.: Hasan Kaya

CHP ‘Cemevi’ konusunda ne kadar samimi

CHP ‘Cemevi’ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen ‘677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair’ Kanun’a bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme imkanı kalmamıştır. Alevi inancını öğreten ve önderlik eden makamlar/kişiler yasaklanmıştır.

AK Parti iktidarının Kürt açılımı ile başlayan demokratik açılım süreci, Başbakan’ın Alevi açılımı talimatıyla yeni bir yön ve aşamaya geçmiştir. Özellikle gezi parkı sürecinde yaşananların Başbakan’ın ‘Alevi açılımı’nı yeniden gündeme getirmesi bakımından itici bir rol oynadığı bilinmektedir.

Burada Merak edilen, ‘Alevi’ kökenli bir Genel Başkan’ın olduğu ve ‘Alevi’lerin büyük çoğunlukla destek verdiği CHP’nin alacağı tavırdır. Bir yandan devleti kuran parti olduğunu söyleyen ve bununla övünen, kendisini siyasi yelpazenin solunda konumlandıran, temel hak ve özgürlükleri savunduğunu iddia eden diğer yandan temel hak ve özgürlüklerin en önemlilerinden biri olan ‘din ve vicdan’ özgürlüğü karşısında susan statükoya teslim olan bir CHP vardır.

Demokratikleşme paketi ile temel hak ve özgürlüklerin güçlendirilmesine yönelik atılan adımlar ile ‘Anadilde eğitim’, ‘Hacı Bektaş Üniversitesi’, ‘Roman Enstitüsü açılımı’, ‘Türbanın kamuda serbest olması’ gibi, konularda ki özgürleşme çabalarına yönelik atılan adımlarla bir paradigma değişimi yaşanmaktadır. Asıl bundan sonra özgürlükleri savunanlar ile karşı olanları daha iyi görme ve test etme imkanı bulacağız.

CHP VE DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ

Kamuoyunda, Sayın Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkan olmasından sonra ‘Kılıçdaroğlu geleneksel CHP söyleminin dışına çıkmaya çalışmıştır. Ama parti içindeki gelenekçi kesim tarafından şiddetli tepki ve engellerle karşılaşmıştır’ söylemi ile bir kanı oluşturulmaya çalışılmıştır. Ama gerçek hiç de öyle değildir. Sorun CHP içindeki gelenekçi yapının var olması değil, tam da gelenekçi yapıyı kurum ve kurumsal olarak içselleştirmiş ve varlığı buna bağlı olan CHP’nin kendisidir.

AK Parti’nin, ülkenin önemli ve kronikleşmiş sorunlar karşısında resmi söylem dışına çıkarak, harekete geçmesi; ‘Kürt açılımı’, ‘Alevi açılımı’, ‘Roman açılımı’ gibi, sorunları kamuoyunun önüne getirmesi ve tartışmaya açmasına rağmen, CHP, yıllardır var olan bu sorunlar karşısında sözde tavır almış ne zaman ki çözüm önerileri belirdiğinde hemen sahadan çekilmiştir. Tıpkı ‘Demokratikleşme Paketi’ karşısında yaptığı gibi.

CHP VE DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ

En temel hak ve özgürlüklerden olan ve aynı zamanda laik bir yönetim biçiminin en temel göstergesi olan ‘din ve vicdan özgürlüğü’ karşısında 1923’ün ideolojik penceresinden bakmaya devam etmektedirler.

Bundan birkaç ay önce CHP’nin hazırladığı ve parti binasına da asarak deklere ettiği ‘Özgürlük ve Demokrasi Bildirgesi’nde, ‘Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması’, ‘Milletvekillerini liderlerin değil halkın seçmesi’, ‘Düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması’, ‘Din ve vicdan özgürlüğünün korunması ve her inancın eşit tanınması’, ‘Demokrasi ve insan haklarının önündeki engellerin kaldırılması’ gibi onyedi ilke açıkladı. Bu ilkeler tek başına ele alındığında, temel hak ve özgürlüklerin savunulması bakımından CHP açısından bir paradigma değişimi olarak algılanabilir.

CHP 2011 seçimlerinden önce de buna benzer programlar hazırlamış ve seçim bildirgesin de deklere etmişti. 2011 Seçim Bildirgesi giriş bölümünde, ‘CHP değişimin ve büyük dönüşümün partisi olduğundan söz edilmekte ve CHP’nin iktidarında Türkiye’de özgürlükçü demokrasi kurulacaktır’. denmektedir. Aynı CHP, hazırladığı bildirgenin giriş kısmında ‘Cumhuriyetin kurucu ilkelerine ve devrimlerine bağlı olduğunu’ vurgulamaktadır. İşte tam da burada CHP siyasi anlamda bir ‘takkiye’ örneği vermektedir. CHP’nin yaptığı ‘takkiye’nin en somut ve patrik izdüşümünü; Sünni ve Alevi İslam Cemaatleri önderliğinde Ankara’da ki yapılacak olan Cami/Cemevi projesi temel atma törenleri öncesi ve sonrasında çıkan olaylarda nasıl bir tavır aldığını hep birlikte gördük.

DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ ÖNÜNDEKİ ENGELLER

CHP parti genel merkez binasına astığı ‘Özgürlük ve Demokrasi Bildirgesi’nin 5. madde ‘Din ve Vicdan Özgürlüğünü Koruyup, Her İnanca Eşit İmkan Tanıyalım’ başlığı altında ‘Gelin, herkesin kendi inancına göre ibadet etmesinin önündeki yasakları kaldıralım. ‘Cemevi’ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı bir anlayışı ortadan kaldıralım. Barış, demokrasi, insan haklarına saygı mı istiyorsunuz? Gelin, her inançtan yurttaşımıza eşit olanaklar sağlayalım. Din ve vicdan özgürlüğü sözde kalmasın’ denmektedir. Bu madde 2011 seçim bildirgesi giriş kısmı göz önünde bulundurulmadan anlaşılamaz. CHP’nin bu ilkesi yukarda bahsettiğimiz, ‘2011 seçim bildirgesi’ndeki giriş bölümündeki savunulanlar ile birlikte düşünüldüğünde geçersiz duruma gelmektedir.

CHP ‘Cemevi’ni ibadethane saymamak gibi insanlık dışı anlayışın ortadan kaldırılmasını savunurken diğer yandan da uluslararası insan hakları hukuku ile çelişen ‘677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılmasına ve Türbedarlıklarla Birtakım Unvanların Men ve İlgasına Dair’ Kanuna bağlı olduğunu dile getirmektedir. 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte Alevilerin dergahları kapatılmış, inançlarını yaşama ve sürdürme imkanı kalmamıştır. Alevi inancını öğreten ve önderlik eden makamlar/kişiler yasaklanmıştır.

Dergah, türbe, zaviyeler gibi inanç ve merkezlerini kapatan dedelik, babalık, çelebilik, şeyhlik, seyitlik, müritlik gibi makamları ve unvanları yasaklayan ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu’ bugün hala işlevselliğini sürdürdükçe, ‘cemevi/dergah’ların ibadethane sayılması, dedelik makamının tanınarak, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yer verilmesi ve istihdam edilmelerini beklemek hayalcilikten başka bir şey olmayacaktır.

‘Dergah’ kavramı Tekke ve Zaviyeler Kanunu tarafından yasaklı olduğu için günümüzde bu kavram yerine ‘Cemevi’ ikame olarak kullanılmaktadır. Çünkü ‘Cemevi’ ismi kanun açısından bir sıkıntı yaratmamaktadır. CHP, ‘Cemevi’nin ibadethane olarak tanınmasını savunurken, ‘Alevi’ inancını öğreten ve önderlik eden ‘Dedelik’ makamının tanınması hakkında hiç bir şey söylememesi de aynı politikanın bir devamıdır. Çünkü ‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu’na muhalefet etmemek için ‘Dergah’ yerine ‘Cemevi’ni ikame eden resmi anlayış henüz ‘Dedelik’ yerine kullanılabilecek bir kavram ve isim bulamamıştır.

Dergah’lar gerçek anlamda ‘Alevilik inanç merkezleri’dir. Günümüzde, Aleviliği inanç anlamında yaşatan/öğreten ve simgesel önemi olan kurumlara bakıldığında, İnternet de arama yaptığınızda, Nevşehir de bulunan ‘Hacı Baktaşı Veli’, ‘Şahkulu Sultan’, ‘Karacaahmet Sultan’ gibi Alevilik tarihinde önemli yeri olan bu kurumların hepsinin sonunda ‘Dergah’ ismi vardır ve bugünde kullanılmaktadır.

İNANÇLARIN ÖNÜNDEKİ ENGELLERİN KALDIRILMASI

CHP din ve inanç özgürlüğünü savunacak ve hayata geçirecek ise bunları pankart yaptırarak parti binasına astırmaktan daha somut ve kalıcı politikalar üretmek ve hayata geçirmek zorundadır.

CHP din ve vicdan özgürlüğüne, statükocu pencereden değil, temel hak ve özgürlük penceresin den bakmak zorundadır.

 

 

İnsan Hakları Sözleşmelerinin önemi, bireyin haklarının güçlendirilmesi ve genişletilmesi yönünde bağlayıcı ve koruyucu tedbirler almasıdır. Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler de ‘Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması’ hakkındaki kanun, ‘din ve vicdan özgürlüğü’, ‘ibadet/ibadethane’ yapma açısından, uluslararası insan hakları hukuku ile çelişmektedir. CHP, ‘Alevi’lerin inançlarını yaşatma ve yaşama önündeki engellerin kaldırılması konusunda kararlı ve samimi ise bu konuda cesur adım atarak evrensel insan hakları hukuku ile örtüşen yeni bir Anayasa yapımına destek vermelidir. Özgürlükler herkes için savunulduğunda evrensel olurlar.

Bu yazı Yeni Şafak Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.