.: Harun Kaban

CHP Genel Başkanı Ne Yapıyor?

Tarih bir manada, eldeki verileri alt alta yazıp yekûn çizgisini çekince ortaya çıkan sonuç gibidir, durduğunuz yerden geriye doğru bakıp noktalar arasına çizgi çektiğinizde ortaya çıkan bir resim gibidir, ancak geriye doğru bakınca anlaşılır bazı şeyler. Bu manada hatırlamak için öncelikle elimizdeki verileri alt alta yazalım, yekûn çizgisini çekelim ve noktaları birleştirelim.

Bir evde, gizli kamera ile çekilmiş bir görüntü “Varan 1” olarak internete düştü. Görüntüde o zamanki CHP Genel Başkanı Deniz Baykal ve CHP’li milletvekili Nesrin Baytok’un mahrem görüntüleri vardı.

Deniz Baykal bu skandal görüntüler sonrasında istifa etmek zorunda kaldı. Fakat o zaman kimsenin anlam veremediği bir şekilde “Pensilvanya”ya bir selam saldı, “ABD’den, Pensilvanya’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim.” dedi.

Zaman içerisinde kaset komplosunun bir FETÖ operasyonu olduğu ortaya çıktı, tafsilatı Sözcü Gazetesi’nin bir haberinde en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor.

Süreç sonunda, CHP’nin “dosyacı” milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu öne çıkarıldı ve adı Genel Başkanlık için geçti. Kılıçdaroğlu iddiaları yanıtladı ve 13 Mayıs 2010’da “aday olmayacağım” dedi. 22-23 Mayıs 2010’da yapılan 33’ncü Olağan Kurultay’da Kemal Kılıçdaroğlu geçerli bin 189 oyun tamamını alarak genel başkan seçildi. Aslında Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir siyaset izleyeceği az çok bu 10 gün içerisinde belli oldu, sonrası siyasi kariyeri önce söylediği şeyi “arkadaşlar” ile görüşerek veya bir şekilde fikrini değiştirerek tam tersini söylemek ve yapmak şeklinde devam etti.

Kılıçdaroğlu’nun siyasi kariyeri, Aziz Nesin’in romanından uyarlanan ve Kemal Sunal’ın oynadığı “Zübük” karakterini geride bırakacak bir performans sergiledi. Bu performansın zirvesi 15 Temmuz akşamı yaşandı. Kılıçdaroğlu bir radyo programında “kim darbe girişimi yaparsa o tankın önüne ilk ben çıkacağım.” dedi, 15 Temmuz akşamı yaşanan hain darbe girişiminde, tankların giriş ve çıkışları kapattığı Atatürk Havalimanı’nda tankların üzerine çıkmadı. Radyo programının sunucusu olayı daha önce söylediği sözü hatırlattığında ise “Hani tank nerdeydi, tank getirselerdi.” dedi. Bu çağrısı karşılıksız kalmadı, İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu, Kılıçdaroğlu’nun açıklamasının ciddiyetine uygun bir çözüm önerdi.

Türkiye’nin “ana muhalefet partisi”, kendi deyimleriyle “Atatürk’ün partisi” siyaseten FETÖ’nün argümanlarını siyasi arenaya taşıyan bir siyasi enstrümana dönüştü.

FETÖ’nün stratejilerini açık ettiği, kapalı veya açık mesajlar verdiği hesaplardan yayılan bir iddia, darbenin bir tiyatro olduğu iddiası bizzat Kılıçdaroğlu tarafından dillendirildi. Daha da vahim örneği ise Adil Öksüz meselesinde yaşandı.

FETÖ’nün strateji hesapları zaman içerisinde “tiyatro darbe” söyleminin altını ördü, Adil Öksüz’ün Sakarya’dan Akıncı Havaüssü’ne getirildiği, burada yakalanması sağlanıp, sonrasında serbest bırakıldığı ve FETÖ’ye iftiraname olarak hazırlanan itirafnameyi imzalamadığı için “muhtemelen” infaz edildiğini yazmaya başladı. Bu tweetler Nisan ayı başında atıldı. Kısa bir süre sonra CHP Milletvekili Eren Erdem, 14 Temmuz’da Adil Öksüz’ün Sakarya’da Milli Savunma Bakanı Fikri Işık’la görüştüğünü açıkladı, ellerinde görüntü olduğunu söyledi. Bu iddia kamuoyuna ana muhalefet partisi tarafından kamuoyuna taşındı, gazeteci Fidel Okan iddianın kamuoyuna maledilmesi için gerekli “araştırmacı gazetecilik” faaliyetini yaptı ve Eren Erdem’e “görüntüler”i sordu. Bu “danışıklı dövüş”le biz gizlice kaydedilen görüntülerin silindiğini ve silen mühendislerin işlerine son verildiğini öğrenmiş olduk. Hiçbir somut kanıtı olmayan bu iddiaların dillendirilmesinin sakıncalar yaratacağını da ekleyen Okan “hassasiyetli gazetecilik” ilkelerini de yerine getirmiş oldu. Gereksiz bir hassasiyetti zira CHP’li vekillerin ve bizzat CHP Genel Başkanı’nın herhangi konuda kanıta ihtiyaç duyduğunu ben şimdiye kadar görmedim, zira söyledikleri yalanın hesabını kimse sormuyor kendilerinden.

Şahsen, sosyal medya hesaplarımda, henüz bu süreç yaşanmadan birebir olacakları 15 Nisan’da adım adım yazmıştım. Tek eksik bizzat CHP Genel Başkanı’nın bu iddiayı, hem de FETÖ’nün strateji hesaplarının birebir kullandığı cümlelerle dillendirmesi hariç hepsi gerçekleşti, ben şimdi Kılıçdaroğlu’nun bu iddiayı dillendirmesini bekliyorum, zira tecrübemiz bunu gösteriyor.

Noktaları geriye doğru birleştirdiğimizde ortaya çıkan tabloyu, başıma iş açmaması için ben dillendirmiyorum fakat bir FETÖ operasyonu sonrasında nasıl olduğunu “anlayamadığımız” bir biçimde, tam aksini söylemişken genel başkan olan Kılıçdaroğlu’nun, CHP’li milletvekillerinin FETÖ ile ne gibi bir ilgisi alakası olduğunu açıkçası merak ediyorum. Başından beri yaşananlara bakınca tablo pek iç açıcı değil fakat en azından izaha muhtaç olduğu ortada.

Türkiye’nin hak ettiği muhalefet, muhalif siyaset bu mu? Ben daha kaliteli ve şeffaf bir muhalif siyaset hak ettiğimizi düşünüyorum.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...