.: Ünsal Çetin

Cılız para politikasının bedeli

Döviz kurlarındaki yükselişi ‘dış güçlerin oyunu’ olarak gören veya ‘bir döviz krizi’ ile özdeşleştiren muktedir–muhalif dikotomisini daha önce yeterince ele aldım. Bu zihniyet yapısı hakkında daha fazla bir ifadem olmayacak.

Eğer gerçekten fiyat istikrarını hedeflemiş ve tutturmuş olsaydık, döviz kurları bu derece yükselmeyecekti ve bu seviyede dolarizasyon yaşamayacaktık. Cari açığın tehlikeli sınırlardan uzak tutulmasında döviz kurları ve faiz oranları fiyat sisteminin temel koordine edici göstergeleridir. Günümüzün fiat (hükmî/karşılıksız) para birimleri arasındaki kur hareketleri ve merkez bankalarının manipülasyon boyunduruğu altındaki faiz oranları 1914’te son bulan uluslararası Altın Standardı’nın kötü bir ikâmesi. Altın standardı ulusal seviyede ayağını yorganına göre uzatmanın ve sahte refah dönemlerinin önünü zamanında almanın çok daha dürüst ve disiplinli bir sistemiydi. Ancak, günümüzdeki sistemin kötü bir ikâme olması,  kur ve faiz ayarlamalarının yine de mümkün olduğunca serbest kalması için bir engel de değil.

Nitekim, son yılların döviz kurları yükselişi bizim için faydasız da olmadı. Alttan alta yürütülen bir küresel kur savaşı konjonktüründe, Türkiye’nin ihracatını, uluslararası rekabet gücünde bir çöküş yaşamadan, bir dereceye kadar da olsa yükselterek sürdürmesini sağladı. Bir bakıma, biz faiz oranlarını sürekli düşük tutuyorken (ve tutmamızın da katkısıyla), iyi ki döviz yükseliyor. Dövizin yükselmesini engelleseydik (engelleyebilseydik), asıl o zaman bir döviz krizinin tetiklediği ekonomik çöküşü yaşayacaktık. TCMB’nin döviz talebini düşürme amaçlı sözüm ona ince ayarlamaları ve idari nitelikteki diğer ‘döviz karşıtı’ tedbirler bir ‘devlet başarısızlığına’ işaret etse de, bu başarısızlık için fazlaca üzülmeye gerek yok.

Enflasyon %10’un altına düşmemek için neden bu kadar güçlü bir şekilde diretiyor? Bunun cevabını vermemiz gerekiyor.

Enflasyonu %10’un altına çekme hedefiyle, TCMB bir süredir “sıkı para politikası” uyguladığını ve “belirgin bir düşüş sağlanıncaya kadar” bu duruşun korunacağını dile getiriyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu politika yalnızca önceki dönemin negatif ya da sıfıra yakın reel faiz politika oranları ile kıyaslandığında sıkı bir politikadır. Önceki yazılarımda da ifade etmeye çalıştığım gibi, enflasyon hedeflerinin tutturulması için para politikamızın ‘yeterince süre boyunca daha sıkı’ olması gerekiyor.

Bu gerekliliği beklentiler, politika söylemi ve güvenilirliğinin oynadığı rol ile birlikte ifade etmekte fayda görünüyor. Son 15 yılın kemikleşmiş enflasyon beklentilerinin kırılması için enflasyonun sadece birkaç puan üstünde kalan faiz politika oranları yeterli olmuyor. Altını çizerek belirtmek lazım ki, para politikası söylemi para politikasının bir parçasıdır. Hükümet veya TCMB’den yansıyan, yansıyabilecek yalnızca söylem düzeyindeki çelişki ve farklılıkların bile bir zararı vardır. Hükümetin düşük faiz söylemi ekonomik aktörlerde bu cılız/nispî sıkı para politikasının dahi süreklilik kazanmayacağını düşündürüyor ve parasal politikanın zaten hayli kısıtlı olan tesirini buduyor. Bu da, seçim sonrası ya da enflasyonun %10’un altına düşmesi sonrası, faiz oranlarında tekrar gevşeme ve bu nedenle de enflasyonda yine yükselme beklentilerini besliyor.

Daha güçlü faiz adımı atmayı erteledikçe; cari açığı dengeleme ve fiyat istikrarı hedeflemelerimizde faiz oranlarını kullanmadıkça, döviz kanalının genişlemesine ihtiyacımız artıyor. Faizi düşük tutmanın bedeli olarak yüksek döviz kurlarını ödüyoruz. Uzun vadede, para politikası marifetiyle yapay bir şekilde düşük tuttuğumuz faiz oranlarının; yani enflasyonist para politikasının satın alım gücümüzü kesip kırpması gerçeğinden kaçamıyoruz. Bu gerçek, faiz oranlarını bir bedel ödemeden düşürebileceğimiz zannına kapılmamızı artık engellemeli. Enflasyon eninde sonunda satın alım gücümüzü azaltıyor ve azaltacak da.

Döviz kurlarındaki her atağı köpük olarak açıklayıp, “Türkiye gerçeklerini yansıtmadığını”, yükselişin geçici olduğunu, “dövizin düşeceğini” öngören ve her seferinde yanılan bir politika söylemi, para politikasının güvenilirliğine katkı sağlamıyor. Kur hareketleri yalnızca Türkiye gerçeklerini değil, bir bütün olarak küresel ekonomik, politik, hukuki gerçekleri, koşulları yansıtır. Serbest kur mekanizması döviz fiyatlarını, ülkelerin mevcut para arzları ve üretim seviyelerinin gerektirdiği seviyelere göre, olması gereken yere taşıyor. Fiyat sisteminin bu hareketlerine kızmak, ancak yağmurun toprağa düşüşüne kızmaya benzeyebilir.

Türkiye çok ciddi bir ekonomik yapı değişikliği sürecinde. İthalatımızın önemli kalemi olan enerjide yurt içi üretim seviyesini artıracak muazzam yatırımlar yapıyoruz. İlaveten, geçtiğimiz günlerde hükümet en büyük ithalat kalemlerinin yurt içinde üretimi için, bir liberalin destekleyebileceği, çok daha seçici ve akıllıca bir teşvik programı açıkladı. Yazıyı kısa tutmak amacıyla şimdilik sadece belirtmemiz gerekirse, cari açığın stabilizasyonunda fiyat sistemine ilaveten hukuk sistemi, girişimcilik kültürü ve ekonomik özgürlük de diğer önemli faktörler. Bunun en güzel örneklerinden birisi olarak, hukukun üstünlüğü ve sağlam mülkiyet hakları rejimine sahip olmamız durumunda, ülkemize doğrudan yabancı sermayeyi daha çok çekebilecek ve cari açıktaki gerilimi azaltabileceğiz. Dolayısıyla, bu alanlardaki gelişimimiz için de daha fazla adım atıldığını görmeyi isterdim. Ama maalesef, Türkiye’nin politik gündeminin ve ülke olarak zamanının, ilerleme enerjisinin de sınırları var.

Türkiye’nin değerini ve dolayısıyla ‘fiyatını’ artırmak için yapılacak çok şey var. Ama bunların içinde, şu anda, bizim için ilk büyük güçlük gerçek bir fiyat istikrarını hedeflemek ve tutturmak olarak görünüyor.

Ayrıca bakınız...

Geleceğin inşası ve muhafazakârlar

Geleceğin inşası ve muhafazakârlar

Fırınlarda, pastanelerde ve marketlerde imsakiyelerin dağıtıldığı, hemen her gazetenin bir ramazan sayfası veya ilâvesi verdiği, ...