.: Metin Yıldız

Daha az Hürriyet daha çok hürriyettir

Haberiniz olmuştur sanırım. Hürriyet’in genel yayın yönetmeni resmen değişti. Fiilen değişip değişmediğini zaman gösterecek. Şimdiye kadar bunun bir işaretini göremedik ve yakın zamanda görme olasılığının da çok zayıf olduğu kanısındayım. Bunun nedeni Hürriyet’in yalnızca bir yayın organı olmayışı, bir anlayışı, bir zihniyeti temsil etmesi. Yayın yönetmeni değişikliğinin zorunlu olarak yayın politikası değişikliği anlamına gelmesi gerekmiyor.

Genel yayın yönetmeni değişikliğinin ilan edilmesiyle beraber gazete bir reklam, daha doğrusu bir  imaj yenileme kampanyası başlattı. Kampanya bence teknik bakımdan hayli başarılı, reklamlar kendini seyrettiriyor, ama kampanyanın içerik ve etki bakımından aynı başarı derecesini yakaladığı  kuşkulu. Reklam kampanyası “hürriyet” sözcüğü üzerine kurulmuş,  kurgulanmış. Spot söz herkese daha çok Hürriyet’in  lazım olduğunu vurguluyor. Bu sözde bir gerçeklik var, fakat hürriyet sözcüğünün  “h”sinin büyük değil küçük harfle yazılması koşuluyla.

Neden mi? Açıklayayım. Hürriyet’in insan hakları  sicili çok kötü. Bu kötü sicil içinde özgürlüğe verdiği manevi değer ve insanların somut özgürlüğüne gösterdiği saygı çok zayıf. Hürriyet deyince akla linç, karalama, ihbar kampanyaları geliyor. Ahmet Kaya’dan Akın Birdal’a, andıçlardan linç kampanyalarına, okulda namaz kılanlardan işyerinde başını örtenlerin ihbarına her özgürlük ihlalinde bu gazete adeta baş rolde. Gazetenin bir kısım çalışanlarının ve okuyucularının hali de bir tuhaf. Bir dostum anlattı. Geçenlerde liberalim diyen ama son zamanlarda CHP’yi ve CHP çizgisinde bir cumhuriyet anlayışını savunduğunu faş ederek liberalliği tatile gönderen, buna rağmen önüne gelenin liberalliğini saldırgan ve boyunu aşan bir uslupla sorgulamaktan imtina etmeyen bir arkadaşıyla uzunca bir sohbet gerçekleştirmiş.  Hayretler içinde bu arkadaşın  Ergenekon konusunda aynen militarist Kemalistler, ulusalcılar gibi konuştuğunu görmüş. Kendisine uzun uzun izah etmiş Ergenekon’un ne olup ne olmadığını. Hangi anlama geldiğini. Niye önemli olduğunu. Sanırım bu arkadaş pek mutlu olmamış söylenenlerden. Bir iki itiraz dillendirmek istemiş ama bu konuda ciddi bir tartışma yapmaya zihni mecali yokmuş. Acımış haline. Nasıl böyle yanıldığını anlamak için benzer durumdaki herkese sorulması gereken sorulardan ilkini sormuş. Cevabı alınca ikinci soruya gerek kalmamış. Soru hangi gazeteyi okuduğuymuş. Dostum şöyle tamamladı sözlerini:  “İyi ki sormuşum, cevabı duyunca arkadaşın problemini hemen teşhis ettim. Hürriyet okuyormuş. Sadece Hürriyet okuyormuş. Düşünebiliyor musunuz, liberal ve sadece Hürriyet okuyor. Sadece Hürriyet okuyan biri Ergenekon’a başka nasıl bakabilir ki!”. 

Aynı fikirdeyim, sadece Hürriyet okuyorsanız  yanılmanız ve yanıltılmanız kaçınılmaz. Bu gazete öyle bir gazete ki olanı olmamış, olmamışı olmuş gösterebiliyor. Sureti haktan görünüyor ama düpedüz faşist, ırkçı, otoriteryen bir yayın politikası izliyor. Darbelerin en aşklı destekçisi. Liberalizme ve liberallere de alabildiğine “düşman”. Hayır hayır, karşı değil, düpedüz düşman. Bu gazete faşist ama gerçek yüzünü sosyal hayattaki kendince zararsız  gördüğü renkliliği sayfalarında yansıtarak örtmesi sayesinde dostumun arkadaşı  gibileri yanıltabiliyor. Liberalim diyene bunu yapabiliyorsa bu Hürriyet, olmayanlara neler yapıyordur, varın siz tahmin edin.

Neyse, konuyu dağıtmayayım. Diyeceğim o ki Hürriyet gazetesi ve hürriyet arasında  giderilmesi olanaksız bir uzlaşmazlık var. Hürriyet gazetesi ile hürriyet adlı değerin karakterleri taban tabana zıt. Bu yüzden, gazetenin kampanyasını şöyle yorumlamak daha doğru olur. Herkesin gerçekten daha çok hürriyete ihtiyacı var. Bunun olabilmesi için ise herkesin daha az Hürriyet okuması gerekiyor.
Kısaca, herkese daha az Hürriyet demek herkese daha çok hürriyet demektir.