.: İhsan Dağı

Böyle bir devlet ister misiniz?

Yıl 1984 idi. Yirmi yaşında bir üniversite öğrencisiydim. İlk gençlik yıllarım 12 Eylül dönemine denk düşmüştü.

Darbe sabahı banyo sobasında kitaplarımı yakarken büyüdüm, olgunlaştım. Devleti, otoriteyi, keyfîliği, haksızlığı, hukuksuzluğu o an tanıdım. Devleti çok daha büyük acılarla tanıyan ağabeylerim de oldu… Benim payıma susmak, düşüncelerimi, politik kimliğimi, kitaplarımı saklamak düştü.

Yıl 1984 idi. Elime George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı kitabı geçti. Hayalî bir ülkede hayalî bir rejimi anlatıyordu roman. Okudukça benim ülkeme ne kadar benzediğini dehşetle gördüm.

Okyanusya sürekli savaş halindedir. Herkesle… Savaş ve düşman her türlü başarısızlığı açıklayacak, haklılaştıracak bir gerekliliktir Okyanusya için. Dışarıda düşman, içeride hainler doludur, sadakatlerinden asla emin olunamaz. Bütün vatandaşlar şüphelidir, izlenmeleri, denetlenmeleri gerekir.

Devlet kurar mekanizmasını ve 24 saat izler insanları. Hayatlarını izlemekle kalmaz insanların, düşüncelerini de kontrol eder, manipüle eder. Düşünce Polisi görev başındadır. Savaş hep devam eder arkaplanda. Korkuları depreştirmenin, başarısızlıkları mazur göstermenin, muhtemel muhalifleri sindirmenin gerekçesi olarak vazgeçilmezdir savaş. Hakikat Bakanlığı rejimin ana kurumlarındandır. Vazifesi, halktan hakikatleri gizlemek. Kitleleri kontrol ve manipüle etmek üzere ‘ikilidüşünce’ icat edilmiştir. ‘Savaş barıştır’ örneğin, ‘beyaz siyahtır’, 2+2=5. Açıkça zıt olan, çelişkili olan olguları hakikat kabul eden insanların artık rejime itaati ve hatta imanı da kazanılmış demektir.

Bu ülkede ‘Yeni Dil’ konuşulur. Sevgi Bakanlığı’nda beyin yıkama ve işkenceler yapılır, Varlık Bakanlığı’nın işi kıtlık ve yokluğu yönetmektir. Barış Bakanlığı savaşa bakar, Hakikat Bakanlığı propaganda ve tarihin yeniden yazımından sorumludur.

Kahramanımız Winston Smith, Hakikat Bakanlığı’nda çalışır. Vazifesi ‘tarihi yeniden yazmak’tır, geçmişin gazetelerini partinin güncel ihtiyaçlarına göre yeniden yazar. Dost olan düşmana dönüşür, düşman olan müttefik. Smith’in işinin önemli bir parçası da gözden düşen, düşman ilan edilen, ortadan kaldırılan kişilerin kayıtlarını geçmişten silmektir. Rejimin gözünden düşen, tarihten, hafızadan da silinir çünkü. Geçmişte yaptıkları katkıların, hizmetlerinin kıymet-i harbiyesi kalmaz. Okyanusya’da elbette her şey halk için, halkın iyiliği için yapılmaktadır. Halkın iyiliğinin ne olduğunu bilen de elbette sadece ‘Büyük Birader’dir. Rejim zaten Büyük Birader demektir. Yarı kutsal bir kült şahsiyettir Büyük Birader.

Devlet, bir kontrol, müdahale ve manipülasyon aygıtına dönüşmüştür. Televizyonda sürekli Büyük Birader konuşur. Şehirde her yerde onun posterleri görülür; ‘BIG BROTHER IS WATCHING YOU’. Büyük Birader’in devletinde sokaklar ve hatta evlerin içi kameralarla sürekli izlenir. Elbette halkın iyiliği için. Halkın ahlaklı ve sadık olduğu başka nasıl anlaşılabilir ki?

Orwell bize totaliter yönetimin korku, propaganda ve manipülasyonlarla halkı nasıl yönettiğini, hayatı nasıl şekillendirdiğini, totaliter bir devletin nelere ‘kâdir’ olduğunu anlatır. Orwell’in 1949’da yayımlanan bu kitabı bir ‘hayal’, bir roman. Biliyoruz ki hayaller bazen gerçek oluyor. 20. yüzyılda tanık olduğumuz totaliter rejimler Orwell’in anlattığı ‘hayal’den çok da farklı değil.

Mesele devletin, kamu otoritesinin sınırlandırılması ve denetlenmesi. Bunu yapmanın kurumsal yolu demokratik ve özgürlükçü bir anayasa. Mülkiyet hakkını, ifade özgürlüğünü, hukuk devletini ancak böyle bir anayasa güvence altına alabilir. Yapabildik mi bunu? Hayır.

Kamu otoritesinden bağımsız, güçlü bir sivil toplum, devleti sınırlar ve denetler. Var mı? Çok kuşkulu. Peki özgür basın? Sadece kendi hakkına değil, herkesin temel hak ve özgürlüklerine hassas bir siyasal kültür?

 

Sınırlandırılamayan ve denetlenemeyen her devlet, imkânları ölçüsünde Orwell’in anlattığı iktidar modelini kurmaya çalışacaktır. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ü yeniden okumakta fayda var…

Bu yazı Zaman Gazetesi’nde yayınlanmıştır.