medya platformlarında şiddetli saldırılar yapıldı. Öztürk sözle taciz edilmiş olmakla kalmadı, ölümle dahi tehdit edildi. Bu durumdan rahatsız olan, aralarında benim de bulunduğum kimi isimler ortak imza ile aşağıdaki bildiriyi yayınladı:

“İnanç, düşünce ve ifade özgürlüklerini baskı altına almaya yönelen her türlü zihniyete ve eyleme karşı toplumun vicdanına sesleniyor, herkesi erdem ve adalete davet ediyoruz!

Bizler, son aylarda bir kısım dini çevreler tarafından, bazı Müslüman âlim, akademisyen, aydın ve yazarların farklı İslami yaklaşım ve yorumlarına karşı başlatılan sindirme, baskı, hakaret, tehdit, itham ve kâfirlikle damgalama faaliyetlerinin Müslümanlığın ve insanlığın hayrı ve vicdanı ile bağdaşmadığına inanıyoruz.

Yüzyıllardır İslam dünyasında Kelam, Hadis, Fıkıh ve Felsefe çevrelerince dile getirilen farklı görüşlerin, şiddet ve baskı ile susturulması çabalarının olumsuz neticeleri ortadadır. İlim ve fikir hayatında çöküşe yol açan tarihten dersler çıkarılarak düşünceye, ilim ve düşünce ile cevap verilmesini imkânsız hale getiren bu saldırgan tutuma karşı, toplumu duyarlı davranmaya çağırıyoruz.

Bu gibi meselelerde, İslam’ın ana kaynaklarının belirli tarzdaki bir yorumunu benimseyip farklı okuma ve yorumları adeta sapkın ve din dışı ilan edecek kadar ileri giderek İslam’ın temel kabullerine aykırı bulan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve ilgili kurumların da, bu tür resmi açıklamalardan uzak durması, farklı dini yorumlar arasında dengeyi sağlayacak ve ulemanın bu konuları müzakere etmesine ortam hazırlayacak bir tarafsızlıkla hareket etmesi gerektiğine inanıyoruz.

Kitlesel linç kültürünü harekete geçirecek ve İslam’ın özgürlükçü, akla ve reye vurgu yapan yorumlarının bu tür kaba ve mahkûm edici tavırlarla boğulmasına yol açacak şekilde, şiddet dili kullanan, tehditkâr gayretler ile Allah adına din tekelciliği yapılması karşısında, inanç ve ifade özgürlüğünün teminatı olacak bir duruş sergilenmesinin önemine işaret ediyoruz.

Sonuç olarak, inanç, düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı İslam adına gösterilen baskıcı tavırları kınıyor; farklı anlayış ve yorumlara kaba güç, hakaret, iftira, tehdit, tezvirat, yıldırma, itham ve baskı politikaları ile saldırılması karşısında, kamuoyunu, farklı görüşlere karşı hoşgörüye, erdemleri yüceltmeye ve vicdanın hakemliğine duyarlılıkla sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

Bu ve benzer olayların iki boyutu var. İlki sivil toplum içinden gelen tenkit ve tehditler. Tenkite evet ama tehdit kabul edilemez. Tehdit yağdırmak rutin davranış hâline gelirse o toplum sadece ifade özgürlüğünü değil barış içinde yaşama imkânını da kaybeder. Bu yüzden, hangi konuyla ilgili olursa olsun bu tür tehditler görmezden gelinemez ve hafife alınamaz.  İkinci boyut, kamu otoritelerinin bu tür meselelerde taraf olması. Bu ilkinden çok daha vahim, çünkü sivil toplumdaki tehdit ve saldırılardan kendini bir şekilde koruyabilecek olan insanlar devletten gelen tehlikeler karşısında aciz ve çaresiz kalır.

Çirkin tehditler yetmezmiş gibi Diyanet İşleri Başkanlığı da bir bildiri yayınlayarak Öztürk’ü eleştirdi. Oysa devlet organlarının bir taraftan bu konularla ilgili tartışmalara katılmaması, diğer taraftan toplum içinde boy gösterebilecek birilerine yönelik din ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı ve ihlâl edici yaklaşımlara, eylemlere engel olması gerekir. Çünkü ‘doğru din’, ‘isabetli dinî yorum’ devleti değil vatandaşları ve vatandaş gruplarını ilgilendirir. Devlet hangi dini veya din yorumunu doğru olarak alırsa alsın bazı vatandaşlara pozitif diğer bazı vatandaşlara negatif ayrımcılık yapmış olur.

İfade özgürlüğü elbette din dışı konular yanında dinî konuları da kapar. Türkiye ifade özgürlüğünü her açıdan olduğu gibi dinî düşünce ve yorum bakımından da genişletmek ve geliştirmek zorunda. Aksi takdirde, herkese zarar verecek büyük kötülüklerin doğma potansiyeli artar. Bir tür maskelenmiş veya dolaylı hâle getirilmiş engizisyoncu davranışlar ortaya çıkabilir.  Bunun ne demek olduğunu Arthur Versluis’in Mihriban Şenses tarafında çok başarılı şekilde Türkçeye aktarılan Yeni Engizisyonlar: Heretik-Avı ve Modern Totaliteryenizmin Entelektüel Kökleri (Paradigma Yayıncılık) kitabı açıklıyor. Yazarın işaret ettiği üzere bu tür bir suç özünde bir ‘düşünce suçu’ olacaktır. Bu totaliteryen yaklaşım dinî meselelerde fikir ayrılığını kriminal bir faaliyet olarak etiketleyecek ve çeşitli şekillerde cezalandıracaktır. Böylece her türlü insanî sınırı aşacak bir canavarlığa zemin hazırlayacaktır.

Türkiye bu potansiyel tehlikeden dikkatle kaçınmalı….

18 Haziran 2019