.: Vahap Coşkun

Çağrı, irade ve sorumluluk

28 Şubat’ta yapılan ortak basın toplantısıyla süreçte önemli bir kilometre taşı geride kaldı. Bugüne kadar ki en önemli basamak geçildi, süreç iki taraflı resmi bir niteliğe büründü. Hatırı sayılır bir kazanım elde edildi. Çatışmaların ve ölümlerin başlaması ihtimali eskiye kıyasla daha uzak. Tablo umut verici, iyi bir istikamette ilerleniyor. Ama daha yolun başında olunduğu unutulmamalı. Çeşitli güçlükler var. Mesela devletin ve PKK’nin davranış kodları bu güçlüklerden birini oluşturuyor. Türkiye’de devlet mekanizması, yakın sayılacak bir döneme kadar Kürt meselesini salt bir terör/asayiş penceresinde ele alıyordu. Herhangi bir şekilde PKK ile irtibat kurmayı bir zaaf olarak değerlendiriyordu. Bir siyasi maliyet oluşturmayacak bir hakkın teslimini dahi taviz olarak görüyordu. Zorun gücü Keza PKK’de de silahlı mücadele göre kurgulanan bir yapı var. Bu yapı, bugüne gelinceye değin elde ettiği ne varsa bunu silahın kudretine bağlıyor, zorun gücü olamadan devletin Kürt meselesinde hiçbir olumlu düzenleme yapmayacağını düşünüyor. Silah PKK için her zaman için bir garantiyi ifade ediyor. Dolayısıyla silahı elinde tutmak düşüncesi güçlü bir damar olarak PKK de varlığını sürdürüyor. Gerek devlette, gerek PKK’de kalıplaşmış düşüncelerin kısa bir müddet zarfında değişmesi zor. Taraflar, bir süre eski alışkanlıklarıyla yeni duruma adapte olmaya çalışacak. Muhtemeldir ki, devlet bundan sonra da, gerçekte koşulsuz şartsız yerine getirmesi gereken birçok hususu pazarlık konusu yapacak. Ve yine muhtemeldir ki PKK de, bölgede sahip olduğu kısmi hegemonyayı korumak ve süreç sonrasında da devam ettirmek için elindeki tüm kozları masaya sürecek. Yabancı bir dünya Sürecin beklendiği gibi sona ermesi, devletin yeniden yapılanması ve Türkiye’nin yeniden inşa edilmesi anlamına geliyor. Taraflar bunu birlikte yapmak durumundalar. Onlar için yeni bir durum bu; alışık olmadıkları bir dünyaya giriyorlar. Birlikte çalışmak, aktörler için birçok fırsata işaret ediyor, ama bazı riskler de içeriyor. Bu itibarla silahsızlanma kararı verildikten sonra da bizleri uzun, tartışmalı ve meşakkatli günler bekliyor. Söz konusu güçlüklerin üstesinden gelinmesi iki şarta bağlı: İlki, süreci bugünlere getiren iradelerini daha da güçlendirmeleridir. İki yılık deneyim gösterdi ki, sürecin devamı ve tahkimi, iradenin sağlam tutulmasından geçiyor. Masanın devrilmesi tehlikesi her baş gösterdiğinde, taraflar iradelerini ortaya koyarak olası bir felaketi savuşturmayı başardılar. Eğer bu basiret gösterilmeseydi bugün çok daha olumsuz bir manzara ile karşı karşıya kalırdık. Varılan nokta değerli. Şimdi mevcut kazanımları elde tutmak ve yeni kazanımlar elde etmek için iradeyi muhafaza etmek eskisinden daha önemli bir hale geldi. Çünkü süreç ete kemiğe büründükçe zor konular gündeme gelecek. Tarafların karşılıklı talepleri olacak ve taleplerin karşılanmasını zamana yayma imkânları azalacak. Somut adımlar atılması gerekecek. Her bir adımın kamuoyunun farklı kesimlerinde farklı yankı bulması kaçınılmaz. Tarafları yapmaları gerekenden vazgeçirmek için seslerin yükseltilmesi, çeşitli girişimlerin olması da. Misal, bir yandan AKP milliyetçi bir baskı altına alınmaya çalışılacak. Teröristle pazarlık etmekle, devletin itibarını ayağa düşürmekle, vatanı satmakla itham edilecek. Diğer yandan da PKK/HDP, gittikçe daha belirgin bir hal alan barış ihtimalinden paniğe kapılanlar tarafından markaja alınacak. Toplumsal karşılığı olmayan ama tüm medya kanallarında sesi gür çıkanlar, onları barışın şu an için iyi bir fikir olmadığına, onları çok daha iyi fırsatların beklediğine ikna etmeye çabalayacaklar. Silahların sesini kesmek için uğraşanları itibarsızlaştıracaklar. Atmosferi gerginleştirenleri alkışlayacaklar. Hem AKP ve hem de PKK/HDP bu tür bozucu etkilere hazırlıklı olmalı. Kendileri bu çevreleri cesaretlendirecek veya onlara güç verecek söylemlerden uzak durmalı. İradelerini fesada uğratacak seslere kulak tıkamalı. Toplumda esas bir karşılıkları olmayan ama sesi çok çıkanlar değil, iki yıldan beri sürecin arkasından desteğini esirgemeyen geniş toplum kesimleri onların hedef kitlesi olmalı. Hayırlı ve güçlü bir ihtimal İkincisi, tarafların sorumluluklarını yerine getirmeleridir. Önümüzde hayırlı bir ihtimal var ve bu ihtimal daha öne olmadığı kadar güçlü. Taraflar bu fırsata gözü gibi bakmalı, barışı hızlandıracak adımları peyderpey atmalı. Hem hükümetin, hem de PKK/HDP’nin vazifeleri var. Hükümetin İzleme Heyetlerini ve sekretaryayı oluşturması, hasta hükümlü ve tutukların tahliyelerini sağlayacak düzenlemeler yapması; PKK’nin de kongresini toplaması gibi. Taraflara altından kalkamayacakları bir siyasi maliyet yükleyen konular da değil. Dolayısıyla bu noktada hızlı ve kararlı bir şekilde hareket edilmeli. Süre kısaltılmalı, kışkırtma kapıları kapatılmalı. Yakın zamanda karşılıklı adımlar atılmalı. Dört gözle barışı gözleyenlerin beklediklerine daha çabuk kavuşmaları sağlanmalı.

Serbestiyet, 12.03.2015