.: Atilla Yayla

CHP Kendisinin ve Türkiye’nin İyiliği İçin Değişmeli

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu katıldığı bir televizyon programında partisi CHP’nin ülkeyi yönetebilecek bir vizyonu ve programı olmadığını söyledi. Önemli bir makamda oturan ve partisi ile bağlarının kuvveti bilenen bir isimden bu açıklamanın gelmesi ülkede genel olarak bir muhalefet özel olarak bir CHP probleminin olduğu gerçeğini bir kere daha ortaya serdi.

Malumu ilan etme pahasına da olsa tekrarlayarak başlamakta yarar var: Demokrasi çok partili bir siyasî rejimdir. Bu partiler kelimenin gerçek anlamında partidir, yani mutlak iktidar partisinin kuklaları veya uzantısı değildir. İktidara gelebilir ve kendi programını uygulayabilir. Bu yüzden,  demokrasinin varlığı iktidar partisi yanında muhalefet partilerinin de var olmasına bağlıdır. İktidar her ülkede vardır. Muhalefet te her ülkede vardır. Ama muhalefetin siyasî iktidar gibi sistemin aslî unsuru sayıldığı ve alenî ve resmî olabildiği tek rejim demokrasidir.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin 1945’te demokrasiye geçiş sürecine girdiği ve geçişin 14 Mayıs 1950 seçimleriyle taçlandığı açık. O günden beridir tüm eksiklik ve aksamalara, darbelere ve ekonomik çöküşlere rağmen Türkiye demokraside ısrarcı oldu.

Türkiye’nin siyasî sisteminde problem yaratan durumlardan biri partilerin, köksüz ve tarihsiz oldukları için, kurumsallaşamaması. Bu tespitin en çok dışında kalan parti CHP. Ne yazık ki CHP kurumsallaşmada daha ilerde bulunmasına rağmen bir muhalefet partisinin sahip olması arzuya şayan özellikleri, yetenekleri bir türlü kazanamıyor. Belki de –bir ölçüde olsun- kurumsallaşması buna engel teşkil ediyor.
Evet, Türkiye’nin ciddî, etkili, donanımlı, başarılı olma ihtimâli bulunan bir muhalefete ihtiyacı var. CHP bunu başarmaya en yakın aday. Ancak,  daha önce de birkaç defa yazdığım üzere, CHP doldurması gereken yeri dolduramıyor. Bunu yapabilmek için değişmesi, bir taraftan demokratikleşmesi diğer taraftan gürbüzleşmesi lâzım.

CHP nelerde ve nasıl değişmeli?

İlk problem CHP’nin isminde gömülü. Belki de bu başka problemlerin kaynaklarından da biri. CHP’nin açılımı Cumhuriyet Halk Partisi. Partinin ismi tek parti döneminde, yani başka partilerin olmadığı ve kurulmasına izin verilmediği bir dönemde yakıştırılmış. Devletin parçası olma çağrışımı yapıyor. Hatta düpedüz devlet partisi olma anlamına geliyor. CHP de bunu reddetmiyor. Sebebi tek parti rejiminde doğmuş olması. Durumu daha iyi anlamak için CHP’yi Merkez Bankası ile karşılaştırabiliriz. MB’nin tam adı Cumhuriyet Merkez Bankası. Bu şekilde kullanılan her yerde cumhuriyet devlet anlamına geliyor. İsmi şu anki CHP’nin bir devlet partisi olduğunu gösteriyor. Demokraside devlet partisi olmaz. Üstelik bu isim artık anlamsız da. Eskiden anlamlıydı. Demokrasi döneminde de bürokratik vesayet yıkılana kadar bir ölçüde anlam taşıdı. Bugünün Türkiye’sinde bu anlam çok erozyona uğramış durumda.

Siyasî partilerin sivil toplumla ilişki açısından durumları ilginç. Partiler devlet ile sivil toplum arasında bir köprü. Bir taraftan sivil toplumun parçası diğer taraftan devletle iç içe veya iç içe geçmeye –yani sivil toplumdan kopmaya- aday. Bir parti iktidar olunca devlet ayağı muhalefet olunca sivil toplum ayağı güçleniyor. CHP sivil toplum ayağının normalleşmesi için isminde revizyona gitmeli. Yapılacak şey basit, Cumhuriyet Halk Partisi adından Cumhuriyetçi Halk Partisi adına geçmek.

Elbette isim her şey demek değil. CHP aynı zamanda eski zihniyet tortularını demokrasi lehine tasfiye etmek zorunda. Bu alanda karşısına çıkacak ilk zorluk Atatürk’e bakışı ve Atatürkçülüğe vereceği anlam. Kuşku yok ki Atatürk tarihimizin bir parçası. Atatürk’ü tarihten çıkartmak ne mümkün, ne gerekli, ne de yararlı. CHP de Atatürk ile olan bağlarını koruma hakkına ve hatta görevine sahip. Gelgelelim, tarihi Atatürk ile başlatmak ve bitirmek Atatürk’e de haksızlık. Akan zaman her şeyi eskitiyor ve her şeyin önemini azaltıyor. CHP temel fikriyatını Atatürk’ün önemsediği cumhuriyet, bağımsızlık gibi değerler üzerine kurabilir. Ama bunun ötesine geçen hemen her adım ve yorum tartışmaya çok açık. Meselâ demokrasi Atatürk’e atıfla temellendirilemez ve savunulamaz. Bu yüzden CHP her şeyde her zaman amorf bir kimlik-kaynak olarak Atatürk’e sığınmak yerine çağdaş siyasal tezlere yaklaşmalı ve Atatürkçülüğü mümkün olan yerlerde demokrasi teorisi çerçevesinde yorumlamalı, olmayan yerlerde terk etmeli.

Her istikrarlı demokraside iki ana sütun bulunuyor: Muhafazakâr blok ve sosyal demokrat blok. AK Parti ilkini doldurma yolunda az da olsa bir mesafe aldı. Aynı derecede ilerleme CHP’de yok. Bu durum demokrasimizi zorluyor.

Daha açık konuşmak gerekirse, Türkiye’nin liberal fikirlerden etkilenmiş güçlü muhafazakâr ve sosyal demokrat siyasî hareketlere ihtiyacı var. AK Parti’nin bu ihtiyacı ne kadar karşıladığı ve karşılayabileceği de tartışmalı. Ama sanki CHP daha kötü durumda. Oysa liberal çizgiye daha fazla ilgi ve saygı gösteren bir CHP AK Parti’yi de bu istikamette zorlayacaktır.

Aziz Kocaoğlu haklı. CHP kendini ıslah etmeli. Çağdaş, demokratik, işe yarar bir programa kavuşmalı ve ona dayanan bir Türkiye’yi yönetme vizyonu geliştirmeli.  Hem kendi iyiliği hem Türkiye’nin iyiliği için…

 

Yeni Yüzyıl, 11 Ekim 2018