Çok-kültürlü eğitim, anadil ve Türkiye (2)

Türkiye’de eğitim önemli bir sorun alanı teşkil ediyor. Militarizm, milliyetçilik ve cinsiyetçilik içeren bir müfredat var. Bilhassa tarih kitaplarında milliyetçilik ve militarizm çok ağır boyutlarda. Eğitim sistemi, dini ve etnik azınlıkları görmeden geliyor, fakirleri yok sayıyor. Medeniyetin farklı kimliklerin katkılarının bir eseri olduğu, her kimliğin bu eserin bir parçası olduğu es geçiliyor. Eğitim, öğrencilerde farklılıklarla tanışma heyecanı uyandırmıyor; öğrenci ya diğer kimlikleri tanımadan ya da onlar hakkında çok sığ ve genelde olumsuz kanaatler edinerek okulu tamamlıyor. Dil, Türkiye’de eğitimin en güncel problemlerinden biri. Tek-kültür ve tek-dil esasına göre yapılanmış olan devlet, çok uzun bir süre Türkçe dışındaki dilleri hayatın her alanından silmeye gayret etti. Bastırdı, kısıtladı, yasakladı, cezalandırdı. Çocuklara verilecek adlara, yerleşim birimlerinin tarihsel süreç içerisinde edindikleri kimliklerine müdahale etti. Yazılı ve görsel yayını engelledi. Hele eğitimde, en küçük bir talebe bile tahammül edemedi. Hatırlayacaksınız, 2000’lerin başında üniversitelerinde Kürtçe dersi verilmesi için dilekçe ile başvuran Kürt öğrencilerin başlarına gelmedik kalmamıştı. Okuldan atılmış, mahkemelerde süründürülmüş, hayatları karartılmıştı. Bugün, eskisi gibi bir durum yok. Dil üzerindeki yasaklar peyderpey kaldırıldı. Yazılı ve görsel medyanın önü açıldı. Müfredatta -seçmeli de olsa- Kürtçeye yer verildi. Özel okulların, Türkçe dışındaki dillerde de eğitim vermesini sağlayan düzenlemeler yapıldı. Bunlar değerli kazanımlar olmakla birlikte Kürtlerin “kamusal nitelikli anadilde eğitim” talebi henüz karşılanmadı. ‘Sözde okullar’ Kürt siyasi gruplarının ve sivil toplum kuruluşlarının bir kısmı bu durumu değiştirmek için bir süredir çeşitli faaliyetler yürütüyorlar. Geçtiğimiz yıllarda, ilk hafta okulların boykot edilmesi çağrısında bulunuluyordu. Ancak bu çağrı bölgede çok geniş bir yankı uyandırmıyordu. Bu yıl da boykot noktasında bir farklılık olmadı. Fakat Kürdi-Der ve Eğitim-Sen, eğitim-öğretim yılının başında boykottan daha etkili, daha fazla ses getirecek bir çalışma yaptılar. Diyarbakır, Hakkâri ve Şırnak’ta anadilde eğitim verecek üç ilkokul açacaklarını duyurdular. DBH’li belediyeler, DTK ve HDP de bu çalışmaya destek verdi. Eğitimin başlamasıyla birlikte Şırnak ve Hakkâri’de 100, Diyarbakır’da ise 60 çocuğun kayıt yaptığı bu okullar açıldı. Ama devlet, bu “sözde” okulların, gerekli prosedürlere uymadığı için hukuksuz olduğuna karar verdi, okulları mühürledi, çok sayıda kişiyi de gözaltına aldı. Sivil mücadele Dillerin korunmasında ve geliştirilmesinde siyasi mücadeleler kadar, dilsel ve kültürel mücadeleler de önemlidir. Dünya tecrübeleri de buna şahitlik eder. Mesela Franco İspanya’sının ağır koşullarına rağmen Basklar dillerini muhafaza etmek için bir gizli ve sivil Baskça eğitim ağı kurmuşlardı. Bu ağ, devletin asimilasyonist politikasını geçersiz kılmış, Baskçanın hayata tutunmasını sağlamıştı. Ayrıca, 1978 Anayasasının kabulünden sonra oluşan “Bask Özerk Yönetimi eğitim alanındaki yetkisini kullanarak Baskça eğitim veren okullar açmaya başladığında bu eğitim için gereken arzı ve talebi, söz konusu mücadelelerin bir sonucu olarak bulabilmişti.” (Bu konuda bakınız: Vahap Coşkun, Nesrin Uçarlar ve Şerif Derince; Dil Yarası, DİSA Yayınları, 2010) Hem boykot ve hem de anadilde eğitim verecek kurumların oluşturulması bu bağlamda değerlendirilmelidir. İkisi de özü itibariyle demokratik ve barışçıl mücadele yönetmeleridir. Amaçları toplumun önemli bir kesiminin talebini dile getirmek, bu konuda farkındalık oluşturmak, yetkililer üzerinde baskı kurmak ve onları harekete geçirmektir. Açılan okullar bir şiddet içermiyordu, kimseye bir zarar vermiyordu. Bunlar tek başlarına anadilde eğitim meselesini çözüme kavuşturacak da değillerdi. Devlet okullarına karşı konumlanmaları, ona karşı bir alternatif oluşturmaları da düşünülemezdi. Temelde sembolik bir değer taşıyor, tabu haline getirilen bir konuyu tartışmaya açmayı hedefliyorlardı. Okul mühürlemek Hal böyle olunca devletin bu sembolizmi görmesi buna göre demokratik bir tavır alması gerekirdi. Ama devlet güvenlik güçleriyle okullarını üstüne gitti, sert bir şekilde müdahale etti, kapıya mühür vurdu. Bu, tamamen yanlıştır. Devlet için iki sorun söz konusu olabilirdi: Tabelalardaki “okul” ismi ve çocukların resmi okullara gitmelerinin sağlanması. Çözülmeyecek cinsten değildi bu sorunlar. Görüşmeler yoluyla her ikisi de halledilebilir, çocukların resmi okullardan alıkonulmadan Kürtçe eğitim verecek bu kurumlara gitmelerini de mümkün kılacak düzenlemeler yapılabilirdi. Ancak olmadı, Kürtçeye karşı tahammülsüzlük görüntüsü veren olaylar yaşandı. Kendi adıma bunu kabul edilemez buluyorum. Şundan eminim: Türkiye eğitimdeki bu dil sorununu aşacak, çok da uzun olmayan bir vadede çok dilli bir eğitim modelini benimsemek durumunda kalacak. Dolayısıyla bugün yapılan tartışmaların önemli bir kısmı da anlamını yitirecek. Bu nedenle devlet enerjisini boşa harcayacağına yarını planlamak adına temel hazırlıklara girişmeli. Başlangıç için Kürtçe dil öğretimi alanını genişletmeli. Bütün kademelerde anadilde eğitimin nasıl olacağı üzerinde kafa yormalı. Lise ve üniversiteye geçiş sınavlarına Kürtçenin entegre edilmesine çalışmalı. Bir an önce Kürtçe öğretmen adaylarının atamasını yapıp bu alanı cazip kılmalı. Dünyaya bakmalı, çok-dilli eğitim uygulayan devletlerin deneyimlerinden dersler çıkarmalı. (Salih Akın-Selda Araz; Kürtçe Seçmeli Dil Öğretimi: Sorunlar ve Öneriler, http://www.radikal.com.tr/yenisoz/kurtce_secmeli_dil_egitimi_sorunlar_ve_oneriler-1212628) Okul yakmak Bitirmeden, son günlerde yaygınlık kazanan okul yakma eylemleri hakkında da bir çift laf etmek lazım: Okulların mühürlenmesinden sonra PKK’nin gençlik yapılanması YDGH, bölgede 20’den fazla okula ses bombası ve molotofla saldırdı. Okullar hasar gördü, bazı okullarda eğitime ara verildi. Anadilde eğitim için siyasi ve demokratik mücadele vermek ne kadar meşru ise, bunun adına okul yakmak da o kadar gayri-meşru. Hiçbir şekilde tasvip edilemez bu saldırıların kimseye bir faydası bulunmuyor. Aksine YDGH bu tavrıyla baştan aşağı meşru bir talebi kriminalize ediyor. Bu nedenle herkesin, özellikle de haklı mücadelelerinin üzerine gölge düşmesini istemeyen anadil savunucularının, YDGH’nin bu eylemlerine karşı çıkması gerekiyor.

Serbestiyet, 19.09.2014

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et