.: Berk Ünlü

Dedikleri gibi, Bir Breaking Bad filmi: El Camino

Ben imparatorluk işindeyim*

I’m in the empire business*. Walter White’ın ağzından dökülen kelimeler Breaking Bad gibi tüm zamanların en iyi ve en beğenilen dizilerinden birisinin gittikçe kötüleşen ana karakterlerinin yaşamlarının nerelere sürüklenebileceğini bize gösteriyordu. Kendi halinde görünen bir lise kimya öğretmeninin uyuşturucu yapımı işinde yükselmesinin ve gittikçe kötülüğe doğru yönelmesinin sonuçlarını göstermesi açısından Breaking Bad çok önemli bir diziydi. Kötülüğün adeta oralarda bir yerde saklı olduğunu ve herhangi biri gibi görünen bir insanın bile içinden ortaya çıkabileceğini gösteriyordu. İçinde gösterilen onlarca kötülük ile dizi kötü karakterlerin sevilmesinin ne boyutlarda olabileceğini ortaya koyuyordu. Bu bir kötülük için mi kötülüktü yoksa hayata tutunmak için gösterilen bir kötülük müydü?

Jesse Pinkma, işletme ve pazarlama

Breaking Bad’in kaldığı yerden devam eden film El Camino’da, Mr. White’ın ve Jesse’nin filmin sonlarına doğru yemek yedikleri sahnede Mr.White’ın söyledikleri dikkat çekicidir. Mr.White, Jesse’ye okumak istediği bir bölüm olup olmadığını sorar ve onun business (işletme) ve marketing (pazarlama) için çok yetenekli olduğunu söyler. Bunu söylemek gerçekten önemlidir. Uyuşturucu üreticiliği ve satıcılığı ile hayatını devam ettirmeye çalışan Pinkman’ın normal bir hayat yaşasa iyilik adına neler yapabileceğini gösteriyordur. El Camino’da kötülüğün bulaştığı bütün noktalardan aslında uzak olunabileceğinin iddia edilmesi filmin karakterlerini daha iyi yapmıyor ama yaşamda bir çıkış arayanlar için önemli ölçüde fikirler ve göstergeler sergiliyor.

Sürekli bir kaçış hali

El Camino’yu heyecanlı kılan yönlerden bir tanesi de aslında Jesse Pinkman’ın sürekli olarak bir kaçış halinde olması. İstediği sadece yeni ve taze bir başlangıç olan Pinkman’ın bu uğurda yapabileceklerinin çapının gösterilmesi filme derinlik katmış halde. Kapalı tutulduğu kafesten kaçmasından, Skinny Pete’den yardım istemesine, Todd’un parasını bulmaya çalışmasından Alaska’ya olan yolculuğuna kadar Pinkman’ın kaçışı filmin sürekli bir heyecan içinde ilerlemesini sağlıyor. Yönetmen ve yazar Vince Gilligan’ın bunu filmde ortaya koyması ve işlemesi filmin çekiciliğini arttırmak için son derece önemli. Bir de, Jesse’nin yakalanmasını istemeyenler için bir kaçışın nasıl arzulandığının da göstergesi. Kim bilir kaç kişi Jesse kaçarken onun kaçıp kurtulmasını istemiştir?

İşleri düzeltmek

El Camino’nun başında Jesse’nin Mike ile diyaloğundaki önemli yerlerden bir tanesi de Mike’ın Jesse’ye “işleri asla yoluna koyamayacağını” söylemesi idi. Yeni bir başlangıç için insanları öldürmeyi göze almış olan Jesse’nin bunu Mike’tan duyması herhalde yıkıcı olmuştur. Bilge bir adam olma rolünü neredeyse bütün Breaking Bad, Better Call Saul ve El Camino’da elden bırakmayan Mike’ın söylediklerine kulak asmak Jesse için iyi olabilirmiş. Ancak buna Vince Gilligan izin vermek istememiş. Hem olacakları kabul edip polise teslim olan bir Jesse olsaydı işler izleyici için daha iyi mi olurdu? Polisten kaçış filmi mi daha ilgi çekici olurdu, hapishanede yaşananlar mı? Kararı Vince Gilligan vermişe benziyor.

Son Sınır: Alaska

El Camino’nun sonunda Jesse’nin ABD-Kanada sınırında ilk fark ettiği durumlardan bir tanesi sınırın ne kadar sessiz olduğu. Böyle bir yerde yeni bir yaşamın Albuquerque’deki yaşama benzemeyeceğini Pinkman belki önceden bilemiyor ama durum sonunda böyle oluyor. Üstelik herkesin elde edemediği bir yeniden başlangıcı elde ediyor Pinkman. Peki Pinkman’ın yeni bir yaşamı olabilecek mi? Eğer böyle bir yaşam olacaksa biz bunu bilebilecek ve izleyebilecek miyiz? Vince Gilligan sanki bu soruların olası cevaplarının sonlarına birer nokta koymamış. Jesse yeni yaşamına doğru arabasıyla ilerler ve filmin sonu gelirken Pinkman’ın kötülüklerden arınmış yeni yaşamının hayallerine kapılabiliriz. Breaking Bad ve El Camino’nun en önemli başarılarılarından biri de, Mr. White ve Jesse için yeni bir yaşamın gelebileceği hissinin her zaman taze tutulması. Unutmayalım ki Jesse hâlâ yaşıyor. En azından filmin sonundan bunun böyle olduğunu biliyoruz. Onun için iyilikleri mi isteyelim, yoksa adaletin sağlanmasını mı? Karar acaba gerçekten zor mu?