Devlet teşvikli ekonomik yatırımlar sorunu | Hür Fikirler

.: Berk Ünlü

Devlet teşvikli ekonomik yatırımlar sorunu

Devlet ekonomiyi düzenlemeye ve kontrol etmeye devam ediyor

Devleti belirli bir alandaki en yüksek siyasal otorite olarak tanımlayabiliriz. Devlet aynı zamanda özünde bir siyasal kontrol mekanizmasıdır. Devlet kendini bu tanımlar üzerinden var eder. Kendisi dışında üst bir otorite tanımaması devletin kendi kendisine çeşitli siyasal roller yüklemesine de sebep olur. Yönettiğini varsaydığı ve düşündüğü vatandaşların yaşamlarını belirleme noktası da bunlardan bir tanesidir. Totaliter kontrolcülüğe kaysın veya kaymasın devletin bu belirleyici rolü üstlenmesi sadece günümüzün değil siyasal tarihin de önemli bir konusudur. Bu kontrolcülük ve düzenlemeciliğin yarattığı sonuçlar geçmişten günümüze siyasal tecrübeler olarak aktarılmıştır. Tecrübelerden yararlanmak sadece devlet açısından değil, yönetilenler açısından da son derece önemlidir.

Siyasal kontrol üzerinde düşündüğümüzde elbette karşımıza 20.y.y örnekleri çıkar. Özellikle sosyalist-kolektivist rejimlerin yarattığı felaketlerin etkileri günümüze kadar ulaşmaktadır. Devlet siyasal kontrolü üzerinden teknoloji ve kültür gibi alanları kendi lehine kullanırken ekonomiyi de kontrol etmekten uzak kalmamıştır. Özellikle ekonomi devletin çıkarlarını devletçilik adına gerçekleştirmek için önemli bir faktör olagelmiştir. Devletin ekonomik kontrolcülüğünün faydacılık açısından yarattığı onca olumsuz sonuca rağmen devletten neden hâlâ ekonomik faaliyetler beklenmektedir? Cevaplar devletin aldığı pozisyonların anlamlarında ve içeriğinde yatıyor olabilir.

Günümüzde devletin geçmişten farklı olarak aldığı pozisyonlar ve rollere olan inanç bu anlamda önemli bir faktördür. Devletsiz bir siyasal faaliyet ve fonksiyon gösterilemeyeceğini ortaya koymaya çalışan siyasal düşünceler özellikle böyle bir inanç yaratmaktadır. Küreselleşme gerçeğini tanımladıktan sonra, bu alanda devletsiz etkin olunamayacağını savunanlar, devletin kontrolcülük mekanizmasını kabul etmektedir. Devlete olan mutlak inanç burada önemli rol oynuyor. Devletçiliğin yarattığı olumsuz siyasal sonuçlara gözlerini kapatanlar da kontrolcülüğü teşvik ediyor. Devletin varlığını fırsata çevirip kendi çıkarını maksimize etmeye çalışanlar da bu durumda rol sahibi oluyor.

Yakın zamanda Türkiye’de çeşitli işletmelere devlet tarafından verilen ekonomik teşvikler devlet kontrolcülüğü üzerine düşünmeyi güncel alanda da gerekli kılıyor. Bir özel işletmenin “özel” olması gereğiyle devletten olduğunca uzak olması gerekiyor. Faaliyetlerini gerçekleştirirken elde etmek istediği kârlar devletin önüne engel koymadığı zamanlarda doğal olarak çoğalır. Ahlâkî bir boyuttan da bakıldığında özel işletme bireylere ekonomik açıdan devlet karşısında bir özgürlük alanı sağlar. Bu alan özellikle önemlidir. Bireyin birey olarak kalabilmesi ekonomik alanda devletten bağımsızlığına bağlıdır.

Özel işletmeler tanımlarının dışına çıkarak bireyin birey olma ahlâkından uzak kalmasını mı istiyorlar? Yoksa bu özel işletmeler devlete eklemlenmiş devletçi yapılar mı? Türkiye’deki devletin neredeyse kutsallaştırılması özel işletmelerin kendi çıkarlarını arka planda bırakması sonucunu mu getiriyor? Devlet kurguladığı sistem doğrultusunda özel işletmelere devlete eklemlenme dışında bir seçenek bırakmıyor mu? Söylediğimiz gibi büyük sorular cevapları bulmada önemli etkenlerdir. Soruları çoğaltabiliriz. Soruları çoğalttıkça da devlet ve özel işletmelerin iç içe geçmişliklerinin farkına daha çok varabiliriz.

 

Özel işletmelerin özel işletme olarak kalması

 Devletin “özel” işletmelerden hoşlanmadığı açık. Peki özel işletmeler devletçi sistem dışında faaliyet göstermekten hoşlanıyor mu? Her özel işletme için cevap farklı olabilir. Kimi özel işletmeler gerçekten liberal bir perspektif sahibidir. Bireyin özgürlükleri ve özel mülkiyetin koruması onlar için önemlidir. Böyle işletmelerin yanında maalesef ve elbette devletçilik üzerinden faaliyet gösteren işletmeler de vardır. Devletçiliği olumlayan ve devletçi ekonomiye eklemlenmeyi beğenen işletmeler ne kadar özeldir? Devletle ortaklığı olan işletmelere gerçek anlamıyla özel işletmeler denilebilir mi? Bu tip işletmeler özel mülkiyetlerini adeta devletin kullanımına açmıştır. Devletin birer uzantısı olan bu tip işletmeler ekonomik teşviklere de olumlu yaklaşmaktadır.

Devlet kendi açısından ekonomiyi canlandırma ve istihdam yaratma çabasındadır. Devletin uzantısı olmayı kabul eden işletmeler ise özel mülkiyetlerinin korunmasını hiçe sayarak devlet desteklerini kabul ederler. Devletle aralarındaki ilişkinin niteliği özel mülkiyetin aşınmasına veya kaybolmasına yol açar. Bir işletmenin özel mülkiyetini kaybetmesi hangi açılardan önemsiz olabilir? Geçmişten ders alamayan bir işletme tehlikenin farkında olmayabilir. “Yeni dönemin” gerçeklerinin devlet ile birlikte hareket etmek olduğunu söylemek çekici gelebilir. Uluslararası rekabette küresel işletmelerle rekabet etmenin başka bir yolu olmadığı söylenebilir. Bunların hepsi aslında gerçekten kaçmak anlamındadır. Eğer sizin rekabet gücünüz yoksa devletçilik size katkı sağlayamaz. Fakat siz devletçilik yüzünden kayıplarınızı arttırırsınız.

Bir özel işletmenin devletin ekonomik teşviklerini kabul etmesinde bir diğer önemli neden pragmatizmden kaynaklanabilir. Bugün konjonktüre göre davranıp yarın işleri farklılaştıracağını varsaymak doğru görünebilir. O gün için yapılacak rasyonel ekonomik faaliyetin devletle birlikte hareket etmek olduğu varsayılabilir. Kısa süreli kazançların devamlılığının olacağı düşünülüyor olabilir. Devletçiliğin faydacılık açısından önemli olduğu kabul edilebilir. Devletin teşvikleri sayesinde maliyetlerin yakın gelecek için düşürüldüğüne inanılabilir.

Pragmatizme inananların başka türlü düşünmesini ve hareket etmesini beklemek de gerçekçi olmazdı. Pragmatizmin getirdiği kısa dönemli kazanç birçok siyasal ve ekonomik aktör için çekicidir. Eğer pragmatizm etkinliğini devam ettirecekse belki de bu durum kaçınılmazdır. Bilmek gerekir ki pragmatizm bugünkü kazancı yarını kaybetmeye açılan yol olabilir. Bir işletme profesyonelliğinde bunu bilmek ve akıl etmek zor olmasa gerek.

Ekonomik teşvikler oyununun kaybedeninin özel mülkiyet ve bireyin negatif özgürlüklerinin olacağı açıktır. Pragmatik özel işletmeler ve devlet açısından bu durum problem olarak görülmüyor olabilir. Devlet özel mülkiyeti aşındırdıkça kendi çıkarlarını kuvvetlendirdiğini zannederken neleri kaybettiğini farketmelidir. Bugüne kadar bu durumun gerçekleştiğini kolaylıkla söyleyemeyiz. Devletçilik hâlâ popülerdir. Adı ister ekonomiyi büyütme ister istihdam yaratma olsun ekonomik teşvikler devletçiliğe kazandırmaya devam eder. Pragmatik çıkarları doğrultusunda devletin kontrolcülüğünün yarattığı olumsuzlukları hâlâ öğrenmek istemeyenlere söylemek lazım: Devletin kontrol ettiği alan büyüdükçe özgürlüklerin alanı küçülür. Özgür olunmayan bir dünyada elinizdeki “parayla” ne yapmayı düşünüyorsunuz?