.: Murat Yılmaz

CHP’nin ecinnileri

Kemal Kılıçdaroğlu’nun hala tartışılan bir kaset operasyonuyla Deniz Baykal’ın yerini almasıyla kolay yoldan CHP’nin yenileneceği ve değişeceği varsayımı aradan geçen altı yılda çökmüş durumda. Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında geçen son altı yıl, bugün itibarıyla ‘Yeni CHP’ iddiasının ve umudunun tükendiği dönem olarak tarihe geçmiş durumda. Bu dönem CHP içinde hizipleşmenin arttığı ve parti içi güven sermayesinin azaldığı bir zamanı da ifade ediyor. CHP artık Türkiye’nin temel meselelerinde bir parti programı ve ideolojisi etrafında bir arada siyaset yapan bir parti hüviyetini kaybetmiş durumda.

Tek önceliği ve ortak yönü, Erdoğan ve AK Parti karşıtı cephede meşru veya gayrimeşru mümkün bütün yol ve yöntemlerle strateji üretmek olan CHP, “bölünmüş parti” karakterini taşıyor. Kılıçdaroğlu bir genel başkan olarak bu bölünmüş partiyi yönetebilecek ve bir arada tutabilecek bir performans gösteremiyor. Kılıçdaroğlu ve hizbi bu başarısızlığı örtmek ve parti içi hizip çatışmasını engellemek için, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı üzerinden gerginlik ve kriz çıkarmak dışında bir seçenek üretemedi. Ancak bu seçenek o kadar çok ve hoyratça kullanıldı ki, Kılıçdaroğlu ve hizbi “yalancı çoban” konumuna düşmüş durumda. Nitekim son olarak şehit cenazelerinde yaşanan gerginlik, Kılıçdaroğlu’nun artık kendi hizbi dışındaki CHP’yi harekete geçirmekte zorlandığını gösterdi.

Karşıtlık dozunu artırmak

CHP Kılıçdaroğlu’nun hizbi dışında kabaca Ulusalcı/Kemalistler ve sosyalist sola/ HDP’ye yakın duran üç hizbe bölünmüş durumda. Kılıçdaroğlu’nun hizbi dışında kalan hiziplerin de CHP’nin değişmesi ve yenilenmesi bahsinde tutarlı bir program ve kadroya sahip olduklarına ilişkin bir işaret yok. Kılıçdaroğlu hizbinin parti içindeki iktidarını devam ettiren de bu durum zaten. Diğer hizipler de CHP için bir umut vaat etmiyor. Hatta tam aksine diğer hiziplerden herhangi birinin parti içinde iktidara gelmesi halinde, CHP’nin gerçekten bölünmesinin önünü açabileceği endişesi ağır basıyor. Kılıçdaroğlu ve hizbi, biraz da bu endişe dolayısıyla partideki iktidarlarını devam ettirebiliyor. Ancak Türkiye’nin temel meselelerine ilişkin yaşanan krizler, Kılıçdaroğlu ve hizbinin elini zayıflatıyor ve CHP’deki merkezkaç eğilimleri güçlendiriyor. Bu durumu örtmek ve parti içindeki iktidar mücadelesini engellemek için ise Erdoğan ve AK Parti karşıtlık dozunu artırmak dışında bir formül bulunamıyor.

CHP kendi içindeki ve Türkiye’deki probleme müdahale etme kabiliyetini kaybettikçe, parti dışındaki ve hatta ülke dışındaki gelişme ve krizlere umut bağlayan irrasyonel bir siyasete savruluyor. CHP’ye akıl veren kurmaylar, demokratik seçim kampanyalarından Mısır’daki Sisi darbesine kadar birbiriyle telif edilemeyecek seçenekleri her hafta model olarak öneren bir çaresizlik içinde savruluyor. Her başarısızlık CHP kurmaylarını ve CHP genel merkezini asabileştiriyor ve giderek dengesini kaybeden bir reaksiyonerliğe hapsediyor. Öyle ki giderek intihar bombacısı haleti ruhiyesi içinde, kendilerini yok ederek karşı cepheye azami zarar verecek strateji okumaları yapıyorlar. Toplumla, rakip parti ve zümrelerle yaşanan kutuplaşma ve çatışma giderek parti içinde taşınıyor. Başarısızlığın sebebi giderek daha yakınlarda, parti içindeki hiziplerde, parti içindeki diğer kimliklerde aranıyor. Parti içindeki mücadele giderek bir iç savaş mantığıyla ele alınmaya başlanıyor.

Bu mantık, CHP’nin parti içinde ve dışındaki güven ve ikna kabiliyetine ciddi zarar veriyor. Böylece Kılıçdaroğlu ve hizbi başta olmak üzere, CHP’deki bütün hizipler fasit dairenin içine düşüyor.

CHP, siyasi tabloyu değiştirecek bir hamleyi kendi içinden yapamadıkça Ergenekonculardan Paralel Devlet Yapılanmasına, imzacı akademisyenlerden liselilere kadar her kesimden bir tür Mehdi bekler gibi irrasyonel bir pozisyona savruluyor. Bir arada olamayacak aktörlerle hızla müttefik olabilen CHP, birbiriyle telif edilemeyecek argümanları peş peşe savunmaktan çekinmiyor. Bu durum aslında CHP’nin kuruluş döneminin tarihine ve mantığına uygundur. CHP krize girdikçe kuruluş dönemindeki reflekslerine dönüyor. Ancak CHP kuruluş döneminde bir iktidar partisiydi ve devletin partisiydi. Dolayısıyla bu savruluşları izah etmesine gerek kalmayacak bir iktidara sahipti. O dönemde CHP kimseye hesap vermeyen, tam aksine muhaliflerden topluma herkese hesap soran bir pozisyona sahipti. CHP çok partili hayata geçtikten sonra da “kendi muhalefette fikirleri devlette iktidarda” kalmayı başarmıştı. Bugün ise CHP her anlamıyla muhalefette… CHP ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu artık yaptıklarının hesabını vermek ve gerekçelerini izah etmek durumunda olduğunun farkında… Arkasında bürokratik iktidar ve devletin itibarı yok. Bu yüzden de CHP, bu savruluşlarının gerekçelerini topluma ve kendi tabanına anlatmak zorunda kalacak.

CHP bugün hayatın normal akışı içerisinde birbirine selam vermeyecek, hatta yüz yüze geldiklerinde kavga edecek aktörleri çatısı altında toplamış durumda. Erdoğan ve AK Parti karşıtlığı üzerinden bir araya gelen bu aktörler, açık bir başarısızlıkla karşı karşıyalar. CHP, politik sabır ve meşruiyet isteyen demokratik siyaseti değil, gayrimeşru yöntem ve aktörlerle hemen, acil, kesin bir devirme siyaseti arasında ikincisini tercih etti. Bu siyasette başarısızlık halinde “Kurtlukta kural düşeni yemektir” hükmünün uygulanacağının farkındadır. Bu kurala göre tasfiye edilen Deniz Baykal’ın yerine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, kuralın şimdi de kendisi için işlediğinin farkında. Bu yüzden bir yandan hala işe yarabileceğini diğer yandan da kendisinin gidişinin maliyetini kuralı uygulayıcılara hatırlatmak istiyor. Kılıçdaroğlu’nun açıkça üstelik hanım bir siyasetçiye küfretmesinin,  “Başkanlıktan kan çıkar” demesinin ve iktidarı sokak hareketleriyle tehdit etmesinin sebebi oyunun bu kuralında yatmaktadır.

Kılıçdaroğlu ve CHP, iktidarı ele geçirmek için şeytanla dahi işbirliği yapabileceğini göstermiş bir sicile sahip… Şeytanla işbirliği büyük güçlerle işbirliği yapmak gibidir: Kazanırsanız büyük payı büyük güç alır, kaybederseniz maliyeti büyük güç size ödetir. CHP ve Kılıçdaroğlu şimdi şeytanla yaptığı ittifaka rağmen kaybetmenin ağır faturasıyla karşı karşıya…

Kılıçdaroğlu “arabayı devirdiği” için artık kendisine yol gösteren çok oluyor. Gün geçmiyor ki parti içinden dışından Kılıçdaroğlu’na bir eleştiri yapılmasın, bir akıl verilmesin… Bu kervana en son Kılıçdaroğlu’nun siyasetbilimi doktorası yapan oğlu da katıldı. CHP’ye sokaklardan uzak durun ve seçmenlere ulaşmak için evlerle gidin diyen Kerem Kılıçdaroğlu, CHP’nin tarihi, ideolojik,  sosyolojik açmazlarından hiç bahsetmiyor. CHP bu problemlerle seçmenin evine girdiğinde bir kez daha yüzleşecek. Çünkü CHP kadrolarının ezici kısmı gittikleri evlerin yüzde 80’inde kendilerini tutamayıp seçmenlerin hayat tarzıyla kavga edecek. Bu bakımdan CHP kadrolarının evlere gitmesinin, CHP’nin oyunu artırmaktan ziyade azaltacak sonuçlar vermesi kuvvetle muhtemeldir.

Kreşlerde de örgütlenmeli

Görüldüğü üzere CHP henüz propaganda tekniklerinden öteye program, ideoloji, tarih, sosyoloji katmanlarına geçebilmiş değil. Bütün akademik hayatlarını darbe ve sokak hareketleriyle hükümet devirme teknik ve stratejilerine hasretmiş CHP’nin organik aydınları, CHP’nin normal ve demokratik bir parti olmasının önündeki temel engele dönüşmüş durumda… Bu yaz yeni darbe ve devrim teknikleriyle yeni akademik döneme hazırlanan CHP’nin organik akademisyenlerinin, liseler yetmez kreşlerde de eylemci bebeler örgütlemeliyiz şeklinde yeni ve parlak fikirlerle şeytanlarla anlaşmayı denemeleri muhtemeldir. Kendi pozisyonlarını “cinnet siyaseti”yle açıklayan CHP’nin organik akademisyenleri varken Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin burunlarını demokrasi oyununa sokmasını uzunca bir süre beklememeliyiz. Ancak CHP tabanının talep ve şikayetlerinin cinnet siyasetini, ecinni akademisyen ve siyasetçileri ilanihaye taşımasının mümkün olmadığını unutmamak lazım. CHP’liler şeytandan önce ecinni akademisyen ve siyasetçileri taşlayarak, bu ecinni taifesinin ve şeytanın şerrinden kurtulmadıkça amellerinin demokratik karşılığı seçim sandığında bir kere daha yanmak veya bu sefer çarpılmak olacaktır.

Star Açık Görüş, 18.06.2016

Ayrıca bakınız...

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Kartepe Zirvesi ve FETÖ’yü çözmek

Türkiye 15 Temmuz 2016’da sarsıntıları hâlâ devam eden müthiş bir olay yaşadı. Yargı tarafından FETÖ ...