.: Ömer Çaha

CHP’deki savaşın seçmen davranışına etkisi ne olur?

Yönetimdeki bölünmeyle birlikte CHP içinde beklenen hesaplaşmanın adımlarından biri atılmış oldu. Bilindiği gibi Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal’ın kaset skandalının ardından bir oldu-bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturmuştu.

Kılıçdaroğlu, kaset skandalı patlak verdiğinde genel başkanlığa aday olmayacağı yolunda açıklamalar yapmasına rağmen, delegelerin tam da Baykal’ı göreve çağıracağı sırada Önder Sav’ın bir operasyonuyla genel başkanlık koltuğuna oturuverdi. Kılıçdaroğlu’nun böyle bir yoldan genel başkanlığa gelişi ileride olacakların da habercisiydi. Bu, Kılıçdaroğlu’nu en az iki hesaplaşmanın beklediği anlamına geliyordu. Birinci hesaplaşmayı gölgesinde kaldığı Önder Sav’la, ikincisini de yaralı cesedi üzerinden koltuğuna uzandığı Deniz Baykal’la yaşaması kaçınılmazdı.

Tüzük tartışmaları münasebetiyle patlak veren parti yönetimindeki bölünme süreci ilk hesaplaşmanın fitilini ateşleyen olay oldu. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturduğundan beri Önder Sav’ın gölgesinde kalmaktan kurtulamadı. Sav’ın gölgesinde kaldığı görüntüsü birçok olay vesilesiyle kamuoyuna yansıdı. Bu, nereden bakılırsa bakılsın bir lider için kabul edilemez bir durumdur. Bir liderin parti örgütüne ve seçmene güven vermesi için parti yönetimine hakim olduğu imajını uyandırması; bunun üzerinden partisine ve kendisine karşı teveccüh kazanması gerekir. Parti yönetimine tam olarak hakim olamayan, altındakilere söz geçiremeyen silik ve sönük bir lider imajı doğal olarak seçmen nezdinde kabul görmez. Böyle bir örnek Türk siyasi hayatında yoktur. Çok partili sistemi bir yana bırakın, tek partili sistemde bile seçmeni peşinden sürükleyen şey güçlü lider imajı olagelmiştir. Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’de partilerini iktidara taşıyanlar hep güçlü liderler olmuşlardır.

Kılıçdaroğlu, genel başkanlık koltuğuna oturduğundan beri oy kaybediyordu. Referandumda ortaya çıkan sonuç, Kılıçdaroğlu’nun aşınan kredisini ortaya koyan bir tabloydu. Referandumda hayır yönünde tavır belirleyen partilerin toplam oyu 2007 genel seçimlerinde yüzde 48 olmasına rağmen, bu partiler referandumdan ancak yüzde 42 düzeyinde bir destek çıkarabildiler. Bu tablo, CHP’nin Kılıçdaroğlu öncesindeki oy oranı düzeyinde dolaştığını ortaya koyan bir resimdir. Referandum sonucunda oluşan resmi bu şekilde okuyanlar referandumdan sonra Deniz Baykal’ın liderliğini yeniden seslendirmeye başladılar. Baykal’ın medyada boy göstermeye başlamasının bununla bağlantılı olduğunu tahmin etmek güç değildir.

Medyada yükselen Baykal seslerinin Kılıçdaroğlu’nu bekleyen ikinci hesaplaşmanın da işaret fişekleri olduğunu unutmayalım. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Deniz Baykal’ın kaset skandalında aldığı ağır yaradan kurtulması için partisinin kendisine sahip çıkması ve onun etrafında kenetlenmesi gerekirken, Kılıçdaroğlu fırsatçılık yapıp Baykal’ı aldığı yarayla baş başa bırakarak onun koltuğuna kuruluverdi. Aslında Kılıçdaroğlu daha o zaman Baykal ile Sav arasındaki gizli çatışmanın manevra alanı haline gelerek kendi siyasi geleceğini tehlikeye attı. Önder Sav onun üzerinden Baykal’ı tasfiye etmeye çalışmış, Baykal da bunu gördüğü için Kılıçdaroğlu’nu kerhen destekleyerek bir bakıma onun gölgesinde mevzilenmek zorunda kalmıştı. Bu, nereden bakılırsa bakılsın Kılıçdaroğlu’nun öngörü yoksunluğunu ortaya koyan bir şeydir. Şayet Kılıçdaroğlu bundan sonra Önder Sav’ın tasallutundan kurtulacak olursa bu kez de Baykal’ın nefesini ve gölgesini ensesinde hissedecektir. Onun da gölgesinden kurtulması için yeni bir hesaplaşmaya daha girişmesi kaçınılmazdır. Bu hesaplaşmanın seçimlerden sonra ortaya çıkacağını tahmin etmek zor değildir. Kılıçdaroğlu’nun Baykal için basit bir yem olduğunu unutmamak gerekir. Baykal’la girişeceği mücadeleyi kazanması için Kılıçdaroğlu’nun yaklaşan seçimlerden büyük bir başarıyla çıkması gerekir. Ancak bu haliyle bunun pek mümkün olmayacağı ortadadır.

CHP bu haliyle seçimde ne yapabilir?

Bilindiği gibi Türkiye referandumdan sonra fiilî olarak seçim sathı mailine girmiş bulunmaktadır. Kılıçdaroğlu CHP genel başkanlığına geldiğinde demokratikleşme yönünde adımlar atarak partisini iktidara taşıyacağına ilişkin bir beklenti doğmuştu. Ne var ki Kılıçdaroğlu referandum sürecinde çok kötü bir sınav vererek partisini demokrasi karşıtı bir noktada konumlandırdı ve demokratik açılımı ifade eden anayasa referandumunun karşısında yer alarak bu beklentiyi boşa çıkardı. Referandum sadece CHP’nin yenilgisiyle değil, aynı zamanda Kılıçdaroğlu’nun güven kaybıyla ve yarattığı hayal kırıklığıyla sonuçlanmış oldu.

Kılıçdaroğlu’nun demokratik açılımın lokomotif gücünü oluşturan bir lider imajını yeniden kazanması için köklü ve radikal adımlar atarak kaybettiği güveni yeniden kazanması gerekir. Önder Sav’ı ve ekibini tasfiye etmesi, kendisiyle özdeşleşmiş olan silik ve sönük lider imajını kısmen silebilir; ancak bu, demokrat, reformcu, yenilikçi, çağın ruhuna uygun bir lider imajını seçmen nezdinde kazanması için yeterli değildir. Kılıçdaroğlu’nun kitlelerde heyecan uyandıran bir lider imajını kazanması için yukarıda ifade ettiğimiz köklü ve radikal adımları demokratik açılımlar, insan hakları ve özgürlükler üzerinden atması gerekir. Bunu da seçimden önceki süreçte yapması lazım. Ancak, bir yandan yaklaşmakta olan seçim baskısından, bir yandan da CHP yönetiminde, örgütsel yapısında ve tabanında kemikleşmiş olan otoriter eğilimlerden dolayı bu adımları kısa zamanda atmasının şansı ne yazık ki yoktur.

Yönetimdeki bölünmeyle birlikte CHP içinde beklenen hesaplaşmanın adımlarından biri atılmış oldu. Bilindiği gibi Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Baykal’ın kaset skandalının ardından bir oldu-bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturmuştu.

CHP ve lideri büyük bir yara almış olarak seçime girecektir. Partinin genel başkanı partisini bölmüş zayıf ve silik bir lider imajıyla; partisi de bölünmüşlük görüntüsüyle seçimi göğüslemek zorunda kalacaktır. Şayet Kılıçdaroğlu keskin bir manevrayla Önder Sav ve ekibini parti içinde tutmayı başaramazsa bu, partinin fiilen ikiye bölünmesi anlamına gelecektir. Partinin bölünmesinin sorumlusunun da yine Kılıçdaroğlu olacağını unutmamak gerekir. Kılıçdaroğlu, Sav ve ekibini tasfiye ederek bir kamburdan kurtulayım derken, partisini bölmüş bir genel başkan konumuna düşecek; dolayısıyla partisine hakim olamayan zayıf ve silik lider görüntüsünü pekiştirmiş olacaktır. Tabloya bu yönüyle baktığımızda ayrışma olayının Kılıçdaroğlu’nu güçlendirmek yerine zayıflatacağını söyleyebiliriz. Bu da pusuda bekleyen Baykal’ın elini güçlendirecektir. Kılıçdaroğlu, ikinci hesaplaşma sürecine böylece zayıflamış olarak girecektir. Baykal’ın öteden beri, CHP genel başkanının partiyi bir arada tutacak nitelikte biri olması gerektiği yönündeki mesajlarını dikkate aldığımızda, partiyi bölen biri olmanın Kılıçdaroğlu için ne anlama geleceğini ve Baykal’a nasıl yeniden yol açacağını tahmin edebiliriz.

CHP, yukarıda ifade ettiğimiz gibi hem parti, hem de lideri düzeyinde büyük bir yara almış olarak seçime giriyor. Bu parti bundan sonra ortalama seçmenin desteği bir yana, kendisine yakın duran seçmenin desteğini bile tam olarak alamayacaktır. Türkiye’de genel bir kural olarak bir lider yeni ortaya çıktığında toplum ona prim verir. Seçmen kitlesi yeni ortaya çıkan lideri denemek için onun partisine yönelir, ancak başarısız olduğunda da desteğini geri çeker. Bugün siyaset sahnesinin içinde ve dışında yer alan liderlerin önemli bir kısmı bu süreçten geçmiştir.

Kılıçdaroğlu, yolsuzluk iddialarını içeren dosyalarla ortaya çıktığında kamuoyunda büyük bir prestij kazanarak İstanbul’da belediye başkanlığına aday olmuş, o seçimde CHP’nin oy oranını yaklaşık on puan artırarak halkın teveccühünü kazanmıştı. Ne var ki, Baykal’ın kaset skandalıyla birlikte çok kötü bir sınav vererek deyim yerindeyse pişmemiş aşın suyu oluverdi. Normal süreçleri takip ederek, toplumda kendisiyle ilgili beklentilerin olgunlaşmasını bekleyerek, partisini kendi liderliğine hazırlayarak genel başkanlığa gelmek yerine; medyanın ve parti içindeki hiziplerin dolduruşuna gelerek bir oldu-bittiyle genel başkanlık koltuğuna oturdu ve kendisiyle ilgili beklentileri bir çırpıda yerle bir etti.

İKTİDARA MI İÇ HESAPLAŞMAYA MI HAZIRLANIYORLAR?

CHP’de olup bitenler, bir yandan bu partinin yeni bir seçim yenilgisine, bir yandan da bir liderin sönüşüne işaret ediyor. Kılıçdaroğlu genel başkanlığa geldiğinden beri siyasete yeni bir ufuk kazandıracak, yeni bir açılım sağlayacak herhangi bir söylem ya da proje geliştiremedi. Başından beri vurguladığı şey CHP’yi iktidara taşımak oldu. Bir bakıma iktidar vaadiyle ve beklentisiyle parti tabanına hitap ediyor ve kendisini onlara bu taahhüt üzerinden kabul ettirmeye çalışıyor. Şayet seçimlerden iktidara uzanacak bir tablosu çıkmazsa bu doğal olarak onun söyleminin ve genel başkan olarak varoluş zemininin sonu anlamına gelecektir.

Görünen köy kılavuz istemez. CHP bu tabloyla bırakın iktidara uzanmayı, önceki seçimde elde ettiği oy oranını bile korumakta zorlanacaktır. Kılıçdaroğlu ile birlikte CHP tabanında uyanan iktidar beklentisi yine Kılıçdaroğlu ile birlikte tepetaklak oluyor. CHP’yi bundan sonra iktidar değil, derin iç hesaplaşma bekliyor. Şimdiye kadar hiçbir sözünün arkasında durmamış, her çıkışından sonra çark etmiş, zayıf, silik ve aynı zamanda partisini bölen bir lider bırakın ortalama vatandaşa, bundan sonra CHP’li seçmene bile güven telkin edemeyecektir.

Zaman, 05.11.2010