.: Hasan Yücel Başdemir

Din ve şiddet

Şiddetin kaynağının dinler olduğu hikâyesi çok eskidir. Özellikle Marksist ve materyalist temelli çevre ve kadın hareketleri doğaya, hayvanlara, kadına ve genel olarak insana yönelen şiddetin kökenlerini dinsel inanışta bulurlar. Onlara göre şiddeti ortaya çıkaran şey, insani davranış biçimleridir ve bu davranış biçimlerini tarih içinde büyük oranda din şekillendirmiştir.

Bu hikâyeye göre insanlar, bu antropolojik genlerinden kurtulmadan şiddetin durdurulması mümkün değildir. Tarih, bu tezi yalanlayan örneklerle dolu. Sovyet ve Nazi dehşetlerinin altında dinsel değil materyalist etkenler var. Terör örgütlerinindini temelli olanları kadar olmayanları da var. Bunun üzerine daha çok şey yazılabilir.

Son zamanlarda bu hikâyeye İslam’ın şiddeti üreten bir din olduğu söylencesi de eklendi. Sözde IŞİD, El-Kaide, Taliban ve Boko-Haram gibi örgütler, İslam’ın ya da İslam anlayışımızın şiddet üreten yüzünün yansımasıymış. Böyle yazan “sözde”İslamcı ve dindar yazarlar var.

İnsan bunları yazarken utanır. İsrail’in, Esad rejiminin, PKK’nın ürettiği şiddet nedir peki? Onlarda mı İslam’dan ve Müslümanların zihniyetinden çıkıyor. Bırakınız bunları, kötü niyetliler yazsın ama vicdan sahipleri yazmasın. Bu yorumlar, her şeyi din ve İslam üzerinden okuyup yorumlama hastalığının sonuçları. Terörün ve şiddetin dini, imanı olmaz.

Müslüman dünyadaki şiddetin sebebi, Müslümanlar olmadığı gibi ortada din adına ya da dini iktidar adına verilen bir mücadele de yok. Bu örgütleri ortaya çıkışına şöyle bir göz attığımızda bunları var eden süreçlerin Müslümanlarla yakından uzaktan ilgisi olmadığı görülür.

Birinci Perde: Afganistan

Hikâyenin birinci perdesi Afganistan’da başladı. 1979 yılında ABD ile doğrudan savaşa girmeyi göze alamayan SSCB, Afganistan’ı işgal etti. İki ülke kendi aralarında bir cephe açtılar ve savaşın kendi üzerlerindeki yıkıcılığını bertaraf etmek için bir Müslüman coğrafyayı “oyun” alanı olarak seçtiler. O günden bu yana Afgan halkı, kendilerine ait olmayan bir savaşın büyük mağdurları olmaya devam ediyor.

Taliban, bu sürecin bir sonucu. Şiddeti, selefizm üretiyor iddiasının ağızlarsa sakız olduğu bu günlerde bilinmesi gerekir ki Afganistan, Hanefi-Maturidi mezhebinin hâkim olduğu bir yer. Bu ekoller de selefizmden çok uzaklar. Buradaki şiddet İslam’la ve selefizmle ilgili değil, soğuk savaşın kalıntıları. Yıkılan istikrarın onarılamayan sonuçlarıdır.

Yıkılan istikrar şiddeti kurumsallaştırıyor ve kurumsal şiddet, kendisini en itibarlı olan değerlerin üzerine yıkıyor. İslam’la şiddetin hikâyesi de buradan çıkıyor.

Müslüman dünyada bugün yaşananlar, Afganistan meselesiyle doğrudan alakalı, çünkü o günden beri, şiddet İslamlaşma eğilimi gösteriyor. Marjinalleşen İslam değil, aksine marjinaller İslamlaşıyor. Müslüman dünya, o günden beri, bütün dünyadaki marjinalleri kendisine çekmeye devam diyor.

İkinci Perde: Irak

İkinci perde Irak’ta 2003’te açıldı. İkinci Körfez savaşı, yine bir işgaldi. 1991’de sona eren soğuk savaşın yerine baba Bush, Birinci Körfez savaşı ile ılık savaşı başlatmak istemiş ama bunu başaramamıştı. İkinci Bush, babasının yerine bu savaşı tekrar başlatmayı denedi ve bu kötülüğü “başardı”.

IŞID, ikinci körfez savaşının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Sömürgeciler, daha önce diktatörleri Müslümanların başına bela etmişti. Bu nedenle Müslüman coğrafya, siyasi istikrarı bir türlü yakalayamadı.

2003’ten sonra Irak, bu istikrarsızlık nedeniyle kendini mezhep savaşının içinde buldu. Geçen on iki yıl içinde yüz binlerce insan öldü ve yüz binlerce insan da yurtlarını terk etti. Geride kalanların, yaşamak için eski Irak ordusunun kalıntılarınagüvenmekten başka çareleri kalmadı ve IŞID, doğdu.

Bu insanlar, din adına bir şeyler yapmadıkları gibi iktidar mücadelesi de veriyor değillerdi; sadece huzurlu bir hayat yaşamak istiyorlardı. Şiddetin sorumlusu da onlar değildi; onlar şiddetin mağdurlarıydı.

Bugün şiddetten en fazla zarar gören İslam’dır, Müslümanlardır.

Yeni Yüzyıl, 25.11.2015