.: Vahap Coşkun

Darbe kapısını kapatmak

Ali Değirmenci, kısa bir süre önce Illinois Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Akarca ile önemli bir söyleşi yaptı. (Karar, 14.03.2016) Akarca’nın ekonomik veriler üzerinden bir modelleme geliştirmiş. Bununla partiler arasındaki stratejik oy geçişlerini, seçmenlerin eğilimlerini ve seçim sonuçlarını öngörmeye çalışıyor.

Söyleşide parti/seçmen ilişkisine ve seçmenlerin tercihlerine dair mühim tespitler bulunuyor. İlgilenenlere röportajı okumalarını öneririm. Ben bu yazıda Akarca’nın darbelere dair analizini aktarmakla yetineceğim. Üç noktaya dikkat çekiyor Akarca:

Muhafazakârlara Darbe

1. Darbeler hep muhafazakâr partilere karşı yapıldı. Müesses nizam, iktidarları rejimin modernleşme çabaları önünde bir tehdit olarak gördü. Ya darbeyle düşürdü, ya da yargıyla kapattı. 28 Şubat hariç tüm darbelerde tek parti iktidarı vardı. 28 Şubat’ta iki parti hükümetteydi ama her ikisi de muhafazakârdı. Darbeleri koalisyonlar takip ediyor. Ancak her seferinde muhafazakârlar tek bir parti çatısı altında toplanıp iktidara yürüyorlar, bu da yeni bir darbeyi doğuruyor.

2. Darbeler büyük bir ekonomik tahribata neden oldu. Akarca’ya göre darbeler yapılmasaydı Türkiye’de ya koalisyonlar olmazdı veya çok nadir olurdu. Son 65 yılın 24’ü koalisyonlar ve azınlık hükümetleriyle, 5’i de askeri yönetimle geçti. Tek parti iktidarları ile karşılaştırıldığında tablo şöyle: Milli gelir, koalisyonlarda 1.5, askeri yönetimlerde ise 2.2 puan daha yavaş büyüdü. Enflasyon koalisyonlarda 26.4, askeri yönetimlerde ise 7.8 daha yüksek oldu. “Şayet tüm yıllarda tek parti hükümetleri altındaki gibi büyüseydik şimdi kişi başına düşen gelirimiz % 56 daha yüksek olacaktı.”

3. Darbeler, demokratik siyasetin değerini düşürdü. Akarca, darbelerin siyasete olan negatif etkilerini iki başlık altında topluyor: Biri, “rekabeti önemli ölçüde sandalye kazanmak yerine orduyu etkilemeye kaydırmasıdır.” Diğeri ise “demokratik yollardan iktidar olma şansı olmayan marjinal grupları, orduya ve yargıya sızarak güç kazanmaya teşvik etmesidir.”

Türkiye’de siyaset karşıtı ve siyasetçilerin itibarsızlaştırmaya dönük yaygın ve etkili bir söyleme bu açıdan bakmakta fayda var. Aslında siyaset çok güç bir iş. Siyasetle iktidar olmak isteyen çetin bir mücadeleyi göze almak durumunda. Halka gidecek, menfaatleri ve düşünceleri farklı kesimleri uzlaştıracak, halkın isteklerini görecek, eleştirilerini alacak, ihtiyaçlarını karşılayacak, desteklerini kazanıp iktidara öyle yürüyecek. Kolay değil bu.

Oysa darbeyle yönetime el koymak daha kısa ve daha rahat. Burada demokratik siyasetin zahmetleri söz konusu olmaz. Milyonlarca seçmenin ayağına gidilmez. Eleştiri kabul edilmez. Taleplere yüz verilmez. Sadece askeri ve silahı elinde bulunduranların ikna edilmesi yeterli olur.

Darbe Kültürü

Türkiye’de 27 Mayıs’tan beri kökleşen bir darbe kültürü var. Darbe kültürü, özünde,  iktidara gelmek için halka ihtiyaç duyulmamasını ve halkın iradesinin gasp edilmesini ifade eder. Bilhassa muhalefetin demokratik bir yarışın neticesinde iktidar olma ümidinin olmadığı dönemlerde darbe kültürü hortlar. Muhalefet, halk desteğini arkasına alma beklentisini tamamen yitirdiğinde darbeye meyyal olur. Ancak bu yolla kazanabileceğini düşünür ve halkın takdiriyle gelemediği iktidar koltuğuna bir darbeyle tutunacağını hesap eder.

Her darbe bazı gruplara ve kişilere birtakım kazançlar sağlar. Ama her darbede kaybeden toplum olur. Burada darbelerin topluma ekonomik ve siyasi olarak çıkardığı faturalara değinildi. İnsani ve sosyal maliyetleri de anımsandığında darbelerin topluma nasıl bir cehennem yaşattığı daha iyi anlaşılır.

Elbette hafıza-i beşer nisyan ile malul. Darbelerin yarattığı zarar-ziyanlar da zamanla unutuluyor doğal olarak. Lakin darbe kapısının tamamen kapatmak için, her darbenin topluma karşı yapıldığını ve sonunda enkaz altında kalanın toplum olduğunu daima akılda tutmak gerekir.

Yeni Yüzyıl, 26.03.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/darbe-kapisini-kapatmak-1799