.: Atilla Yayla

Çirkin Amerikalı

ABD hemen her zaman eleştiri oklarının hedefi. Bunun çok haksız olduğu söylenemez elbette. Ancak, her eleştirinin münasip ve haklı olduğu da iddia edilemez.

Sosyalistler yılarca ABD’yi büyük şeytan diye taşladı. Onu dünyadaki tüm kötülüklerin müsebbibi olarak gördü ve en kötü sıfatlarla yaftaladı. Bu tarzı karmaşık analizler yapmaktan ve gerçeğin çok yüzlülüğü tarafından zorlanmaktan kurtulma arayışı da teşvik etti. İlginç bir şekilde, Türkiye solu son zamanlarda bu konuda, tabiri caizse, epeyce kıvırdı. Amansızca ABD’yi taşlayan sol şimdi Erdoğan nefreti yüzünden ABD’nin derin devlet çevreleriyle açık veya örtülü, doğrudan veya dolaylı bir ittifak içinde. Eskiden beridir diline pelesenk ettiği “tam bağımsızlık” şiarını ise tamamen unutmuş görünüyor. Sebep, dediğim gibi, Erdoğan nefreti ve onun üzerinden geniş toplum kesimlerinden duyulan rahatsızlık. Solcularımız, Erdoğan’ın bağımsızlık adına ABD’ye karşı aldığı tavrı faraza bir sosyal demokrat hükümet almış olsaydı, o hükümeti övmekte sınır tanımazlar, övgü destanları yazarlardı. Bunun niçin ve nasıl olacağını görmek isteyenler arşivlere gidip Ecevit hükümetleri ile ABD arasındaki ilişkilerin sol çevrelerdeki yansımalarına bakabilirler. Şimdi yaptıklarıysa, en iyisinden, kulaklarının üstüne yatmak.

Eskiden beridir çok defa haksız yere ABD’nin müttefiki -hatta piyonu- sayılan çevreler de de ABD eleştirileri var ve bu eleştiriler gitgide yaygınlaşmakta. Bu çevreler içinde liberaller özel bir yer işgal ediyor. Nedeni ABD’nin liberal düşüncenin adeta sahibi ve tescil edilmiş vücut bulması sanılması. Bu yüzden, ABD’ye yapılan her eleştirinin liberallere gittiği, liberallere yönelik her eleştirinin de ABD’ye vurmak anlamına gediği sayılırdı. Elhak, liberaller arasında da kayıtsız şartsız ABD destekçisi gibi görünenler yok değildi. Ancak, köprülerin altından çok sular aktı. Bugün liberaller arasında da ciddî ABD eleştirileri yapılıyor. Eleştiriler Amerikan ekonomisinin -özellikle bazı sektörlerinin- yoğun biçimde devlet güdümlü olmasından ABD’nin emperyal dış politikasına, Amerikan devletinin kimi ülkelerde darbecilerle iş tutmasından -hatta bizzat darbe yapmaya kalkışmasından- diğer ülkeler ile kurduğu ilişkilerde çifte standartlılığına, bir “röntgenci devlet” olarak sadece kendi vatandaşlarını değil dünyadaki hemen her “somebody”yi takip etmesine kadar uzanıyor.

Bununla beraber, bazı ABD eleştirileri anlamsız ve hatta haksız. Bu tür eleştirilerin boy göstermesinin ana sebebi -yahut ABD’yi değerlendirirken yapılan en büyük hata- Amerikan toplumunun sivil toplum geleneği ve pratiği ile Amerikan devleti ve marifetleri arasında bir ayrım yapamamak. Bu yüzden, Amerikan devletinin yaptığı her hata Amerikan topluma da mal ediliyor ve haklı eleştiriler bile kolayca yanlış zemine kayıyor. Kabul etmek gerekir ki ABD’de -gitgide zayıflıyor olsa da- çok kuvvetli bir sivil toplum geleneği var. Bu gelenek bireysel özgürlüğe saygı, adâlet arayışı, çalışkanlık, tutumluluk, dayanışma, yardımseverlik vb. biçimlerde boy gösteriyor. ABD’de bir süre yaşamış olan herkse arkadaşça tavırlarıyla karşılaştığı, yardım aldığı, arkadaşlığından zevk duyduğu insanların var olduğunu bilir. Öyleyse bu çirkin Amerikalılar kimler ve neredeler? Elbette tüm Amerikalılar “çirkin” Amerikalı” olarak resmedilemez. Ancak, öylelerinin var olduğu da görmezden gelinemez. Sanırım çirkin Amerikalılar daha ziyade Amerikan devleti kadrolarında veya Amerikan devletiyle yakın ilişki içinde çalışan çevrelerde yoğunlaşıyor.

Bunlar tüm dünyanın ABD etrafında döndüğünü düşünüyor veya öyle olmasını istiyorlar. Bu amacın her aracı meşrulaştıracağına kuvvetle inanıyorlar. Bu yüzden aslında ABD’nin kurucu değerlerine de ihanet içindeler. Dertleri ABD’nin bir dünya imparatorluğu olması. Güce tapıyorlar. İri ABD devletinin sert ve yumuşak güce dayanarak dünyaya bir nizam verebileceğine inanıyorlar. Ama bu nizamın hizmet edeceği ana odağın Amerika daha doğrusu Amerikan devleti olmasını istiyorlar. Bu yüzden ilkeye bağlı bir çizgileri yok. İlke ve değerlerden bahsettikleri zaman da bunu ilke ve değerlerin hatırına yapmaya değil karşı tarafı köşeye sıkıştırmak için onları koz olarak kullanmaya meyilliler. Bir ülke ABD yörüngesindeyse gerekirse tüm “so called” Amerikan değerlerini tatile göndermeye, pek çok örneğin gösterdiği üzere, hazırlar.

Bu “çirkin Amerikalı” zihniyetinin son örneği Trump’ın bir twetinde boy gösterdi. Trump “Kürtlere saldırırsa ABD Türkiye’yi ekonomik olarak çökertir” dedi. Günün mana ve ehemmiyetine ne kadar uygun bir söz. Bu sözde birçok yanlışlık iç içe. Kürt halkının Marksist-Leninist Kürtçülerin borusunun örttüğü bir terör örgütüyle karıştırılması, bu örgütün bölgede yaptığı etnik, dinsel ve ideolojik temizliğin görmezden gelinmesi, Türkiye’nin en zor zamanlarında aynı cephede saf tutmuş bir ABD müttefiki olması, Türkiye’nin on yıllardır ABD’nin onda biri için dünyayı yakacağı bir terör belasıyla boğuşmakta olması. Hepsi unutulmuş. Dahası var.

Liberaller ekonomik model olarak piyasa ekonomisini savunurlar ve siyasî müdahalelerin piyasayı boğmamasını isterler. Bu doğruysa uluslararası ilişkilerde de ekonominin bir silah olarak siyasetin aracına dönüşmemesi gerekir, beklenir. Ne yazık ki dünya böyle değil. Ülkeler (kendi çapında olmak üzere, Türkiye dâhil) ekonomiyi diğer ülkelere istediklerini yaptırtmak için zaman zaman silah olarak kullanıyor. Bunu en fazla yapan ise ABD, çünkü o dünyanın en büyük askerî gücü olmanın yanında en büyük ekonomik gücü de. Üstüne üstlük parası da ana rezerv para. Bu yüzden, Amerikan devleti canı sıkıldığına ekonomi silahını çekiyor. Trump söz konusu sosyal medya mesajıyla bu gerçeği bir kere daha ifşa etti. Bu olay ayrıca Türkiye’de son zamanlardaki kur dalgalanmalarının ve bunun menfi ekonomik sonuçlarının sırf iç kaynaklı oluğu tezini de zayıflatıyor. Elbette problemin içte kökleri var ama dışta da ayaklarının olduğu açık…

Dileğim Amerikan sivil toplum geleneğinin kendini koruyarak güçlenmesi ve Amerikan devletinin çirkin Amerikalıların oyuncağı olmaktan olabildiğince kurtulması…

Yeniyüzyıl, 15 Ocak 2019