.: Emre Turku

Büyümeyecek miydik?

Küçüktük hepimiz. Evet, önceden. Ya da biz öyle sanıyorduk… Sanıyoruz… Küçüklüğümüzün önceden olduğu konusunda yanılıyoruz belki de! Belli bir yaşa geldik, “Büyüdün!” dediler. Okula gittikçe her sene bulunduğumuz sınıfın rakamları da artış gösteriyordu. Büyümemiş olsak onuncu sınıftan on birinci sınıfa veya lisans ikiden üçe geçebilir miydik? Veya başka bir şey. Gün geçmiyor ki kimlikte yazan tarihten uzaklaşmayalım. Evet, orada yazan sayıdan ne kadar uzaklaşırsan o kadar büyüksün. Bakıyorsun kimliğe; besbelli ki büyümüşsün.

Hayatta birçok şey sanki büyüdüğümüze bir kanıt olarak etrafımızda duruyor. “Yanlışlıklarımızı” yüzümüze vuruyor, her şeyimizi kontrol ediyor. Belli bir yaştaydın, yani eskitmiştin bazı şeyleri, bazı şeyleri gördün, göreli çok oldu, tecrübe ettin. Aynı “hatayı” yapmamalıydın. Aynı şeyi hissetmemeliydin. En azından biraz daha farklı olmalıydı. Sen olmasan da “büyüklük” bunu hak ediyordu. Ona göre davranmalıydın. Buna kimse zorlamıyordu sanki. Görünürde tabi! Ama o kadar belliydi ki zorlandığın. Ama dur bir dakika: büyümüştün!

Evet, etrafımızda o kadar çok kanıt var ki büyüdüğümüzü hatırlatan. Belki de bu yüzden hayatımız küçüklüğümüzü özleyerek geçiyordur. Ya da küçüklüğümüzü değil de o günleri, o günküleri, o gün hissettiklerimizi özlüyoruzdur. Büyüdüğünü kanıtlayan kişilerden veya şeylerden korkup söyleyemiyoruzdur.

En çok da bazı hisler bizi küçüklüğümüze götürüyor. “Hani ben büyümemiş miydim?” diye, etrafında seni büyük görenlere, büyük olduğunu düşünenlere haykırmak istiyorsun. Hani bunları küçükken hissetmez miydik? Büyüdüğümüzde geçmesi gerekmiyor muydu? O kadar şey var ki eskide kalan. Orada kalmış olan. Ama bazı hisler… Evet, bazı hisler senin büyümediğini sürekli hatırlatıyor sana. Hem de hayatın seni sürekli büyütmesine rağmen. Bazı duygular gerçekten hayata karşı bir direniş gibi. Sürekli bir küçük kalma direnci.

Acaba her insan mı böyle? Şüphesiz! Ya da öyle olsun istiyoruzdur. Hepimiz hissetmiyor muyuz sonuçta? Hissettiren kişiler veya şeyler değişse de hisler ortak değil mi? Belki tek fark daha az ve daha çok olması. Tabiî eğer kıyaslama imkânına sahipseniz.

Belki de Yılmaz Erdoğan, “yaşananlara bir beden büyük geliyor artık hayat” derken, en ufak bir eksiklik yoktu. Belki sadece büyümek yetmiyordu. Ya da biz büyüdükçe hayat da mı büyüyordu? Hep ağabeyinin yaşına gelmek isteyip de gelemeyen küçük bir çocuk gibi. Hep yetişmek istiyoruz, hep öne geçmek istiyoruz, hayatı anlamak istiyor ve hatta bazen anladığımızı zannedecek kadar abartıyoruz. Oysa biz büyüdükçe o da büyüyor. Ve hayat her daim yaşananlardan daha büyük oluyor. Evet, bu yüzden de biz çoğu zaman büyümediğimizi ve küçük kaldığımızı hissediyoruz.

Büyümediğimizi hatırladıkça, daha doğrusu hatırlatan o hislere gömülünce, hep bir şeylere yetişemeyeceğini, bir şeyler senden hep büyükmüş, büyük kalacakmış gibi -aslında onların büyük kalması da önemli değil- sen hep küçük kalacakmışsın da (yine Yılmaz Ağabey’e atıfla) artık zaman bile yetmeyecekmiş yaşadığını sanmaya. Çünkü yaşamak büyümekti. Ya da öyle olmalıydı. Bilmiyorum… Belki de sadece benimdir küçük kalan… Ya da acaba bazı hisler gerçekten çok büyük de biz mi yanlarında küçük kalıyoruz, kendimizi küçük hissediyoruz? Sahi büyümeyecek miydik?

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...