.: Site varsayılanı

Dikeni ayıklanmış Gül!

Geçtiğimiz günlerde eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün basın baş danışmanlığını yapmış olan Ahmet Sever, Abdullah Gül ile 12 Yıl başlıklı kitabını yayınladı. Doğan Kitap’tan çıkan bu kitap basında çokça yer aldı ve tartışıldı. O kadar tartışıldı ki, en son Abdullah Gül bir açıklama yaparak, kitabı kendisinin yazdırmadığını, telkinde bulunmadığını, hatta yazılmasına gönüllü bile olmadığını ifade etti. Gül, aynı zamanda mesajına kimsenin ifade hürriyetini kısıtlayamayacağını, dolayısıyla da yayınlanmasına engel olamayacağını da ekledi.

Kitabı ince ayrıntısına kadar okudum ve bir değerlendirme yazmaya karar verdim. Kitap, yakın dönem Türkiye politik tarihine Işık tutuyor ve genç kuşakların Türkiye’nin nereden nereye geldiğini görmesi açısından basit cümleleriyle rahatça okunabilir. Hadiseler yazarının gözüyle değerlendirilmiş ve bazen diyaloglarla da süslenmiş.

Kitapta Abdullah Gül’ün tavırlarından, hadiselere yaklaşım tarzından, olayları değerlendirme ferasetinden övgüyle bahsediliyor. Bu övgüyü anlayabiliriz. Çünkü yazarı Gül’e çok yakın olmuş, hatta ona dostluk etmiş ve pek çok kritik meselede cumhurbaşkanı tarafından kendisine danışılmış.

Fakat daha kitabın ilk cümlelerinden karşılaştığımız şey memleketçi değil, Batıcı bir tavır. Gül, Sever’e göre Avrupalı parlementerlerin övgüyle bahsettiği, kendi aralarından biri olarak gördükleri ve bu yüzden gurur duydukları bir başbakan. Sever’in daha girişte hissettirdiği bu Batılı tavır aynı zamanda Gül’ü överken Tayyip Erdoğan’a mesafe koyan bir tavır. Daha ileride hatta şunu ileri sürebilirim: Bu kitabın hedefi Tayyip Erdoğan’dır!

Gül ile alakalı subjektif övgü dolu ifadeler belki de Erdoğan’ın yerini alacak yeni bir liderin gelişini müjdeleme, yeni bir lider kültü geliştirme işlevini görüyor. Belki de kitap bir proje.. Bu fikire varmamın sebeplerini bazı anekdotlarla aktarayım. Elbette bu kısa olması gereken köşe yazısında bütün anekdotları aktarmak imkansız. Fakat kitap hakkıyla incelendiğinde söylediklerim kesinlikle daha iyi anlaşılacaktır.

Söz gelimi, Sever, Gül’ün Erdoğan’a cumhurbaşkanlığı makamındaki gorevini devrederken, “başbakanlık döneminde olduğu gibi cumhurbaşkanlığında da “Mayınları temizlenmiş bir alan” devredecektir” diyor. Yani, burada söylenmek istenen şey, cumhurbaşkanlığı makamında ordu ve onunla ittifak eden güçlerle mücadeleyi daha önce başbakanlık koltuğundayken yaptığı gibi Gül gerçekleştirmiş, sıkıntıyı o çekmiştir ve Erdoğan’a mayınlardan temizlenmiş bir alan bırakmıştır. Daha geçenlerde gazete manşetiyle idamla tehdit edilen Erdoğan anlaşılan Sever’e göre bugün çok güvende ve risksiz bir şekilde koltuğunda oturmaktadır!

Yine kitabında Irak Savaş’ı arifesinde tezkerenin geçirilmesi ile ilgili meselede Erdoğan ve Gül arasındaki fikir ayrılığından bahseden Sever, Erdoğan’ın derdinin tezkerenin geçmemesi durumunda liderliğinin zedelenmesi olduğunu söylerken Gül’ün derdinin ise memleketin en az hasarla meseleyi atlatması olduğunu söyleyerek Erdoğan’ın bencilliğini ima etmektedir. Halbuki Erdoğan, tezkerenin geçmemesiyle denklemin dışında kaldığımızı çok iyi biliyor ve söylüyordu. Bu ifadeyi kitabına da taşımasına rağmen Sever, kitabında sanki Erdoğan tezkereyi tamamen kişiselleştirmiş ve kendi liderlik sorunu ve ispatı için kullanmış gibi göstermektedir.

Yine Gül, kitaba göre ekonomiyi ayakta tutan isim. Gül’ün liyakate göre çok önemli isimleri atadığını söyleyen Sever’in kitabından böylece Erdoğan’ın liyakate göre değil, yandaşlarını daha fazla atadığı gibi bir imâ çıkıyor.

Batı’yı Gül’e yakın Erdoğan’a uzak bir şekilde resmeden Sever, bana göre Batı’nın kontrol edebildikleri liderleri sevdiğini de görmezden geliyor. Hatta Sever, yeni Türkiye adı altında Batı’dan uzaklaşılarak eski Türkiye’ye geri dönüş yaşandığını iddia ediyor. Gül’ün Türkiye’ye soft power yani yumuşak güç rolünü biçtiğini söyleyen ve bu iddiasını örneklendiren Sever Gül’ün ısrarla kimseyi ötekileştirmeyen son derece hoşgörülü bir lider olduğunun altını çiziyor. Ayrıca hiç siyasi hata yapmamış bir lider imajına sahip. Gül’ün bu imajının aksine Erdoğan kitapta sürekli hata yapan, hırçın, kavgacı, kızgın, hoşgörüsüz ve baskıcı olarak resmediliyor.

Son olarak kitabında Gül’ün tekrar cumhurbaşkanı olması konusunda partinin tavrının onu üzdüğünü, çok kötü kırdığını vs söylüyor Sever. Hatta partinin vefa konuşmasında Gül’e vefasızlık edildiğini hatırlatıyor. Herkes Gül’e savaş açarken o herşeyi sessizce içine atmış. Peki ama neden bu kadar sessiz? Hatta o söylememiş de danışmanı ısrar ederek dile getirmiş duygularını, kırgınlıklarını. Iyi de Orduya karşı bile dik duran Gül kendisine yapılan haksızlığa karşı niye böylesine sessiz? Bununla birlikte kitapta yıllardır arkadaşı olan diğer partililerin Gül’den niçin böyle aniden yüz çevirdiğine dair bir açıklama ya da değerlendirme yok. Herşey kişiselmiş gibi anlatılıyor. Erdoğan sanki sırf kendisi seçilsin ve Gül’ün önü kapansın, aday olamasın diye uğraşmış gibi. Bu kadar güvensizlik niye diye insan sormadan yapamıyor. Halbuki Erdoğan çok isteseydi ilk kendi cumhurbaşkanı olabilirdi fakat Gül’e teklif etti. Yazar bunu tam olarak sorgulamış gibi görünmüyor

Daha çok şey söylenebilir, eklenebilir ama maalesef yerim dar. Bu kitabın piyasaya sürülme zamanlaması kesinlikle manidar. Ben, eğer bu kitap seçim ortamında AK Parti’yi yeniden dizayn etmeye yönelik bir projeyse bu projeden en çok partiye yıllardır emek vermiş sayın Gül’ün zarar göreceğini düşünüyorum. Farklı kesimleri temsil eden bir kitle partisi olarak Ak Parti’de doğal olarak ortaya çıkan ve çıkabilecek olan fikir ayrılıklarından yararlanmaya, özellikle de cumhurbaşkanının ve başbakanın ya da bakanların vs danışmanları arasındaki fikir ayrılıklarından yararlanmaya çalışan her “fırsatçı” girişimi millet asla affetmeyecektir. Tarih böyle konularda mutlaka tekerrür eder. Abdüllatif Şener’i bu millet affetmedi ve affetmeyecek. Şener’in seçimlerdeki başarısızlığı dillere destan. Ak partide Erdoğan’sız ve Erdoğan’a karşı bu türden her girişim başarısızlığa mahkum olacaktır. Çünkü Erdoğan herhangi biri değildir. Çünkü millet ona bu yapılanı “ihanet” olarak algılar. Erdoğan, milletin gözünde kritik anlarda iradesini koyan ve karar alan ve tabanı tarafından kararlarına güvenilen bir liderdir. Sözü özü birdir dolayısıyla onun karşısındaki kişinin bir duruşa sahip olmaksızın arkadan iş çevirerek heryere gülücük dağıtmasını bu millet asla hazmedemez.

Biz bütün bunlara rağmen yine de Umalım ki Sever pis bir projenin parçası olarak değil de çok sevdiği sayın Cumhurbaşkanı Gül’e bu zamana kadarki vefa borcunu ödemek için yazmış olsun. Yoksa sayın Gül’ün millet nezdindeki itibarına gerçekten zarar verebilir.

19.06.2015, Yeni Söz