.: Harun Kaban

Bu hikaye benim, bu ülke hepimizin

Yeni Yüzyıl Gazetesi yeni bir heyecanla yeniden çıkmaya başladı. Bilvesile, ben de bir küçük hikaye anlatayım istedim. ÖSYM’nin internet sitesine “ÖSYM NO”mu girince (o zaman TC Kimlik no filan yoktu) ekranda şu yazı çıkmıştı: Gazi Üniversitesi, Kamu Yönetimi… Üniversiteyi kazanamadığım ilk yıl dershaneye gidip yeterince strese girmişliğimden olsa gerek, sınav sonuçları geldiğinde çok rahatlamıştım. Sadece Kamu Yönetimi seçmiştim, ilk tercihim Gazi’ydi ve sadece beş tercih yapmıştım. Aslında benim gibi bir taşralı için böyle Beyaz Türk adetleri lüks sayılırdı ama ben her ne yaparsam yapayım arkamda ailemin sonsuz güveni ve desteğini hep hissettiğim için tercihlerimi yaparken sadece isteyip istemediğime baktım, annem hep benim kararımın doğru olduğunu düşündü babam hep neye ihtiyacım olduğunu sordu, o kadar… Hala da öyledir.

Kamu Yönetimi’ni seçmemin nedeniyse Kaymakam olmaktı, çünkü büyüdüğüm küçük ilçenin en büyük adamı Kaymakam’dı.Fakat okula başlayınca hedefimin pek de yapmak istediğim iş olmadığını anladım. Üniversite yıllarında sağda solda yazıp çiziyor ve yazarak hayatımı kazanmayı yavaş yavaş kafamda netleştiriyordum. Okul dergilerinde, o yıllarda yeni yeni başlayan bloglarda yazıp çizmeye ve yazmanın keyfini almaya başladım. Esasen tüm bu süreç boyunca çok çalıştım, bir üslup inşa etmek için çok okudum, çok yazdım. Okudukça okudum ve yazmayı hiç ihmal etmedim.

Taşradan Şehre Giden Yol

Kendi amatör çabamla, birkaç arkadaşla birlikte memleketim Kangal’ı tanıtan bir kitap ve tanıtım filmi hazırladık. Kamuya açıldığım ilk iş bu amatör kitap oldu… Sonrasında Kangal’da haftalık çıkacak olan Kangal Gündem Gazetesi’nden haberdar oldum. Gazetenin ilk sayısı için çok heyecanlandım çünkü Kangal Gündem’de “köşe yazarı” olacaktım. . İnsanın ismini basılı bir meta üzerinde görmesi çok büyülü bir şey. İlk sayı çıktığında heyecandan sabahı zor ettim, koşarak basıldığı ajansa gittim ve işte o büyülü an, fotoğrafımla ve ismimle, artık bir köşem var! Evet, Kangal Gündem küçük bir ilçenin küçük bir gazetesiydi ama benim için çok büyük bir yerdi.

Güzel yazılar yazdım, bu arada Kangal’da kısmen meşhur oldum ve açıkçası yazdıklarımla tanınmanın pek de keyifli bir şey olduğunu keşfettim. Her yazımı ulusal gazeteye yazıyormuşçasına ciddiye alarak ve severek yazdım. Sonra o yazıların bir kısmı ilk kitabım Kurusırt’ın Ardı olarak beni “yazar” camiasına kattı. Pasaportumda mesleğim “yazar” olarak geçiyor, hep bu ibarenin altını doldurmaya çalıştım, bunun için çabaladım.

Eski Türkiye’nin Krizi

Her ne kadar üniversiteye başladığım yıl olarak zihnimde kalmış olsa da, 2001 krizi hala hafızamda tazedir, ben üniversiteye başladığımda ülke büyük bir hengameden yeni sıyrılmıştı ve memleket tarihinde görülmemiş bir siyasi kuşatma altındaki kadro iktidara gelmişti. Benim entelektüel gelişimim aşağı yukarı AK Parti’nin iktidarda olduğu yıllarda gerçekleşti. Fakat ne yaparsam yapayım, bir “duvar”ın varlığını hep hissetim. Sonuçta ben bir taşralıydım ve 18 yaşında köşe yazarı olacak tanışıklıklarım yoktu. Bizim için her şey, hep biraz daha zordu. Fakat başarmaktan başka çaremin olmadığını biliyordum, o yüzden çok çabaladım, en bunaldığım anda bile bırakmadım. Ülke 13 yılda çok değişti, ülkede çok şey değişti.

Artık ülke sadece bazılarının babasının malı olmadığı için bizim gibi taşra çocukları da çabalayarak bir şeyler yapabiliyor. Bugün haftalık bir ilçe gazetesinde başlayan hikaye Türkiye’nin en klas ulusal gazetelerinden birinde devam ediyorsa, ülkede çok şey değişmiş demektir. Türkiye artık sadece bazılarının değil, “Türkiye hepimizin” demektir.

Yeni Yüzyıl’da, her cumartesi bu sütunda olacağım. Kangal Gündem’de başlayan hikayem artık Yeni Yüzyıl sayfalarında devam ediyor ve henüz hiçkimseye anlatmadığım çok hikayem var. Merak ediyorsanız, artık cumartesi günleri ekmekle birlikte bir de Yeni Yüzyıl Gazetesi sıkıştırın koltuğunuzun altına…

Haftaya cumartesi görüşmek üzere, merhaba…

Yeni Yüzyıl, 06.11.2015

http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/bu-hikaye-benim-bu-ulke-hepimizin-29