.: Atilla Yayla

Bürokratik vesayet bitti mi?

Türkiye siyasetini değerlendirirken sadece siyasal iktidar üzerine odaklanan ve sahadaki tüm diğer aktörleri ve faktörleri görmekten özenle imtina eden bazı kişi ve çevreler, Türkiye’de bürokratik vesayetin bittiğini iddia ediyor. Bu görüşleri AK Parti ve Erdoğan nefretiyle birleşince, bürokratik vesayete dikkat çekenlere hakarete varan ifadelerle saldırıyorlar. Kemalist vesayetin artık muhayyel olduğunu; iktidarın yanlışlarını meşrulaştırmak veya örtmek için kullanıldığını ileri sürüyor.

Gerçek ne? Bürokratik vesayet hakikaten bitti mi? Bürokratik vesayetten bahsedenler hayal mi görüyor? Bürokratik vesayete yerli yersiz atıf yaparak başka ve daha önemli problemlerin üstünü örtmeye mi çalışıyor?

Bürokratik vesayet hem bir yapılanma hem de bir zihniyet meselesi. Hiçbir şekilde, gerek yapılanma gerekse zihniyet olarak sıfırlanması mümkün değil. Üstelik sadece Türkiye gibi nisbeten zayıf ve istikrarsız demokrasilerde değil, daha güçlü ve istikrarlı demokrasilerde de izleri, yansımaları ve sonuçları var. Meselâ ABD’de yaşanmakta olan son çekişmelerin bazılarının bu çerçevede okunması mümkün. Bununla beraber, ABD gibi yerlerde bürokratik vesayet önemli ölçüde kontrol edilebilirken, Türkiye gibi ülkelerde çok zor kontrol edilebiliyor.

Bürokratik vesayet, esas itibarıyla, devlet iktidarının ağırlıklı ve daha geniş kısmının orta ve uzun vâdede siyasal iktidardan daha az görünür olan bürokratik çevreler tarafından kullanılmasıdır. Siyasetçiler sadece ana çizgileri belirleyebileceği; politikaların uygulanması kaçınılmaz olarak teknik bilgiye ve çoğu zaman daimî statüye sahip bürokratlar gerektireceği için, bürokratik vesayet eğilim ve pratikleri tamamen ortadan kaldırılamaz.

Türkiye’deki bürokratik vesayet geleneğinin Osmanlı’ya giden kökleri var. Kapıkulu mantığı ve uygulaması bu geleneğin odak noktasıdır. Toplumla bağları olmayan, saray yetiştirmesi kapıkulları zamanla saraya da açık-örtük kafa tutabilecek, tabiri caizse “kazık atabilecek” güce ulaşmış; bu durumu sıradan ve yerleşik hale getirmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti, bütün kopuş iddialarına ve çabalarına rağmen, Osmanlı’dan bürokratik vesayet geleneğini devraldı. Tek biçimleştirici ulus-devlet mantığına ve yüceltilmiş bir anti-demokratik cumhuriyet anlayışına dayanarak yeniledi, takviye etti. Tek Parti döneminde siyasetçi-bürokrat özdeşleşmesi bu problemi bir ölçüde sindirdi. Ancak, 1950’de demokrasiye geçilir geçilmez sorun belirginleşmeye ve ağırlaşmaya başladı. Hiç şüphe yok ki, merhum Adnan Menderes’in iktidara geldiğinin ertesi günü bürokratik vesayet odaklarında kıpırdanmalar ortaya çıktı.

1960 darbesi, bürokratik vesayetçilerin mevcut demokratik iktidara verdiği bir ders ve onun üzerinden tüm müstakbel demokratik hükümetlere verdiği bir mesajdı. 1961 Anayasası bir bürokratik vesayet sistemini resmen inşa etti. Amaç, demokratik görünümlü bir sistem içinde, gerçek devlet iktidarını kendi kendini yeniden üreten bürokratik vesayet odaklarına teslim ve tahsis etmek ve bu iktidarı koruma altına almaktı. Bu proje önemli ölçüde başarılı oldu. Demirel, Özal ve bir yere kadar Erdoğan hükümetlerinden gelen meydan okumalara direndi. Erdoğan iktidarının son yılları bürokratik iktidarın geriletilmesinde hayatî mesafe alınan yıllar olarak tarihe geçti.

Ancak bu sırada — daha sonra anladık ki  — başka bir bürokratik vesayet zihniyeti ve odağı hızla gelişmekteydi: Gülenizm ve Gülenist örgüt. Gülenciler Kemalist vesayet sistemini çok iyi anladı ve dinamiklerini herkesten daha iyi kavradı. Kemalist vesayetin geriletilmesi sürecinde, demokratik iktidara demokrasinin hatırına değil, kendi müstakbel vesayetleri uğruna ve hesabına yardım etti. Gülenistlerin kibri, saldırganlığı ve güç zehirlenmesine uğraması; buna karşılık demokratik iktidarın uyanıklığı, mücadele azmi, daha doğrusu Erdoğan’ın cesareti ve kararlılığı, halkın da büyük desteğiyle, 15 Temmuz’da ve sonrasında Gülenist vesayet projesine büyük darbe indirilmesini sağladı.

Gelgelelim ne Kemalist ne de Gülenist vesayetin püskürtülmesi vesayet sisteminin yapısal ve zihinsel olarak tümüyle tasfiye edildiğini gösteriyor. Her iki kanadın unsurları sağda solda mevcut ve vesayetçi zihniyet hâlâ canlı. Hürriyet gazetesinin “Karargâh rahatsız” manşeti bunun yansıması, ama tek işareti değil. Daha önce Yargıtay’dan gelen “HSYK üyelerini biz seçelim” şeklindeki açıklama ve GKB’nın yılbaşı mesajında 15 Temmuz’daki kalkışmayı  “TSK’ya ihanet” olarak adlandırması da Kemalist bürokratik vesayet zihniyetinin işaretleri arasında. Gülenist vesayetçilik zihniyeti ise bulunduğu yerden bir santimetre olsun geriye gitmiş değil.

Bürokratik vesayete karşı mücadelede asıl görev hükümetin omuzlarında. Haksızlık etmeyelim; hükümet bu konuda hassas ve gerekenleri yapmakta. Nitekim Hürriyet gazetesine de gerekli tepkiyi gösterdi. Ancak bu mücadelede hükümetin güçlü olabilmesi için sivil toplum desteği de şart. Sorun sadece hükümetin değil hepimizin. Bu yüzden, bürokratik vesayete karşı olan her kişi ve kesim ses vermeli.

Serbestiyet, 03.03.2017

Ayrıca bakınız...

100. yılı münasebetiyle Ekim Devrimi niçin ele alınmalı

100. yılı münasebetiyle: Ekim Devrimi niçin ele alınmalı?

Bu sene, 1917’de vuku bulan Ekim Devrimi’nin (ED) yüzüncü yılı. Bu münasebetle dünyanın birçok yerinde ...