.: Berk Ünlü

Devletsizlik Hali Düşünülebilir mi?

Devlet her zaman varolduysa

Kurgular üzerinden devletsizliğin varolduğunu iddia edebiliriz. İddialarımız ise ancak kelimeler ile ifade üzerinde kendine yer bulacaktır. Sözel bir ifade şekli olarak devletsizlik arzu edilebilir bir durum olsa da sözel olmayan gerçeklik içinde olamaz. Devlet bugüne kadar belirli bir siyasal alandaki en yüksek siyasal otorite olarak tanımlandığından ve en yüksek siyasal otorite her zaman belirli bir alanda bulunacağından her zaman var olmuştur. Günümüzün karmaşıklaşan insan ilişkileri içinde veya basit ve ilkel denilen bir yaşamdaki insanlar arasındaki ilişkilerde devlet her zaman vardır. Devlet yaşamı düşünülemezin gerisinde yer alır. Her zaman düşünülebilirin içindedir ve zıddı düşünülemez dahi olduğundan gerçekleştirilebilir de değildir. Devletsizlik hali olmayan veya olamayan olarak tanımlanacağından düşüncelerin bile içinde olamaz. Devlet her zaman vardır ve eğer zekâmız yeni bir düşünsel ve somut boyut keşfedemezse olmaya da devam edecektir.

Peki otoritesizlik üzerinden devletsizliği düşünebilir miyiz? Herkesin mutlak bir eşitlik içinde siyasal ilişkileri gerçekleştirdiği yaşamda otoritenin olması ne kadar mümkündür? Bu durum da yine sadece kelimeler üzerinden sözel ifadede kendisini bulur. Ne konuda olursa olsun, ister bilenler yönetimi isterse belirli bir alandaki uzmanlık, otorite kavramı kendisini var etmiştir. Siyasal konularda en azından fikrini belirtip başkalarını etkileme noktasında otorite siyasal alanına sahip olmuş ve bu alanı genişletmiştir. İlkel yaşamlardan karmaşık siyasal ilişkilerin geliştiği günümüze kadar da aynı durumu görürüz. Otorite ve otoriteryen ilişkiler hep olmuştur. Otoriter ilişkilerin gelişmesini bir otoriteryenizm olarak yorumlamak ise doğru olmayabilir. Otoritenin en üstün siyasal durum olduğu iddiasında siyasalı yönetmiyorsanız otoriteryenizm içinde yaşamıyor olabilirsiniz. Otoritelerin varlığı yönetimin sadece otoriteryenizm içinde olduğunu göstermez.

Düşüncede devletin ortadan kaldırılması

Devletin olmamasını istemek sadece romantik hayaller içinde de olmasa gerek. Devleti istemeyenlerin bunu başarmak için gerçekleştirdiği siyasal eylemler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Öyleyse gidilecek bir yer olduğu iddia edilmiştir. Konu düşünce ile devletin yok edilmesine gelmiştir. Üstelik bu alanların silahların da işlemeyeceği alanlar olduğu iddia edilmiştir. Bu durum pek gerçeği yansıtmıyor. Özellikle devlet sert ve yıkıcı gücü ile düşünceyi silahlarla yönetmekte problemler yaşamamıştır. Otoriteryenizmi ile sertleştiği noktalarda düşünceyi silahlar ile kontrol etmek istemiştir. İnsanlar çeşitli zamanlarda sadece zihinlerinin içinde özgür kalmak ve istediği gibi düşünmek noktasında kalmıştır. Devletsizlik tanımlanırken devletçiliğe karşı bir güç kullanılmak istenmiştir. Otoriteryenizmi belki de kendi tarafına geçirerek devleti kendi otoritesi ile denetlemek çekici olmuştur. Bir devletin ise buna ne kadar izin vereceği tartışmalı olmuştur. Devlet belirli bir alana hâkim olurken zihni de bu alanın içine hapsetmek istemiştir.

Devletsizliği tanımlayarak devleti ortadan kaldırmak isteyenler kendi devletlerini ve devletçiliklerini ifade ederler. Devlet yoktur derken ve devleti yokluk ile tanımlamak isterken ifade ettikleri kendilerinin çizdikleri ve kendileri olan devlettir. Bu her ne kadar devletçi bir durum olmasa da devletin devamlılığının nerelerde gerçekleştiğin göstergesidir. Bu halde zihin devletin kullandığı yeni alan olmuştur. Devletsizliği bulacağını iddia eden bir aklın geldiği nokta devletin kişinin zihninde tanımlanmasıdır. Devletsizlik istenirken devlete daha çok kapı aralanmıştır. Her bir akıl devletsizliği tanımlamak isterken devlete zihinlerde yeni bir meşruiyet kazandırmıştır. Üstelik burada devlet çok daha sert ve keskin olacaktır. Diğerleri tarafından sınırlandırılamayacak olması bu devlet tanımının somut gerçekliğe yaklaşmasıyla ne kadar zarar verici olabileceğini de gösterir.

Düşünülen devleti düşünenler filozof krallar olabilir mi?

Özgürlükler açısından bakıldığında pek kabul edilebilir olmasa ve sadece düşüncede bile kalksa – ki bunun imkânsız olduğunu söylemiştik – eğer düşüncede devletin oluşması veya olmaması düşünenin iktidarını söz konusu yapabilir. Bu noktada siyasal güç salt düşünceden gücünü alabilir. Aynı zamanda düşüncenin yansıması olarak somut dünya da devletin olduğu yer olarak varlığını korumaya devam edecektir. Düşünülemezi düşünmeye çalışarak veya düşündüğünü iddia ederek aslında pek de yeni olmayan bir düşünceye izin verir insan. Filozof krallar bu noktadan türeyerek kendisine siyasalda bir yer bulur. Düşünen ve düşüncelere yön verenler devletin sahipleri konumuna gelir. Diğerleri ise bu devlete uymak zorunda kalabilirler. Düşünceler açık açık sıradan insanın özgürlüklerine tehlike yaratabilir. Devletin bu alanı devletsizlik düşüncelerinin de ortadan kalkmasına sebebiyet verebilir. Devlet devletsizliğe izin vermez. Düşüncenin kralları edindikleri filozof kral olma niteliği ile hem düşüncede hem somut gerçeklikte devletin sahipleri olurlar.

Düşünülemezin bir gün düşünülebilir olabileceği devletsizlik içinde özgür yaşamak isteyenler için bir umuttur. Zihnimizin sınırları içinde kendine yer bulamayan bu otoritesiz alan gelecekte belki de zekamızın gelişimi ile kendine yeni bir yaşam çizebilir. Filozof krallara veya despotlara gerek kalmadan devletsizlik yaşanılabilir. Bu günden ne olacağı kestirilemez bir durumdur bu. Bugün hayal bile edemeyeceğimiz durum yarının gerçekliği içinde kalabilir. Hepsi zihnimizin bize anlattıklarında kendisine yer bulur. Diyebiliriz ki devlet devletsizliğe bile bir yer açabilir. Devlet otoritesinden vazgeçerek en azından zihinleri özgürleştirebilir. Dikkat edilmesi gereken nokta ise devletsizlik arayışlarının daha çok devlete yol açmasıdır. Tehlikeli bir durumdur bu. Bir kere oluşmasına izin verilen devletin totaliterleşme eğiliminde olabileceği keskin bir sertliği de gösterir. Devletsizliği oluşturmaya çalışırken daha çok devleti oluşturmak beklediğimizden daha zarar verici olabilir.

21 Ocak 2019