.: Atilla Yayla

Çözüm atağı ve liberal konum

Bu yazı Zaman Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.

Başbakan Erdoğan’ın öncülüğünde Kürt probleminin çözümü için yeni bir süreç başlatıldı. Savaş çığırtkanı ve ölü sever olmayan herkesin bundan memnuniyet duyması gerekir.

Gerisi sadece ve yalnızca teferruattan ibarettir. Şüphesiz, çözüme hangi noktada ulaşılacağını,  süreci başlatanlar ve sürecin ana tarafları dâhil, hiç kimse bilemez. Adı üstünde, süreç ilerleyecek, müzakereler yapılacak, alınacak ve verilecek ve bir noktada bir çözüme ulaşılacak. Başlamak yapmanın yarısıdır derler. Bu yüzden, başta Erdoğan olmak üzere süreçte yer alan herkes takdir ve teşekkürü ziyadesiyle hak ediyor. Ancak, çözüm arayışlarının başarıya ulaşması ciddî bir toplumsal destek bulmasına bağlı. Başbakan ülkenin en büyük partisinin lideri olarak, tabanını ikna etmeye çalışıyor ve bunda hayli başarılı. BDP de eskisine kıyasla daha yapıcı bir dil kullanıyor, sürecin kazaya uğramaması için dikkatli davranıyor. Milliyet Gazetesi üzerinden yapılan ifsat atağına rağmen medyanın da nispeten iyi gittiği söylenebilir. Ne yazık ki anamuhalefet partisi CHP ve Türk milliyetçiliğini esas alan MHP için aynı şeyi söyleyemem. MHP doğrudan ve açıkça barışçıl çözüme karşı. Savaşın şiddetlendirilmesini ve kaç cana ve neye mal olursa olsun Kürt nüfusunun bastırılmasını istiyor. Bu, MHP’nin geride bırakılan 30 yılın acı ve kayıplarından ders almadığını gösteriyor. CHP ise net bir pozisyon alamıyor. Parti içinde bir grup süreci desteklemek isterken “ulusalcılar” denen diğer kesim MHP’ye yakın duruyor. Bu çok üzücü, zira, çözüme odaklı ve milliyetçiliği değil ortak anayasal vatandaşlığı merkeze alan bir CHP çözüme gerçekten çok katkı sağlayabilir,  çözümün onuruna ve olacaksa siyasî getirisine ortak olabilir. Henüz iş işten geçmiş değil. Umulur ki CHP doğru olanı görür ve rotasını o istikamete kırar.

Kuşkusuz, bu problem sadece partilerin değil, herkesin, bu arada aydınların da problemi. Aydınları liberaller, sosyalistler ve muhafazakâr dindarlar olarak üç gruba ayırırsak, şunları söyleyebiliriz. Muhafazakâr aydınlar, bekleneceği üzere, AKP hükümetinin inisiyatifine destek veriyor. Sosyalistlerin demokrat olanları ve milliyetçilikten daha az etkilenenleri çözüme destek verme eğiliminde. Ancak, bunlar azınlık. Geniş sosyalist çevreler bir şekilde çözüm sürecinden rahatsız. İlginçtir, bunun sebeplerinden biri, çözümü AKP’nin sağlaması ihtimali. Solun bu kesimi zaten kendinde kerameti kendinden menkul bir üstünlük ve haklılık vehmediyor. Şiddeti “ama”sız ve bir ilke meselesi olarak kınayamıyor. Haklı haksız şiddet ayrıştırmasıyla PKK şiddetini açık veya örtülü olarak onaylıyor.

LİBERAL YAZARLAR DA KİM?

Ya liberallerin çözüm sürecine karşı tavırları ne? Liberaller diğer aydın gruplarıyla kıyaslandığında grup olarak varlık gösterme ve pozisyon almada monolitik bir bütün teşkil etmekten en uzak olan kesim. Dolayısıyla, hiçbir şekilde, “liberaller şöyle düşünüyor, böyle düşünüyor” denemez. Meselâ, benim bu konudaki görüşlerimin bütün liberalleri temsil ettiği, her liberalin benim gibi düşündüğü iddia edilemez. Ancak, medyada bu tür genellemelere gidiliyor. Engin Ardıç devamlı, Ahmet Kekeç, Yıldıray Oğur gibi köşe yazarları arada sırada “liberallere” atfen değerlendirmeler yapıyorlar. Bu tür yazılarında da daha çok Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal, şimdi yazmıyor olmasa da Ahmet Altan gibi yazarları kastediyorlar. Daha Kemalist ve nasyonalist kanatta yer alanlar Baskın Oran’ı, hatta özellikle ekonomide hiddetli liberalizm eleştirileri yapan Ahmet İnsel’i dahi liberal cenahta sayıyorlar. Keza, sosyalist olduğunu her fırsatta vurgulamasına rağmen Oral Çalışlar da liberal etiketiyle “damgalanmak”tan kurtulamıyor. Tuhaf bir durum. Bu isimlerin hiçbirinin liberalim dediğini veya yazdığını duymadım. Gözümden kaçan bir beyan varsa bundan haberdar edilmekten mutluluk duyarım. Buna karşılık, liberal olduğunu dünya âleme ilan edenler pek hesaba katılmıyor. Üstelik liberal teoriden haberdar olmalarına ve her meselede liberal bir pozisyon almalarına rağmen. Galiba bu tavır Tandoğan sendromunun liberallere topluca taş atmayı düşünenlerdeki bir yansıması. Memlekette liberaller olacaksa bunlar bizim tayin ettiklerimiz olabilir diyorlar. Oysa, durum, görmek isteyen için, açık. Liberallerin ne düşündüğünü gerçekten anlamak isteyenler medyada İhsan Dağı, Gülay Göktürk, Eser Karakaş, Şahin Alpay, Mehmet Barlas, Berat Özipek, Rasim Ozan Kütahyalı, Nagehan Alçı, Vahap Coşkun, Atilla Yayla, şimdi düzenli yazamıyor olsa da Mustafa Erdoğan ve daha az popüler medya ortamlarında (özellikle hürfikirler.com’da) yazan Yusuf Şahin, Faruk Özgür, Bilal Sambur, Şenol Kaluç, Buğra Kalkan, Ufuk Coşkun gibi yazarlara bakmak zorunda. Bu isimler felsefî anlamda liberalizmi benimsemiş ve bunu ilan etmekten hiçbir nedenle sakınmayan insanlar. Bu kimseler dururken asla liberalim dememiş olanlar nasıl olup da liberalleri temsil edebilir? Bu akla ve vicdana sığar mı?

Sürece ben nasıl bakıyorum? Elbette liberal açıdan bakıyorum ve şunları görüyorum. Bir liberal için belki de en önemli şey toplumsal hayatta şiddetin asgariye indirilmesidir. Bunun yolu her kişinin ve her grubun kendi hayatıyla ilgili kararları almakta özgür olmasından geçer. Hiçbir gerekçe bu hakkı ortadan kaldıramaz. Toplumsal grupların beraber yaşaması gönüllü olarak ortak hayatı sürdürmeyi istemelerine bağlıdır. Bunun için herkesin haklarda eşit olduğuna kani olması gerekir. Türkiye Kürtlerin nazarında bunu sağlayamıyor. Dolayısıyla, mevcut siyasî statünün Kürtlerin talepleri lehine değişmesi şart. Nereye kadar değişeceğini önceden bilemeyiz, ama bundan endişe etmek ve kırmızı çizgiler çekmek anlamsız. Çizgileri hayatın ve toplumsal yapının kendisi çizecektir. Meselelerin tam bir ifade özgürlüğü içinde tartışılabilmesi problemin gerçek boyutlarını görmeyi ve işler çözüm yolları bulmayı mümkün kılar. Bu çerçevede, demokrasi ve ifade özgürlüğü genişledikçe PKK şiddetinin meşruluk debisi azalır. Milliyetçilik, çözümde pusula görevini üstlenemez. Türk milliyetçiliği ne kadar meşruysa Kürt milliyetçiliği de o kadar meşrudur. PKK kayıtsız şartsız ve bir daha geri almamak üzere silah bırakmalıdır. Kürt hareketi siyasete ve sivil eylemlere yönelmelidir. Türkiye devleti de PKK’ya endekslemeden Kürtlerin gasp edilen haklarını iade için cesur adımlar atmalıdır. Bence, sağlıklı bir liberal bakışın ana hatları bunlardır. Ayrıntılar ayrıca tartışılabilir.