.: Mahmut Özdemirkol

Çözüm Sürecini Bitiren Kimdi?

Sırrı Süreyya Önder katıldığı bir programda tek bir insanın, tek bir yöneticinin sorumlu tutulamayacağını da belirterek  Çözüm sürecinin Davutoğlu’nun başbakan olması ile baş aşağı gittiğini ifade etmiş.

O günlerde Önder sürecin içinde olduğundan diyebilirsiniz ki “ondan daha mı iyi bileceğiz?” Bence demeyelim! Çünkü gelişmelerin birçok boyutunu sürecin içinde olanlar dışarıda olanlardan daha iyi gözlemleyemeyebilir. İçinde olanlar birçok sebep ile objektifliğini de yitirebilir.

Sürecin dışından biri olarak çözüm sürecinin Davutoğlu ile baş aşağı indiğini ifade etmek olgunun gerçekliği karşısında haksızlık olur. Zira Davutoğlu başbakan olduğunda takvimler 2014 yılının Ağustos ayını gösteriyordu. Bu tarihe kadar Önder’in de içinde bulunduğu HDP heyeti İmralı ve KCK’nın birçok unsuru ile görüşmeler gerçekleştirmişlerdir. Davutoğlu başbakan olmadan zaten sürecin ilerleyemeyeceği ve tıkanacağı belliydi. Burada genel hatları ile bunun önemli üç sebebine değinmek isterim.

Birincisi Öcalan’ın kendisini ve KCK yapısını TBMM aracılığı ile yasa içine dâhil etme ve çözüm için yine yasa ile bir komisyon kurulması isteğindeki ısrarı.

Öcalan’ın silahsızlanma çağrısını yapması için öne sürdüğü şartların başında bir yasal düzenleme isteğidir. Bu yasa ile Öcalan iki şeyi amaçlamaktadır. Kendisi için siyaset yapma olanaklarının geliştirilmesi ve KCK yapısının yasa ile meşrulaştırılması. KCK siyasi suikastlar dahil terör kapsamına girecek saldırıları olan ve esasen silahları varoluşsal bir değer olarak yücelten bir yapılanmadır. Tek taraflı bir irade açıklaması ile bütün Kürtler üzerinde totaliter iddiaları olan bir yapılanmadır. KCK sadece Türkiye’de değil, İran, Irak ve Suriye başta olmak üzere birçok devlet sınırında politik hedefleri olan ve bunun için şiddeti en önemli araç olarak öne çıkartmaktadır. Böyle bir yapılanmayı çözüm sürecinin ilerlemesinin şartı olarak yasal bir güvence kapsamına alma çabası kendi başına görüşmelerin baş aşağıya gitmesine sebeptir. Aynı zamanda Öcalan’a yakın HDP gibi nispeten meşru bir yapılanma varken ısrar ile Öcalan için yasal düzenleme çabası da sürecin baş aşağıya gitmesinde sebep olarak görülmektedir.

İkincisi Suriye’de doğan iktidar boşluğunu KCK’nın kendi lehine değerlendirme politikasını Türkiye’ye de dayatma çabaları.

Öcalan ve KCK Suriye’de doğan konjonktürden kendi lehlerine bir iktidar alanı fırsatı doğduğunu çözümlemektedir. Türkiye’nin Suriye politikasının bunun önünde engel olmaması için silahsızlanma adına gerçekleşen devlet/hükümet görüşmelerini kullanmaktadırlar. Yani silahsızlanma şartlarından biri de Türkiye’nin Suriye’de KCK’ye “sorun” çıkarmamasının sağlanması olmaktadır. Suriye’de KCK’nın iktidar alanının korunması hevesinde Türkiye’de Kürt Sorununun çözülmesi için doğan bu tarihi fırsatı kullanmak sürecin baş aşağı gitmesinin önemli sebeplerinden bir başkasıdır. Adeta Türkiye’deki imkân ve fırsatlar Suriye’deki konjonktüre feda edilmiştir.

Üçüncüsü silahsızlanma tartışmaları yaşanırken silahsızlanma gündemi veya dilinin HDP, Öcalan, KCK ve bunlara yakın basın yayın kuruluşlarında görülmemesi.

İmralı’da silahsızlanma görüşmeleri yapılırken sürecin sağlıklı yürütülmesi, güven verilmesi ve yol alınabilinmesi için sivil ve barışçıl bir dilin taraflara hakim olması gerekmektedir. KCK yöneticilerinin ve Öcalan’ın görüşmeler sürerken sürekli “halk savaşı” “büyük savaş” gibi söylemleri görüşmeler önünde engellerden birisidir. Örneğin Osman Baydemir ve Selahattin Demirtaş’ın “artık silahlar susacak” benzeri söylemleri bile Öcalan ve KCK’de rahatsızlık uyandırmakta ve bunlar açıkça kınanmaktadır. Onlara yakın basın kuruluşlarında bir barış değil bir savaşa hazırlık yapılması gerekiyor havası bu süreç boyunca, her zaman vardı.

 Burada belirtilenler sadece kaba bir özettir. Bu kaba özet bile çözüm sürecinin öne sürülen şartlardan dolayı neden ilerleyemediğini açıklamaktadır. Önder’in de içinde bulunduğu ve tarafı olduğu yukarıdaki yaklaşımın doğası gereği süreç zaten baş aşağı gitmeye mahkûmdu. Burada bir sorumlu aranacak ise dönüp öncelikle kendilerine bakmaları gerekir. Hayal bile edilemeyecek bir imkânı esasen Suriye’de ne olacağı belirsiz bir iktidar alanı için feda ettiler.