.: Atilla Yayla

CHP’nin psikolojik durumu

Hayatın soyut ilkeler değil sosyo-kültürel yapı, sosyo-ekonomik faktörler ve sosyal psikoloji etrafında döndüğüne gitgide daha çok kanaat getiren bir toplumsal gözlemci olarak, CHP’nin anlaşılabilmesi için CHP kadrolarında ve tabanında hâkim olan duygu ve düşüncelerin, daha da önemlisi psikolojik havanın incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu her parti için geçerli elbette ama en etkili olduğu, en fazla somutlaştığı ve dolayısıyla en fazla gözlem ve tahlile malzeme olabileceği yer CHP.

İstisnaları olsa da ağırlıklı olarak CHP’lilerde ilginç ve tuhaf bir üstünlük algısı mevcut. Daha açık bir şekilde söylemek gerekirse, CHP’liler kendilerini diğer insanlardan daha üstün insanlar olarak görüyor. Üstünlüklerinin vatanseverlik, çağdaşlık, zekilik, hayat tarzı, kıyafet tercihi vs. gibi alanlarda tezahür ettiğine inanıyor. CHP’lilerin üstünlük algıları bireysel özelliklerinden ve durumlarından bağımsız. Yani üstün hissetmek için CHP’li olmak yetiyor. CHP’liler yaşa, tahsile, şehirli veya köylü olmaya, zenginliğe veya fakirliğe bağlı olmaksızın, sırf CHP’li oldukları için, kendilerini üstün görüyor. Onlar gibi olmayanları eğitimsizlikle, cahillikle, yanlış fikirler benimsemekle, özellikle siyasette isabetsiz tercihler yapmakla suçluyor.

Bir seyahatimde bir CHP’li vatandaşla uzunca bir sohbet yapma fırsatım oldu. Daha doğrusu o anlattı ben dinledim. CHP çizgisinin ne kadar uygar, bilgili, aydın, CHP’li olmayanların ise ne kadar eğitimsiz ve cahil oluğundan bahsetti. Yanlış hatırlamıyorsam lise mezunuydu. Benim başlangıçta sessiz kalmam ve başımı sallayarak dinlemem kendisini cesaretlendirmiş olmalı ki, konuştukça coştu, coştukça gürledi. Artık benim de bir iki söz etmeme müsaade etmesi gerektiğini anlayınca birden sustu ve tasdik bekleyen gözlerle baktı. Ben dışardan bir gözlemci olarak CHP’nin yanlışlarından bahsetmeye başlayınca şaşırdı. Bu kadar sessiz –ve de top sakallı- bir dinleyicinin CHP’li olmasını garanti saymıştı anlaşılan. Birkaç cümle sarf ettim, sonra sözü eğitim meselesine getirdim. Eğitim seviyesiyle siyasî tercihin doğruluğu arasında bir bağ olmadığını söyledim. Siyaset bilimi profesörü olduğumu da ekleyince gözleri fal taşı gibi açıldı. Daha sonra arkamdan neler dedi bilmem ama benimle konuşmayı hemen kesti, seyahatin geri kalan kısmı boyunca benimle göz göze gelmekten bile kaçındı.

CHP tabanındaki bu üstünlük duygusu bazı “akademik” araştırmacıların çalışmalarında da yansıyor, yansıtılıyor. Meselâ, eskiden beridir çiğnenen bir tekerleme, eğitim seviyesi yükseldikçe seçmenlerin CHP’ye oy verme oranının da yükseldiği. Tahsil seviyesi ile devletçilik arasında sıkı bir ilişki olduğunu düşünüyorum. Uzun yıllar bir merkezî yönetimin idaresi altında okul sıralarında pinekleyen kimseler devletten daha çok şey bekler hâle geliyor. Ancak, tahsil seviyesi ile siyasî tercih arasında anlamlı bir ilişki yok, yani eğitim seviyesi yükselen otomatikman CHP seçmeni olmuyor. Belki yirmi-otuz sene önce öyleydi, ama durum değişti. Meselâ AK Parti seçmenleri ile CHP seçmenleri arasında bu bakımdan önemli bir fark görünmüyor. Bu da anlaşılır bir şey. Türkiye’de yükseköğretim son yıllarda bir anlamda “demokratize” oldu. Üniversitelerin ve üniversite öğrencilerinin sayısı katlanarak arttı. Çok eskilerde şehirli CHP tabanına has yerler olan üniversiteler artık toplumum her kesiminden öğrencilere ve çalışanlara sahip.

Yazılarımda zaman zaman vuku bulduğunu iddia ettiğim “sosyolojik deprem”in ana kalemlerinden biri işte bu. Toplumun önündeki bariyerler biraz olsun alçaltıldığı zaman toplumsal yapının unsurları kendi mecralarını buluyor ve akıyor. 1970’ler hatta 1980’ler Türkiye’sinde “muhafazakâr üniversite profesörü” kavramı bir oksimorondu. Her üniversite profesörü bir şekilde ideolojik olarak laisist-Kemalist ve siyaseten CHP’li olurdu. Şimdi ise durum farklı. Diğer birçok alanda da öyle. Kısaca, CHP’nin üstünlük algısının sosyolojik alt yapısı tasfiye oldu. Ancak, CHP’liler hâlâ adeta üstün insan oldukları algısını koruyor.

CHP’nin teşkilât mensupları, özellikle seçim zamanlarında, olabildiğince geniş halk kesimlerine hitap etme ihtiyacı içinde olduğundan, bu üstünlük algısını diline ve davranışlarına yansıtmamak zorunda. Bu yüzden dikkatli. Ama tabanda böyle bir anlayış da endişe de yok. Sıradan CHP’liler fırsat bulunca sözüm ona üstünlüklerini sergileme ve başkalarını aşağılama yolunda doludizgin koşuyor.

Şüphe yok ki bu üstünlük algısı CHP’ye bazı maliyetler çıkartıyor.

Yeni Yüzyıl, 31.07.2018