.: Şenol Kaluç

Bozkır Töresi ve Tunç Soyer!

Son günlerde CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Tunç Soyer üzerinden estirilen fırtına oldukça ilginç, ilginç çünkü geçmişte Türkiye’nin ikinci sınıf vatandaşlarının (tabii ki ülkemizde ikinci sınıf vatandaşlık konjonktüre göre sık sık değişebildiği için herkes bir dönem bu seviyeye terfi edebilmektedir) bırakın suç işleyen babaların oğullarını asıl suç sahipleri bakan, milletvekili, belediye başkanı vb. pek çok önemli mevkilere getirilirken yaptıkları itirazlar doğru düzgün gündem dahi olmadan unutulup gitmişti.

Bağıranlar bağırdıkları ile kalmış inisiyatif sahibi siyasilerde oralı dahi olmamış adeta o kimselere madalya takar gibi önemli mevkiler vermişlerdi.

Şimdi burada suç yarıştırıp olay ve kişi sıralamak istemiyorum; bu ülkede sağdan sola soldan sağa hemen her kesimden bu tür suç işleyenler kendi mahfillerince çok kez taltif edildi.

***

Yıllar önce birlikte çalıştığım, Demirel’in altı ayda öğretmen yaptığı ve onu da beceremediği için –bu bizzat kendi itirafıydı- idareci olmuş ama onu da eline yüzüne bulaştırmış bir müdürümüz vardı. O denli vasıfsızdı ki şube müdürlüğüne kadar çıkabilmişti. Tek meziyeti altında çalışanlara eziyet etmek olan bu muhteremin hayatında övündüğü tek manidar eylem neydi biliyor musunuz? 12 Eylül öncesi DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Genel Merkezine yapılan baskına katılmış olmak.

Ne vakit sıkışsa ya da birileri ne oluyor diye itiraz etse “Ben DİSK’i basan adamın. Siz kim oluyorsunuz!” diye meydan okurdu.

Şu an tartışılan durum maalesef siyasette geldiğimiz noktanın birleştirmek değil ayrıştırmak üzerine kurulduğunu gösteriyor hepimize.

Kimse kusura bakmasın ama bu tavır olsa olsa bozkır-bedevi tavrıdır.

Bozkır töresinde suçun şahsiliği ilkesi yaşam koşullarının zorluğu ve çetrefilliği nedeniyle yerleş(e)memiştir.

Hukuk, göçebelikten köylülüğe oradan da şehre doğru bir gelişim çizgisi gösterir. Bozkır köyle, köy de şehirle kolay kolay anlaşamaz; çünkü, birinin diğerine göre daha karmaşık ilişkiler ağı vardır.

Bozkır kabilelerindeki her bir birey büyük bir makinenin dişlileri gibi uyumlu hareket etmek zorundadır. Bir bireyin ahengi bozacak her hangi bir hareketi-sorumsuzluğu çok önemli sonuçlar doğurabileceği için dikkatle takip edilir. Birey kendini topluluk içinde eritmek zorundadır.

Bu nedenle de her bir aşiret-boy-klan kendi üyelerinin her hareketinden sorumludur, birey şahsi olarak çok fazla bir değer ifade etmez. Şahsiyet ön planda olamadığı için başarı da başarısızlık da mensup olduğu aileyi, aşiret-boy-klanı da içine alır.

Arapların aşiretleri ile övünmeleri ve onların övünmesi için mücadele etmeleri de aynı mantıksal düzleme oturur.

Suç boy-aşiret-klan içinde yaşanmış ise suçun cezası sadece suçlu tarafından değil ailesince de yüklenilmek zorundadır ve cezada ona göre verilir.

Suç başka bir boy-aşiret-klana karşı işlenmişse tüm grup bu suçun ortağı olarak algılanır, kimse bizi ilgilendirmez diyemez.

***

Başıboş ve kural tanımaz bir bireyin sorumsuzca bir tavrının Asya Bozkırlarından Arap çöllerine pek çok göçebe kabile arasında sonu katliamlara kadar varan korkunç çatışmalarla sonuçlandığını tarih bize defalarca aktarmaktadır.

Bozkırın ya da çölün kuralları elbette ki keyfi değildir ama çok da komplike değildir. Fazla karmaşık olmayan bir ilişkiler ağını yönetmek üzere tasarlanmıştır.

Medine’de-Şehir’de ise kurallar bozkıra-çöle göre daha sofistike olmak zorundadır çünkü ilişkiler ağı çok daha karışık ve çok daha yönlüdür. Ve gruptan ziyade birey daha önemli bir konumdadır. Aile bağları kadar ve hatta daha fazla sosyal roller ön plandadır ve ceza-ödül bireyselleşmiştir.

İslam’ın doğuş serüveni bile bize bu karmaşıklığı göstermektedir. Hz. Muhammed en çok bu kabile anlayışı-asabiyet ile mücadele etmiştir. Kuran’ın bazı yönlerden Bedeviliği mahkum etmesinin sebebi de biraz budur.

Bugünkü tartışma bizlere ülkemizin hâlâ medeni-şehirli bir hukuk nosyonuna yeterince ulaşamadığını gösteriyor. Hepimiz kötü tüccar gibi kara kaplı defterlerimizle geziyor ve ne zaman kafamızı kızdıran bir durum olsa bu defterin sayfalarını karıştırıyoruz.

Halbuki bu ülkede kimsenin eli kimseyi suçlayacak kadar çok da temiz değil. En fazla diğerlerine göre biraz daha az kirli olabilir…

Karar, 6 Şubat 2019