.: Adnan Küçük

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu: “Başörtüsü Meselesinde Hata Ettik”

Türkiye’de yakın zaman öncesine kadar pek çok insan başörtüsü meselesi sebebiyle inanılmaz acılar çektiler. Önce türban-başörtüsü ayrımı yapılarak, esasen daha modern bir örtünme türü olan “türban”ın laikliğe aykırı olduğu gerekçesi ile yasaklanması yönünde sayısı belirsiz yazılar yazıldı, tartışmalar yapıldı, söylemler dillendirildi. Her ne kadar bazı çevreler böyle ayrımlar yaptılarsa da, gerek askerî kurumlara, gerekse diğer kurumlara, başörtüsü olarak nitelenen örtünme türü ile örtünenler de, türbanlılar da alınmadılar. Hatta bazı kurumlara, memur olarak girilememesi bir yana, sivil vatandaşların örtülü olarak girebilmeleri de kesin olarak men edildi. Öyle ki, bazı subaylar düğün, nişan ve nikâh etkinliklerini orduevlerinde yapmak istedikleri zaman, sivil başörtülü bayanların bu etkinliklere katılmaları men edildi. En canlı örnek, benim eşimdir. Bunun sayısız örnekleri mevcuttur.

Özellikle kamu kurumlarında bayanların başörtülü olarak çalışmaları, hele ki orduya subay olarak girmeleri, hâkim ve savcı olarak görev yapmaları, milletvekili olmaları hayal bile edilemezdi. Nitekim 1999 yılında Fazilet Partisi listelerinden İstanbul milletvekili seçilen Sayın Merve Kavakçı, milletvekilliği yemini etmek istediği zaman dönemin DSP lideri ve Başbakan Bülent Ecevit şu açıklamayı yapmıştı:

“Türkiye’de özel yaşamda kadınların giyim -kuşamına başörtüsüne kimse karışmıyor. Ancak burası özel yaşam alanı değildir. Devletin gelenek ve kurallarına burada görev yapanlar uymak zorundadır. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildiriniz.”

Nitekim bu kaba-saba ve tahammülsüz tutum ve yoğun tepkiler sebebiyle Merve Hanım yemin edemeden TBMM’yi terk etmek zorunda bırakılmıştır.

Özellikle 28 Şubat döneminde başörtülülerin kamuda çalışmalarının önlenmesi bir yana, eşi başörtülü olan çoğu erkek memurlar, ya memuriyete alınmadılar veya haklarında irtica soruşturmaları açıldı, kiminin memuriyetleri sonlandırıldı. Çoğu genç kız, eğitim öğretim hakkı gibi en temel insanî haklardan mahrum edildiler. Başörtüsünü savunmak bile hak mahrumiyeti için yeterli idi, bazı dönemlerde.

Hatta bazı partilerin kapatılma gerekçelerinden biri de başörtüsü serbestisini savunmaları idi. Refah Partisi ile Fazilet Partisi bunun en bariz misalleridir. Hatta AK Parti’nin kapatılmaktan kıl payı kurtulsa da, hazine yardımından yoksun kılınması yaptırımının gerekçeleri arasında başörtüsü serbestisini savunmak da vardı.

Başörtüsü sebebiyle yaşanan bütün bu acılarda CHP ve DSP gibi diğer merkez sol eğilimli olduğu ifade edilen siyasi partilerin büyük katkıları oldu. Bu partiler Cumhuriyet ve onun kurucu ve en birinci ilkesi kabul ettikleri, liberal demokratik vasfı mevcut olmayan militan mücadeleci laiklik ilkesini korumak adına başörtüsünü yasaklatmak için var güçlerini ortaya koydular. Onlara göre, başörtüsü ile kamu kurumlarında çalışmak, TBMM çatısı altında görev yapmak, hatta talebe olarak okullarda okumak (otoriter militan) laik Cumhuriyetlerine meydan okumak manasına gelmekte idi. Dolayısıyla başörtüsü meselesi onlara göre otoriter militan laik Cumhuriyet için bir “beka; varlık yokluk” meselesi idi.

Bu acılar AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 seçimlerinden sonra da bir müddet devam etti. Bunda, AK Parti iktidarından ziyade, AK Parti’yi kapatmaya kalkışan bürokratik güçlerin etkili olduğu söylenebilir. Nitekim bu güçlerin, biraz önce bahsini ettiğim şekilde AK Parti hakkında kapatma davası açmaları bunun en bariz delilini teşkil etmektedir.

Gerek bu bürokratik güçlerin zaman içinde gerilemeleri, gerek başörtüsü yasağının saçmalığının her türlü tartışmalar neticesinde başörtüsüne karşı olanların bazıları tarafından da anlaşılmaya başlanması, gerekse bu süreçte hükümetin başörtüsü konusunda tedrici olarak serbesti sağlayan düzenlemeler yapmaya başlaması neticesinde bu mesele büyük ölçüde hallolmuştur. “Başörtülüler Cumhuriyeti ve başı açıkları tehdit ediyorlar, başörtülülerin bu tehditleri sebebiyle yaşanacak çatışmalardan dolayı kan gövdeyi götürecek” şeklindeki yasakçı söylem ve gerekçelerin nafile ve kurgucu halüsinasyonlar olduğu anlaşıldıkça, her bir serbesti sağlama değişikliği, artık fazla tepki almaz oldu. Hatta 2013 yılında 4 AK Parti’li milletvekili TBMM’ye başörtülü olarak girdiği zaman, orta ölçekte bazı tepkiler oldu ise de, artık bütün bu tepkiler geride kaldı.

Artık başörtülü hâkim ve savcılar görev yaptıkları halde, bir tepki olmadığı gibi, bu sebeple kamusal hizmetlerde öngörüldüğü şekilde aksamalar da yaşanmamaktadır. Hatta emniyet teşkilatında ve başörtüsüne karşı en hassas kurum olan TSK’da da başörtülü subaylar görev yapabilmektedir. Bütün bunlardan dolayı, ne CHP ne de bir başkasının felaket tellallığı yaptığına günümüzde pek şahit olunmamaktadır.

Aslında, bu yöndeki gelişmelerde, hem demokratik hoşgörünün büyük katkıları olmuş; hem de felaket tellallığı yapanların ne derece haksız öngörülerde bulundukları gün yüzüne çıkmıştır. Bir de, artık başörtüsüne karşı katı direnç gösteren bir bürokratik yapı da kalmamıştır. Olanlar da pek seslerini çıkaramamaktadırlar. Seslerini çıkarmamalarının sebebi karşı baskı değil, dillendirebilecek haklı bir zemin ve materyal bulamamalarıdır.

Artık başörtülülerin kamusal hayatta yer almaları, toplumdaki çoğunluğun tabiî yaşantıları ile uyumlu olduğu için, bu yöndeki serbesti toplumda geniş bir kabul görmüştür. Bütün bu yaşananlar, laikliğin, militan kimlikten kurtularak demokratik ve liberal bir vasfa bürünmesi yönünde evrilmesini de sağlamıştır. Nitekim başörtüsüne karşı en katı duruşu sergileyen başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere bütün yüksek yargı mercileri de, artık katı militan laiklik sevdasından vazgeçerek, eğilim değişikliğine gitmişlerdir.

Toplumdaki kahir ekseriyetin düşünce ve hayat tarzları ile uyumlu olan başörtüsü serbestisine yönelik bürokratik eğilim değişikliği ve başörtülülerin kamuda görev yapmaya başlamaları ile birlikte ortaya çıkan olağan, çatışmasız, toplum-devlet barışını yansıtan uygulamalardan sonra, en nihayetinde en son söylem değişikliğini yapan CHP olmuştur. Adana’da Dünya Avşarlar Kültür ve Dayanışma Derneği’nin 4. kuruluş yıl dönümüne katılan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, 4 Ekim 2019 günü, bu toplantıda şu açıklamayı yapmıştır:

“Gerçeği konuşalım. Bir başörtüsü meselesini Türkiye Cumhuriyeti’nin en temel mesele haline getirdik. Sana ne kardeşim. Kadın ister başörtüsü takar, ister takmaz. O kız çocuğumuz üniversiteye gidiyor mu, okuyor mu, imkânını sağlıyor muyuz? Derdin o olmalı. Çocuklarımız okumalı, bilimi öğrenmeli ve hayatı sorgulamalı”.

CHP Genel Başkanı’nı bu noktaya getiren çeşitli etkenlerin olduğu söylenebilir.

Birincisi, Türkiye’de başörtülü olanıyla ve başı açık olanıyla, dahası toplumun tüm kesimleriyle barış içinde yaşanmasıdır. Başörtüsü yasakçılarının çatışma ve Cumhuriyete meydan okuma temelli bütün argümanları silinip gitmiştir.

İkincisi, CHP’nin siyasi olarak başörtüsü karşıtı söylemlerle oy alabilme, oy hazinesini genişletme kanalları büyük ölçüde kapanmıştır. Artık bu söylem, kendi partisi içinde konsolide etme işlevi de görmez hale gelmiştir.

Üçüncüsü, Türkiye’deki hoşgörü temelli demokratik uygulamalar CHP’yi dönüşüme uğratmıştır.

Dördüncüsü, başörtüsü karşıtı söylemleri dinleyecek ve ona göre hareket edecek bürokratik yapı da artık ülkemizde mevcut değildir. Medyada da, başörtüsü karşıtı söylemleri dillendirerek rejimin hassas dinamiklerini harekete geçirebilecek güçlü ve etkili odaklar kalmamış, olanların da etkililik bağlamında esameleri okunmamaktadır.

Beşincisi, CHP’nin, toplumdaki ve kamu kurumlarındaki tabiî seyir içinde meydana gelen bu dönüşümü kabullenmekten başka seçeneği kalmamıştır.

Umarım Sayın Kılıçdaroğlu bu söylemi içtenlikle söylemiştir ve en ufak bir iktidar değişikliğinde her şey ters yüz olmaz. Çünkü maalesef siyasiler konjonktürel şartlara bağlı olarak çoğu kereler farklı tutum ve söylemler sergileyebilmektedirler. Bu söylemin samimî ve kalıcı olması, Türkiye’deki devlet-toplum ilişkilerinde uyumluluğun sağlanmasındaki süreklilik açısından hayati derecede önem arz etmektedir.

Adnan Küçük,  Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi.

7 Ekim 2019