.: Atilla Yayla

CHP’nin başarısı ve başarısızlığı

24 Haziran seçimlerinden sonra hemen hemen tüm partiler, seçimlerde başarılı olduklarını söyledi. Buna ilişkin en ilginç çıkışı Kılıçdaroğlu yaptı. CHP Genel Başkanı “tek kaybeden AKP” dedi. Böylece, dolaylı şekilde, partisini ve -hâliyle- kendisini başarılı bulduğunu beyan etmiş oldu.

Boş konuşma ve yazmalardan gün geçtikçe daha çok rahatsız oluyorum. Siyaset ve seçim sonuçları hakkındaki konuşma ve yorumların çoğu böyle. Bu yüzden, birkaç gündür, siyasî partilerin başarısının nasıl tanımlanabileceği ve ölçülebileceği üzerinde kafa yormaktayım. Kabaca şöyle bir tahlil planı geliştirdim.

Partilerin başarılarının çeşitli alanları var. İlki ayakta kalmak. İkincisi büyümek. Üçüncüsü seçimlerde sonuç almak.
Şimdi, örneğin Vatan Partisi asla seçim kazanamıyor, kazanacağa da benzemiyor, ama var ve ayakta. Seçim zamanları dışında sesi cüssesinden çok daha büyük çıkıyor. Israrı, sebatı, çalışkanlığı bakımından parti lideri Doğu Perinçek’i takdir etmemek haksızlık. Partinin fikriyatı ayrı bir mesele tabiî. Diğer taraftan, doğduktan hemen sonra, bir süre sonra veya ilk seçimlerde ölen çok sayıda parti de oldu.

Büyüme açısından bakıldığında hayatta ve ayakta kalan partilerin zaman içinde büyümesi bir başarı. Bu büyümenin hızı değişebilir ama mühim olan büyümek. Meselâ Millet Partisi, Diriliş Partisi gibi partiler var. Yılların partileri ama bir metre mesafe alabilmiş değiller. Adeta tabela partisi hüviyetindeler. Dolayısıyla, var kalmak bakımından başarılı olan bu partiler büyüme kıstası açısından başarısız. Aynı şey Vatan Partisi için de geçerli.

Seçimlerde alınan sonuç elbette partilerin başarı ölçütlerinin en somut olanı. Gelgelelim burada da işler ilk bakışta sanıldığından daha karmaşık. Partilerin seçim başarılarını da üçe ayırmak uygun görünüyor. Birincisi objektif, ikincisi sübjektif ve üçüncüsü nispî başarı.

Objektif başarı ölçülmesi en kolay ve tartışmaya en az açık olanı. Cari sistem içinde cumhurbaşkanlığını kazanan ve Meclis’te salt çoğunluğu elde eden parti objektif olarak başarılıdır. Kimse böyle bir başarıyı inkâr edemez. Hele hele Meclis’teki sağlanan çoğunluk tek başına Anayasa değişikliği yapmaya yetecek kadarsa ortada muazzam -ve bazı bakımlardan da mahzurlu olabilecek- bir başarı var demektir.

Sübjektif başarı partilerin seçimlerde kendine koyduğu hedefe ulaşma durumuyla alâkalıdır. Bu hedef kuşku yok ki partiden partiye değişir. Yerine ve duruma göre, tek vekille bile olsa Meclis’e girmek, Meclis’te grup kurmak, yüzde ile ifade edilen (%5, %10 gibi) bir oy oranını yakalamak sübjektif başarıya girer.

Nispî başarı da kendi içinde ikiye ayrılır. Bir parti, ilk olarak, kendisini tüm rakipleriyle veya kendi sıkletindeki partilerle karşılaştırabilir. Bir parti, ikinci olarak, kendisini bir önceki seçimlerdeki durumuyla karşılaştırabilir. Örnekler verelim. İyi Parti yeni bir parti olarak Meclis’te grup kurmak ve yüzde onu bulmak bakımından başarılı. Kendisini bilhassa kıyasladığı MHP ile karşılaştırıldığında da başarılı. Ama çok iddialı konuşan Akşener’in kaybetmesi yüzünden cumhurbaşkanlığı seçimi açısından başarısız.

Bu yöntemi kullanarak CHP hakkında neler söylenebilir? Adım adım gidelim.

CHP Türkiye’nin en eski partisi. Bu elbette bir başarı. Bu başarıda kendisi kadar hatta belki de daha fazla Türkiye’nin bürokratik vesayet sistemi tarafından uzun süre parti mezarlığına çevrilmiş olmasının da payı var, ama sonuç değişmiyor. CHP haklı olarak Türkiye’nin en eski siyasî partisi olmakla övünebilir. Bunun bir alt siyasal kültür ve ciddî bir parti sadakati yaratmış olması beklenir. Bunlar siyasette bazı durumlarda avantaj bazı durumlarda dezavantaj teşkil eder.

Büyüme açısından CHP çok başarılı görünmüyor. Artan seçmen sayısına rağmen genellikle %25 oy oranı civarında geziniyor. Sonradan çıkan Adalet Partisi, ANAP, AK Parti gibi partiler kendi dönemlerinde çok daha büyük ve iktidara yalnız başına ulaşabilen partiler hâline gelirken CHP ne ciddî bir büyüme gösteriyor ne de küçülüyor. Bir benzetmeyle CHP “orta boy parti tuzağına” takılmış vaziyette. Bu onun müzmin muhalefet konumundan çıkmasına engel oluyor.

Genel milletvekili ve son seferinde ona ilâveten cumhurbaşkanlığı seçimleri açısından bakarsak CHP bir bakıma başarılı bir bakıma başarısız. AK Parti’den sonra ikinci büyük parti olması başarı, ama zaten önceden de öyleydi. Adayın cumhurbaşkanı seçtirememesi açısından başarısız, ama adayının oy oranını yukarı taşıma açısından başarılı.

CHP kendisini AK Parti dışındaki partilerle karşılaştırırsa elbette başarılı. Ancak, problem öyle yapmaya en yakın parti olan CHP’nin iktidar alternatifi olamaması. BU sadece kendisi için değil ülke için de sıkıntı verici. Olağan şartlar altında bir demokraside her iki-üç dönemde bir iktidar partisi değişikliğinin olması sağlıklı ve yararlı. Ve bu değişikliğin hep aynı gelenekteki partiler arasında (meselâ merkez sağ içinde) olmasındansa başka gelenekler arasında vuku bulması tercihe şayan. Ne yazık ki CHP bunu yapamıyor. Bundan dolayı, parti kurmayları bir başarıdan bahsediyorsa da,  Muharrem İnce’nin işaret ettiği gibi, CHP’nin üzerine koyu bir başarısızlık etiketi yapışmış vaziyette.

Yeni Yüzyıl, 26.07.2018