.: Murat Yılmaz

CHP siyasi iklimi zehirliyor, HDP PKKistan kurma derdinde

Röportaj: Fadime Özkan, Star Gazetesi

Önceki hafta sonu CHP’nin olağan kongresi vardı, dün ise HDP’nin. CHP Kongresi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi iktidara nasıl taşıyacağına dair eyle planı ya da siyasi ufku nedeniyle değil ağzını bozması nedeniyle önce haber sonra dava konusu oldu. Çünkü Kılıçdaroğlu Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a “diktatör bozuntusu” demişti. Dün yapılan HDP Kongresi de bir seçimin işaretini verdi. Asker polis öldürmeye çalışırken ölen teröristler için saygı duruşu yapılması dahil HDP, KCK stratejisi için siyaset yapmayı neden seçti? 1128 akademisyen, gerçeği ve hukuku karşılarına alma pahasına KCK söyleminin altına neden imza attı? SDE Siyaset ve Demokratikleşme Koordinatörü siyaset bilimci Dr. Murat Yılmaz ile konuştuk.

– CHP’nin son olağan kongresi, partinin yeni kadrosu ya da siyasi ufku nedeniyle değil genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı’na ettiği hakaret nedeniyle gündeme oturdu. Neden böyle oldu? Kılıçdaroğlu “diktatör bozuntusu” demeyi neden seçti?

Erdoğan ve AK Parti vesayet sistemini yıktı, bu durum da CHP’yi bir parti olmaya, normal bir siyasi parti olmaya zorluyor… Kılıçdaroğlu Yeni CHP söylemiyle bir ölçüde bu ihtiyaca cevap verecek umudu yarattı. Ancak aradan yaklaşık 6 yıl geçmesine rağmen, CHP bunu başaramadı. Her seçim ve her Kurultay, bu başarısızlığı tescil ediyor. Kılıçdaroğlu bu başarısızlıktan kendisini ve CHP’yi sorumlu tutmak yerine, Erdoğan’ı sorumlu tutuyor. Bu yüzden de her kriz anında Erdoğan’a hakaret ederek parti içi muhalefeti engellemeye çalışıyor. Sizi yedi defa yenen rakibinize diktatör dediğinizde, yenilgini hesabını vermek zorunda kalmayacağınızı düşünebilirsiniz… Siyaset üretmek zor, hakaret etmek kolay…

–  Bir parti genel başkanının ağzından çıkan sözün siyasi hukuki ahlaki sonuçlarını hesap etmesi ve öyle konuşması gerekmez mi?

Bana kalırsa Kılıçdaroğlu bir kızgınlık eseri hakaret etmiyor. Bilerek, hesap ederek hakaret ediyor. Parti içi muhalefeti engellemek ve parti içindeki farklı hizipleri bir ortak paydada birleştirmek için Erdoğan düşmanlığını bilerek tercih ediyor.

YENİ CHP İDDİASI ÇOKTAN ESKİDİ

–  Ağzından kaçmış ya da maksadını aşmış olamaz mı? Şunun için soruyorum: Salı grup toplantısında da “CHP olarak Allah’tan korkmadıkları” gibi bir cümle kurmuş ve salondan da alkışlı onay almıştı mesela. Malum, gafları meşhur Sayın Kılıçdaroğlu’nun lakin ifade etmede güçlük çektiği ya da kavramsal ifade zayıflığı yaşadığı yönünde yaygın bir kanaat de var. Ne dersiniz anlık bir şey olamaz mı?

Hayır anlık değil. Kılıçdaroğlu’nun elinde Erdoğan düşmanlığı dışında bir argüman yok. Yeni CHP söylemi altı yıldır bir sonuç doğurmadı ve artık eskidi… Kılıçdaroğlu CHP normal bir siyasi partiye dönüşürse, yerinde kalmayacağını biliyor. Kılıçdaroğlu Erdoğan’a hakaret ederek siyasi iklimi zehirlemek istiyor. Bu şekilde Yeni Anayasa mümkün olmaktan çıkacak. 1 Kasımla ortaya çıkan değişim iradesi de kırılmış olacak…

Dikkat edilecek olursa, her seçimden sonra değişim iradesini kırmak üzere bir kavga ve çatışma icat ediliyor. Bu hem Türkiye genelindeki değişim dalgasını hem de parti içindeki değişim tartışmalarını engellemek amacına matuf…

ÜLKEYİ TÜRBÜLANSA SOKMAK İSTİYORLAR

–  Dört yıllık bir icraat istikrar dönemi bekliyoruz ama hükümetin meclisin çalışmasına da bağlı biraz bu. Kılıçdaroğlu ettiği hakaretle, AK Parti ile uzlaşma hatta görüşme ihtimalini bile sıfırlamak, toplumsal gerilimi yükseltmek istiyor öyle mi?

Evet Kılıçdaroğlu tam da bunu yapmak istiyor. Çünkü reform süreci Türkiye’yi değiştirdikçe, CHP’nin üzerindeki değişim baskısı artıyor. CHP değişmeyi başaramadıkça, CHP’yi parçalanmaya, bölünmeye zorluyor. Kriz çıkması ihtimali ve Erdoğan düşmanlığıyla Türkiye’yi türbülansa sokarak, CHP’nin rahat edeceği bir siyasi iklim hedefleniyor.

CHP HİÇ BİR ZAMAN PARTİ OLMADI

–  CHP hiçbir zaman parti olamadı diyorsunuz? Halbuki CHP, Cumhuriyetin ilk partisi, kurucu partisi olmakla yani biricik olmakla övünür ve sıkça dile getirir? 

CHP devletin ve bürokratların kurduğu bir yapı ve evet neredeyse siyasi parti değil. CHP girdiği bütün siyasi mücadelelerde de, siyaset dışı araçların kullanıldığı bir gelenek demek… Karşısına çıkan bütün rakipleri sandıkta yenemeyen ve sandık dışı yollar arayan bir gelenek… Cumhuriyetin ilk muhalefet partisi Terakkiperver Fırkayı kapattılar ve ciddiye alınamayacak iddialarla yargıladılar… Güdümlü ve kontrollü muhalefet yapsın diye kurdurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası karşısında perişan oldular ve ancak Jandarma Fırkası sayesinde yolsuzlukla yenebildiler. Sonra da kendini kapatmaya zorladılar. Demokrat Partiyi yenemediler ve 27 Mayıs darbesine katıldılar… En son 27 Nisan bildirisindeki rollerini hatırlayın…

– Son iki yılda dört seçim geçirdik. CHP Kılıçdaroğlu liderliğinde de seçim başarısı gösteremedi. Toplumsal kucaklaşma da olmadı sanki. Bugün nasıl bir CHP var karşımızda?

Bütünlüğünü kaybeden ve her yere savrulabilecek bir CHP var karşımızda… CHP eski halinden ayrışıyor ama beklendiği ölçüde değişmiyor ve Yeni CHP olamıyor. Bu başarısızlık hali problemi giderek derinleştiriyor. CHP kurduğunu iddia ettiği merkezin demokratik değişimine katkı vermektense, merkezin yıkılmasını razı bir pozisyonu savunabiliyor… CHP’nin demokratik bir ana muhalefet partisiyle bağdaşmayacak o kadar çok performansı var ki…

KILIÇDAROĞLU MUĞLAKLIK DEMEK

–  Yeni CHP iddiasıyla geldi Kılıçdaroğlu. Gandi dendi, Karaoğlan dendi, sessiz güç dendi. Kılıçdaroğlu nasıl bir genel başkan peki?

Kılıçdaoğlu tanımlanamayacak bir muğlaklığı temsil ediyor. Gücü de zaafı da buradan kaynaklanıyor. Gücü buradan kaynaklanıyor çünkü CHP değişemediği için muğlaklık partiyle örtüşüyor. Zaafı buradan kaynaklanıyor çünkü bu artık devam ettirilebilir değil. Kılıçdaroğlu parti içinde yeni bir merkez inşa edemiyor ve parti giderek hizipleşiyor.

Kılıçdaroğlu ne yapacağını bilmeden ve bir hazırlık yapmadan, kaset skandalı sayesinde genel başkan oldu… Hala bir yol haritasına sahip değil… CHP ormanında kayboldukça bazen paralel yapıya, bazen bir hizbe sarılıyor… Sonra da Erdoğan’a kızıyor…

CHP TABANI KENDİNİ ÇARESİZ HİSSEDİYOR

–  CHP tabanındaki hoşnutsuzluğu, sıkışmışlığı ve çaresizliği üç yıl önce Gezi’de görmüştük. Katılımcıların kahir ekseriyeti CHP tabanındandı. Aynı kesim, iki yıl içindeki siyasi arayışlardan sonuç alınamaması nedeniyle yine mutsuz ve çaresiz mi?

Doğru, CHP tabanı, CHP siyasi partiye dönüşemedikçe kendini çaresiz hissediyor. CHP içinden veya çevresinden siyasi elitlerin içinde yeni bir yol bulunmazsa CHP tabanının mutsuzluğu devam edecek gibi görünüyor… Bu mutsuzluğun CHP tabanının bir kısmını küstürmesi bir kısmını da radikalleştirmesi beklenebilir.

Yıkılan vesayet sisteminin kaybeden, kaybettikçe de hırçınlaşan orta sınıfını CHP temsil ediyor. Bu kaybeden kızgın zümre Sözcü okuyup coşuyor, Sözcü okuyup teskin oluyor. CHP bu sınıfı, hem de onunla bağdaşması mümkün olmayan sınıfları temsil etmeye yöneldiği için imkânsızı istiyor ve hiç de gerçekçi değil…

–  CHP’nin oy kaptırdığı HDP’ye geçelim. Meclisin üçüncü büyük grubu olarak HDP’nin koordinatlarını, niteliğini, siyasi becerisini nasıl değerlendirirsiniz?

HDP seçimler dışında bir siyasi beceriye sahip değilmiş gibi görünüyor… Ancak bu yanıltıcı. HDP mevcut siyasi sistemin reforme edilerek daha demokratik bir Türkiye üretmesi gerektiği fikriyle hem fikir mi? Problem burada.

Eğer böyle düşünüyorsanız meşru yollarla yapılabilecek çok şey var. Böyle düşünmüyor ve siyasi sistemin ve ülkenin krize girmesine düşünüyorsanız beklediğimiz anlamda siyasi beceriye değil, yıkıcı bir siyasete yönelebilirsiniz. HDP, ikinci yolu tercih etti.

PKK-HDP HEZİMETE UĞRARSA DURUR

– Yıkıcı siyaseti seçen HDP gerçek bir siyasi parti olma şansını temelli kaybetti mi yoksa hala bir imkan bir umut var mı? Meşru siyasete dönebilecek mi HDP?

HDP, PKK ve KCK ağır bir yenilgi alıp Suriye’de PKKistan kurma umudu bitmedikçe bu pozisyonunu değiştirmeyecektir. HDP, PKK’nın Suriye’deki kazanımlarından bir PKKistan çıkarmaya çalışan bir siyasi

organizasyon ve Türkiye’de maalesef bunun dışında bir perspektife sahip değil.

Tabii HDP içinde bu anlayışla bağdaşmayan aktörler de var ama şimdilik seslerini çıkarabilir durumda değiller.

1128 bildirisi PKK’nın parti-cephe faaliyeti

–  1128 akademisyen bildirisi terörün kullandığı araçları tartışmaya açtı. Bu bildirinin içeriği, dili-üslubu ve zamanlamasının anlamı nedir?

Bildrinin maksadının gerçekten barış veya müzakerelerin önünü açmak olduğunu düşünmüyorum. Öyle olsa bildiri farklı bir dil ve argümanla yazılırdı. Bildiri, PKK’nın parti-cephe faaliyetini aşamıyor. Hükümetin PKK’nın siyasi iradesinin esas alındığı bir yol haritası hazırlaması isteniyor, bu yapılmadıkça da hükümetin soykırımla suçlanacağı ve uluslar arası yerlere şikayet edileceği tehdidi var. Bu haliyle gerçekçi değil. Sanki Türkiye yenilmiş de, bu şartları kabul etmezseniz uluslararası mahkemeye çıkarsınız edası… Türkiye’nin Esed veya Miloseviç gibi bir siyasi rejimi olduğu varsayımına dayanıyor. Bu haliyle Gezi olaylarındaki iddialardan farklı değil…

Amaçları PanKürdist bir PKKistan kurmak

–  HDP’nin DTK’nın parçası olmasını, TBMM çatısı altında sorun çözmek yerine DTK çatısı altında KCK güdümlü kararlara ortak olup TBMM’ye paralel meclis yaratmasını nasıl değerlendirelim?

HDP’nın adındaki “halkların” ifadesi, Demokratik Bölgeler Partisinin kuruluşu ve Demokratik Toplum Kongresi HDP’nin TBMM dışındaki bir zemine oynadığının işareti. TBMM’de önerge vermek yerine DTK adına açıklama yaptığınızda silahlı hareket adına konuşma muğlaklığıyla konuşuyorsunuz. HDP bu muğlaklığı temsil ediyor. KCK hak-özgürlük yerine, silahlı egemenlik kuracağı alanlar istiyor. Bu bir egemenlik talebidir. Önce Türkiye’nin Lübnan, KCK’nın Hizbullah olduğu bir aşama oluşsun isteniyorlar. Sonra da Kürt partilerinin KCK’ya tabii olduğu Pankürdist bir PKKistan…