.: Vahap Coşkun

Darbecilerin işi zor

Darbecilerin ilk ve kısa vadeli hedefi, yönetimi ele geçirmektir. “Kardeş kanının dökülmesini önleme”, “bozulan millet iradesini tesis etme”, “meşruiyetini kaybetmiş bir iktidarın yerine meşru bir yönetim oluşturma”, “demokrasiye balans ayarı verme”, vb. gerekçeler, asıl maksadı gölgelemek için kullanılırlar. Darbe yapanlar, kesin ve az bir zaman içinde sonuç alacakları reçetelerine güvenirler ve ülkeyi en iyi şekilde kendilerinin yöneteceğine inanırlar. Bu nedenle engel olarak gördüklerini tasfiye ederler, yollarını açacak gerekçeler üretirler.

Darbecilerin ikinci ve uzun vadeli hedefi ise, toplumu bir forma sokmaktır. Tasavvur ettikleri toplum modelini yerleştirmek için toplumsal, siyasal, ekonomik ve kültürel tüm alanları zapturapt altına alırlar. Eğitimde müfredatı belirler, siyasi aktörlerin hareket sahasını tanzim eder, sivil toplum kuruluşlarına hareket sahasını gösterir, ekonomide kendilerini avantajlı kılan düzenlemelere girişirler. Hayal ettikleri toplumu kurmalarına muhalefet edenleri bastırmak için hem de hukuki kurallar icat ederler, hem de gayrihukuki tüm yollara baş vurmaktan imtina etmezler.

Darbe yapıldıktan sonra darbeciler iki tutum takınabilirler: Bazıları, güçlerini abartırlar, bütün yetkileri ellerinde toplarlar, oluşturdukları düzenin ilanihaye devam edeceğini düşünürler ve bu nedenle de sivil-demokratik bir yönetime geçmeyi akıllarının uçlarına dahi getirmezler.  Astığı astık kestik olma hali onların gerçekle bağlantısını koparır; iktidarın zehri bunları kör eder ve dolayısıyla oyun bittiğinde gitmeleri gerektiğinin farkına varmazlar.

Bazıları darbeciler ise daha kurnazdırlar: Darbeden sonra hızla tüm altyapıyı kurarlar, ardından iktidarı sivil yönetime devrederler. Böylece hem dış dünyaya karşı görüntüyü kurtarırlar, hem de iç kamuoyuna kendilerinin iktidar meftunu olmadıklarını ve yalnızca memleket için darbe yaptıklarını söyleme imkânı elde ederler. Türkiye’deki darbeciler genellikle bu yöntemi tercih ederler; darbeyi yaparlar, düzenlerini egemen kılarlar, sonradan görünürde çekilip ne kadar demokrat olduklarını anlatmaya koyulurlar ve kendilerine minnet duymamızı beklerler.  

Her iki darbeci türü de (hem sonsuza kadar iktidar makamını işgal edeceği zehabına kapılanlar, hem de sistemi oluşturduktan sonra kenarda duranlar) kendilerini koruma altına almaya azami özen gösterirler. Zira yaptıklarının toplum katında bir meşruiyetinin bulunmadığının bilirler. Bu itibarla gerek darbenin ve gerek darbeden sonraki faaliyetlerin tartışılmasını ve sorgulanmasını engellerler. Gün olur da devran dönerse, iktidardan düştüklerinde başlarının ağrımaması için yaptıkları anayasalara ve yasalara kurallar koyarlar ve kendilerine dokunulmazlık sağlarlar.

80 Darbesinin aktörleri de böyle yaptı. Anayasaya kendileri için zırh işlevi görecek maddeler koydular ve uzunca bir süre hesap verme korkusundan azade bir hayat sürdüler. Öyle ki darbenin başı Evren, daha yakın zamanlara kadar, televizyonlara çıkıp “Bugün olsa yine yapardım” diyerek idamları savunacak özgüveni kendisinde bulabiliyordu. Bir gün hukukun kendisine dokunacağını düşünmüyordu.

12 Eylül 2010 halk oylaması bir kırılma noktası oldu. Darbecilerin yargılanmasını önleyen anayasa maddesinin değişti, Türkiye’nin hemen her yerinden 80 Darbesi hakkında binlerce suç duyurusu yapıldı ve genel olarak darbelerle yüzleşilmesini talep eden bir kamuoyu oluştu.

MetroPoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’nin benim de aralarında bulunduğu bir akademisyen gruba yaptırdığı “Darbe Araştırması”, bu kamuoyunun darbeler ve darbeciler hakkındaki algısına dair önemli veriler içeriyor.

Öncelikle, halkın çok ağırlıklı bir kesimi (%79) herhangi bir nedenle ordunun darbe yapmasına karşı duruyor. Daha önce yapılan araştırmaların sonuçları ile kıyaslandığında, darbe karşıtlığı fikrinin halk nezdinde giderek güç kazandığı görülüyor. Zira KONDA’nın yaptığı çalışmalarda 2010’da % 47.2, 2012’de ise % 61.9 askerin yönetime el koymasının yanlış olduğunu bildirmişti. Partililerin darbe karşısındaki tutumu da oldukça ilginç veriler içeriyor. CHP seçmenlerin % 22.4’ü, MHP seçmenlerin ise % 27.5’i, ordunun darbe yapmasını desteklediğini bildiriyor.

Halkın yarısından fazlası (%54), siyasete müdahil olması halinde orduya olan güveninin azalacağını söylüyor. Buna mukabil CHP ve MHP seçmenlerinin dörtte biri, siyasete karışması halinde orduya olan güvenlerinin artacağını belirtiyor. Keza halkın % 82’si darbelerin ülkeye zarar verdiğini ifade ederken CHP’lilerin % 14’ü ve MHP’lilerin ise % 22’si darbelerin faydalı olduğu kanaatini taşıyor.    

Halk darbelerle yüzleşilmesini destekliyor. %68 darbelerin yargılanmasını haklı ve gerekli görürken, % 27 aksi düşünceyi savunuyor. MHP’lilerin %49’u, CHP’lilerin ise % 45’i yargılamaların doğru olmadığını düşünüyor.  Yargılamaların bir intikama dönüştüğü fikri de halk nezdinde muteber değil. Halkın % 71’i yargılamaları hukukun gereği sayarken, yargılamaların intikam hissiyle yapıldığını düşünenlerin oranı % 23’te kalıyor. Bu oran, CHP’de bu oran  % 47.5’e,  MHP’de ise % 41’e çıkıyor.

Halkın büyük bir kesimi TSK’nın darbe yapabileceğine ihtimal vermiyor; % 77.4, darbeler döneminin sona erdiğini belirtiyor. Buna karşılık % 14’lik bir kesim ise hala TSK’nın darbe yapabileceğini düşünüyor.
Araştırmanın en önemli verisi, halkın % 66’sının bir darbe yapılması halinde sokağa çıkıp bu darbeye karşı direneceğini söylemesidir. Siyasi tercihler bağlamında değerlendirildiğinde BDP’lilerin % 78’i, SP’lilerin ve AKP’lilerin % 71’i bu tavrı destekliyor. Elbette, bir ankete verilen cevap, daha sonra ortaya çıkacak bir durum karşısındaki davranışı mutlak manada belirlemiyor. Gerçekten bir darbe olduğunda ankette “direnirim” diyenlerin önemli bir kısmının böyle davranmayacağı da düşünülebilir. Ama önemli olan, böyle bir beyanda bulunacak bir darbe karşıtlığının gelişmesidir.

Halkın % 74’ü, darbelerin meydana gelmesinde siyasetçilerin sorumlu olduğunu düşünüyor ve askerler karşısında yeterince dirayetli olmadıkları için darbelerden siyasetçileri de sorumlu tutuyor.
Araştırmadan üç önemli sonuç çıkarmak mümkün: İlkin, tüm siyasiler ve siyasi partiler, toplumsal değişimi görmeli ve halktan gelen mesajı dikkate almalıdır. Genel olarak siyasi sorumluluk taşıyanlardan beklenen, askerler tarafından demokrasiye bir tasallut olduğunda, siyaseti ve demokratik düzeni koruma kararlığı göstermeleridir. Gerçek bir demokrasi için askerlerin sivillere kesin bir itaati zorunludur; eğer askerler bu itaati göstermekten imtina ederlerse sivillere düşen onları bu itaate zorlamaktır. Zoru gördüğünde şapkasını alıp gitmek veya askerlerin dümen suyuna girmek makbul bir siyasi tavır olarak addedilmiyor.

İkincisi, bütün sorularda CHP ve MHP seçmenlerinde hatırı sayılır oranda darbe destekçisinin olduğu görülüyor. Bunun nedeni –zannederim- CHP ve MHP’lilerin bir kısmının demokratik siyasete olan güvenlerini kaybetmeleri ve partilerinin normal demokratik mekanizmaları kullanarak iktidara gelebileceğine olan inançlarının azalmasıdır. İki büyük muhalefet partisinde açık siyasetten umut kesenlerin ve militer güçlere bel bağlayanlarının fazla olması ülke demokrasisi için göz önünde tutulması gereken bir tehdittir.

Üçüncüsü, sivilleşme ve demokratikleşmede adımlar atıldığı sürece askeri vesayetin güç kaybetmesi ve buna bağlı olarak da halkta kategorik bir darbe karşıtlığının gelişeceğini söylemek mümkündür. Bu da darbe niyetlilerinin işlerinin artık eskisine nazaran daha zor olacağı anlamına gelir.

 

Taraf, 31.05.2012