.: Mehmet Ali İlkaya

Devlet Memurları ve Piyasa

 

Devlet memurları 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylaması ile kabul edilen Anayasa değişikliğindeki madde gereği “Toplu Sözleşme “ hakkı kazandılar. TBMM ilgili kanunun kabul edilmesiyle ilk toplu sözleşme görüşmeleri, yoğun tartışmalar altında yapıldı. Sonuçta anlaşma sağlanamadı ve top hakem heyetine kaldı… İzlediğim kadarıyla kamuoyu, memurların istediği oranda zam yapılması konusunda hemfikir. Memur sendikaları, çeşitli eylemler ile istediklerini almaya çalışıyorlar. Bu satırların yazarı da bir devlet memuru, ama ben genel kanaatin aksine zam ve diğer taleplerin bazılarının haksız talepler olduğunu düşünüyorum. Sendikaların yanlış stratejiler ile hareket ettiklerini ve en önemlisi vergi mükelleflerinin haklarını çiğnediklerini düşünüyorum. Zam taleplerinde adil ve ahlâkî olmayan unsurlar söz konusudur.

Devlet Memurluğu Serbest Piyasa Düzenine Aykırıdır

Ömür boyu iş garantisi ile istihdam edilmek, hantallığı ve verimsizliği getirir. Devlet memurları piyasanın üstünde ücret alarak haksız kazanç elde etmektedirler. Bu kazançlar da piyasada çalışanlar, katma değer üretenler tarafından finanse edilmektedir. Devlet memurları ve devlet kurumları verimsiz, kalitesiz iş görme kültürü ile varlıklarını sürdürmektedir. Hemen hemen hiç kimse “bir devlet dairesinde işim olsun” diye düşünmez. Birçok yurttaş, hiçbir hizmet almadığı (adalet, güvenlik, polis dışında) kurumların memurlarını hayatı boyunca ödediği vergiler ile finanse eder. Bir düşündüğümüzde adımımızı kapısından içeriye atmadığımız kaç tane devlet kurumu olduğunu saymaya kalksak üç beş gün uğraşmak gerekir. Potansiyel olarak bu hizmetlerin varlığı ile hizmet alma ilişkisinin kurulmasının kişi ve şartlara bağlı olması bu tek yanlı finansörlük ilişkisini doğru ve haklı kılmaz.

“İlk Durum” diyebileceğimiz bir zaman hayal edelim. Bir mahalle bir devlet olarak kurulsun. Bu devlette, 1000 kişi yaşıyor olsun. Bu 1000 kişiden 300 tanesi fabrika, ticarethane vb işlerde çalışıyor olsun. Bu devletin bu mahalleden 100 kişiye memur olarak iş verdiğini varsayalım. İlk ayın on beşinde memurlara ilk maaşları ödenecektir. Gerekli finansal kaynak çalışan 300 kişinin ödediği vergilerden oluşacaktır. Devlet kasası boş ise alınacak borcu da yine çalışan 300 kişi ödeyecektir. Memurların aldıkları maaş ile ödeyecekleri verginin kendi maaşlarını tam olarak finanse etmesi mümkün değildir. Bu tablo adaletsiz bir süreci işaret eder. Genel olarak devlet memurlarının finansmanı bu şekilde memur olmayan halkın vergileri ile sağlanır. Bu tek yanlı finansal transfer devam eder, üstelik halk karşısında devlet, memurları şımartır, sorumsuz davranışlara sevk eder. Öyle ki artık devlet memurları halka hizmeti unuturlar. Kırk yılda bir yapılan denetlemeler ise yine devlet memurları tarafından yapılır. Kısacası, kamu kurumlarındaki verimsizlik vb problemler devam eder gider.  Mevcut devlet memurlarının serbest piyasada iş bulma, işte ilerleme becerilerinin olmadığını hepimiz biliyoruz. Bir şirketin az çalışan, müşteriyi memnun edemeyen bir kişiyi işte tutması mümkün değildir. Ama devlet bu kişiyi ömür boyu iş garantisi ile işte tutar, sağlıktan emekliliğine değin bir sürü güvenlik sağlar ve hepimizin ödediği vergiler ile bunları yapar, şimdi sormak gerekir, adalet bunun neresinde?

Yeni anayasayı tartıştığımız bu günlerde, yeni anayasada; vergilerin kanunla kabul edilmesi, devlet memurlarının çalışma şartlarının yeniden düzenlenmesi, memur alımı için mecliste 2/3 çoğunluk ile karar alınması gibi hususlar yer almalıdır. Devlet bütçesi tüm halkın ödediği vergiler ile oluşmaktadır. Devletin sürekli büyüyerek oluşturduğu bütçe açıkları, iç borç ya da dış borç ile karşılanabilmektedir, dolayısıyla devlet memurlarının aldığı her lira tüm vatandaşların alın teridir.

Sendikalar Yanlış Yoldadır

Memur sendikaları hem devlet memuru sayılarının arttırılmasını hem de devlet memurlarının daha yüksek oranda gelir elde etmesini istiyorlar. Bu çelişkili bir istektir, mevcut bütçenin % 28’inin memur maaşlarına ayrıldığı durum daha ne kadar artırılabilir? Devlet, başka hiçbir yatırım yapmasın sadece memur maaşlarını ödesin demek ne kadar gerçekçidir. Sendikalar, sözleşmeli çalışma isteğinde bulunmalıdırlar. 3 ya da 5 yıllık sözleşme yapılmalıdır, işini iyi yapmayan personelin sözleşmesi yenilenmemelidir. Adil olan budur, yoksa ömür boyu iş ve gelir garantisi çıkmazı tüm sistemin çökmesine neden olacaktır.

Sendikalar, eşit maaş ve ücret uygulaması sisteminden vazgeçilmesini istemelidirler. Kurumun ve memurun performansına göre ücret verilmelidir. Bu yolla, daha çok personel çabası ortaya çıkar, müşteri memnuniyeti sağlanır. Yine, sosyal güvence primleri brüt olarak memurlara ödenmelidir. Dileyen devlet memuru, emeklilik ve sağlık primini dilediği sosyal güvenlik şirketine kendisi ödemelidir. Böylece kaç yılda emekli olunacağı, ne kadar emekli maaşı alınacağı ve nasıl bir sağlık güvencesine sahip olunacağı gibi konulara memurun kendisi karar verecektir. Çoğunluğu kariyer sahibi olan eğitimli kişilerin hayatlarına devletin karar vermesi biraz tuhaf değil midir?

Devlet memurlarının maaşları dışında daha acil problemleri vardır. Memurların siyasal katılımı, kılık kıyafet özgürlüğü daha önemli problemlerdir. Saçına, sakalına, giyimine kuşamına müdahale edilmiş birey özgür birey değildir. Sendikalar, bu hususla hiç ilgilenmemektedirler bu görüntü ile modern kölelik tüm inkişafı ile devem etmektedir. Bu tablodan hem sendikalar, hem de devlet memurları sorumludurlar. Devlet memurları kanunu değiştirilmeli, başta kılık kıyafet yasakları olmak üzere bireysel özgürlüğü kısıtlayan yasaklar tarihe gömülmelidir.

 

Ayrıca bakınız...

Barış iradesi provokasyonu yenecek!

Her barış ve çözüm süreci, doğası gereği, provokasyona açıktır. Provokasyonların amacı Kürt ve Türk kamuoylarında ...