.: Hamza Al

Dinle Ey Cemaat

17 Aralık’ın üzerinden iki yıl geçti.

İki yıldır kirli ve çetin savaşın içindesiniz.

Ne olur bir durun! Bir nefes alın!

Durduğunuz safa bir bakın! Kime savaş açtığınızı görün!

Allah aşkına sivil bir örgüt, kendi hükümetine savaş açar mı?

Bir Cemaat, iki yıl kendi hükümetiyle mücadele eder mi?

Bir Camia, her önüne çıkanla ittifak kurar mı?

Bir Müslüman, göz göre göre kendini ateşe atar mı?

Ey Camia!

Sizi artık tanıyamaz olduk.

Gözünüz hiçbir şeyi görmez oldu.

Ne had gözetiyorsunuz ne hudut.

Muhalefet ile ihanet arasındaki o hassas çizgiyi korumadınız.

Muhalefet mi ediyorsunuz ihanet mi belli değil.

Kendinizi de ülkeyi de ateşe attınız.

Bu milletin en zeki çocuklarını aldınız, onları en güzel şekilde yetiştirdiniz ve şimdi de birer bozuk para gibi harcıyorsunuz.

Cemaat denince artık polis, savcı, medya, banka akla geliyor.

Cemaat misiniz polis teşkilatı mı belli değil.

Ey Camia!

Diyelim ki, devlet kendi polisini, savcısını yargılıyor, hapse atıyor, bir yerlere sürüyor.

Tamam da size ne devletin polisinden savcısından.

Yoksa siz İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türkiye temsilciliğini mi aldınız?

Hapse atılan yargıçlar ve polisler için dua kalmadı ettiniz.

Gerçekten merak ediyorum hangi yargıca ya da polise dua edileceğini nasıl biliyorsunuz?

Bir ölçünüz mü var, yoksa bir listeniz mi?

Yoksa bazı polisler ve yargıçlar sizden mi?

Ey Camia

Diyelim ki bazı bakanlar iddia ettiğiniz gibi yolsuzluk yaptı?

Tamam da niye şok oldunuz, neden şaşırdınız?

İlk kez bir yolsuzluk mu gördünüz?

Bu ülke hiç yolsuzluk görmedi mi?

Diyelim ki, yargı çalışmıyor, hesap sorulmuyor.

Tamam da size ne, siz ne zamandan beri bu ülkenin vicdanı oldunuz?

Yoksa siz bir sivil örgüt değil başka bir şey misiniz?

Ey Camia!

Doğrusu yaptıklarınızla ilgili iddialar çok ağır.

Hakkınızda mahkemeler devam ediyor.

Konular çok teknik ve yargı süreci adil işliyor mu bilemiyorum.

Fakat mahkemelerde aklansanız bile hakkınızdaki iddiaların birçoğu tarih boyunca size eşlik edecek.

Bense yapıklarınızdan yola çıkarak değil ama sahiplendiklerinizden yola çıkarak diyorum ki yanlış yoldasınız.

Hem de çok yanlış bir yoldasınız.

Ey Camianın temiz insanları!

Ey çocuklarımızın dershanedeki öğretmenleri!

Ey hizmet gönüllüleri!

Ne olur, birbirinize bakıp “biz ne kadar da temiz insanlarız” diyerek kendinizi aldatmayın.

Ey Camia!

Bu yazdıklarım zorunuza gitmesin.

İnanın ki, düşene vuruyor değilim.

Oldukça samimiyim ve bu fikirleri iki yıldır her ortamda dillendiriyorum.

Hatta ne kadar samimi olduğumu göstermek için belki yapmamam gereken bir şeyi yapıyorum. İki yıl önce, 17 Aralık’tan hemen sonra twitterdaki mesajlarımdan rahatsız olup bana sitemini bildiren o dönemde Cihan Haber’in başında bulunan Sayın Bilici’ye yazdıklarımı sizinle paylaşmak istiyorum.

Lütfen önce iki yıl önce verdiğim cevaplara bir bakın, sonra yukarıdaki yazıyı tekrar okuyun.

17 Aralıktan 6 gün sonra 23 Aralık 2013’te demiştim ki:

  • Size tavsiyem, iktidar alanından çekilmeniz, sivil kalmanız. Bunca hizmete yazık; iktidarın insanları nasıl bozduğu ortada. Bürokrasiye, yargıya, eğitime, iş dünyasına nüfuz eden böyle bir yapı iktidarı korkutur.
  • Kendinizi koruyun. Bu koruma çekilerek, susarak, alanı terk ederek olur.
  • En değerli silahınızı Hocayı çok kötü kullandınız.
  • Başbakan sizi politik arenaya çekti, asimetrik bir savaştasınız. [Kendinizi haklı görüyorsunuz ama] haklı olmanız işe yaramayacak.
  • Bürokrasiye, yargıya nüfuz ettikçe, sivillikten uzaklaştıkça bozulacaksınız. [Yolsuzlukları]  gazeteler yazar, yargı da yargılayabildiği kadar yargılar. Bir cemaat nasıl hesap sorar; ne adına sorar, kim adına sorar.
  • Siz kendinizi koruyun, bu kavgayı kimin bitireceği belli değil. Kazananı başkası olacak.

15 Ocak 2014’te demiştim ki:

  • Bizim devlete bakışımız romantiktir. Müslüman devletlerin birbiriyle savaşırken gâvurlardan yardım aldığını hatırlamak istemeyiz. Seni anlıyorum, cephedesin ve duygusalsın. Ama eski dostlar düşman olunca eski düşmanlar da dost oluyor.
  • Allah rızası için yollara düşmüş binlerce eğitim gönüllüsüyle bu dünyada da o dünyada da birlikte olmak isterim. Ama Emre Uslularla asla.
  • Ben sivil sayılırım ama siz ne kadar sivil kaldınız bilemiyorum. Artık cemaat denince savcı, polis, operasyon akla geliyor.
  • Olağanüstü dönemden geçiyoruz, normal dönem gibi davranamayız. Ben doğru yerde durmak istiyorum. Cemaatin doğru yerde durduğundan şüphem var.
  • Acı ama gerçek, çevremdeki muhafazakarların [neredeyse] hepsi başbakan gibi düşünüyor.

6 Nisan 2014’te demiştim ki:

  • Bu işlerin başında sizi uyarmıştım. Cemaatin emeğine ve birikimine yazık.
  • Tasfiye mahkemelerde olmayacak. Hükümet bu işi hukukla değil siyasetle çözecek. Her taraftan sizi tasfiye edecek.
  • Sizin gibi medya şeflerinin ve polis şeflerinin günahını kamudaki Cemaate yakın olanlar ödeyecek.
  • Bu iş siyaseten katl meselesi, hakla hukukla bir ilgisi yok; keşke olsa.
  • Dindar kesimi kendinize düşman ettiniz. İnsanlar kendilerini güvende hissetmiyor. Cemaat iktidar olursa bize hayat hakkı tanımaz diyor.
  • Dindarlar soruyor. CHP ile ne işiniz vardı. Kasetleri niye sahiplendiniz. MİT’le bu kadar niye ilgileniyorsunuz.
  • Siz masum bir muhalefet yaptığınızı söylüyorsunuz. Parti tabanı sizin ihanet ettiğinizi söylüyor.

12 Mayıs 2014’te demiştim ki:

  • Benim durduğum yer belli: Cemaatin polisi, yargıcı olmaz, ama okulu, dershanesi, derneği olur. Siz elinizi bürokrasiden, devlet de okullardan dershanelerden çeksin.
  • Hatırlıyorsan olaylar ilk çıktığı zaman sizi telefonda uyarmıştım, bu çıkışınız en fazla Cemaate zarar verir.

22 Ağustos 2014’te demiştim ki:

  • Yok yok, bu bir savaş, siz hükümete savaş açtınız, onlar da size; ama hükümet hukuk dairesinde kalmak zorunda, adalet her zaman lazım.”
  • Kendime adıma söylüyorum, gerçekten vahim durum, bu savaş bir yerde bitmeli, herkes geri çekilmeli.
  • Ali ile Muaviye arasındaki siyasi mücadele, nasıl dini bir bölünmeye dönüştü biliyorsun. Bu kırılma da derin ayrışmalara yol açacaktır.
  • Bizim Sarrafla, bakaracılarla işimiz olmaz.17 Aralıkta size cemaati koruyun demiştim. Mesajlarıma bak, dost acı söyler, bu işi sürdürmeyin.
  • Biraz devlet tarihi bilirim. Başkaları gibi Müslümanların da devlet tarihi çok temiz olmadı olmayacak gibi. Siz de dâhil.

Ve demiştim ki:

  • Benim çizgim çok net: Cemaat cemaatliğini Hükümet hükümetliğini yapsın. Cemaatin dershanesi, okulu, vakfı olur, polisi, savcısı, hâkimi olmaz.
  • Hocanın dini yönüne bir şey diyemem. Dün nasıl bakıyorsam yine aynı bakıyorum. Fakat politik kararlarını tasvip etmiyorum.
  • Dindarlar sizi mağdur görmüyorlar. İnan ki, bu mücadeleye girmeseydiniz, dershanelere ve okullara müdahale edilince herkes ayağa kalkardı.
  • İnan ki anlayamıyorum, benim tanıdığım cemaat mensupları melek gibi insanlar ama nedir bu istihbarat, kaset, tır, dinleme işleri.
  • Aralık 2013’te size yazmışım: Size tavsiyem iktidar alanından çekilmeniz, sivil kalmanız. Bunca hizmete yazık. Kendinizi koruyun. Bu koruma çekilerek, susarak, alanı terk ederek olur. Başbakan sizi politik arenaya çekti, asimetrik bir savaştasınız. Haklı olmanız işe yaramayacak.
  • Neyse zaman en iyi ilaçtır, şimdi kavganın sıcaklığı ne söylesek boş, ama biz Cemaatin tabanını seviyoruz ama Medya ve Polis şeflerini değil.
  • Biz ‘kavga etmeyin’ diyoruz siz ‘niye bizim yanımızda değilsiniz’ diyorsunuz. İnsanlar ‘bize sorarak mı kavga ettiniz’ der.”
  • Bir gün sizinle de barış görüşmeleri başlar. Fakat dostlar birbirini kolay affetmez.
  • Barış iyidir.