.: Atilla Yayla

Bir gençlik buluşması ve liberalizm

Liberal düşünce bütünüyle yerlileştirilebilecek, millileştirilebilecek bir ilkeler demeti teşkil etmez. Bu ilkelerin kaynağı ve doğruluğunun delili şu veya bu insan toplumu ve şu veya bu kültür havzası değildir; insanî hayatın ve iktidarın doğası ve tecrübesidir. Hume’un dediği gibi insanların tabiatlarını değiştirme gücü yoktur, ama içinde yaşadıkları şartları değiştirme gücü vardır. O yüzden, liberal ilkelerin çoğu evrensel niteliklidir. Bu ilkeler mahalli ve konjonktürel değerlere ve amaçlara kurban edilemez.

İstanbul, geçen hafta, önemli bir faaliyete ev sahipliği yaptı. 3H (Hürriyet, Hukuk, Hoşgörü) Hareketi tarafından düzenlenen Liberal Gençlik Buluşması, 25-26 Aralık 2009’da Talimhane’de bir otelde gerçekleştirildi. Buluşma hem organizasyon, hem konuşmacıların seçimi, hem konuşmaların muhtevası bakımından çok başarılı geçti. Buluşmayı önemli kılan unsurlardan biri katılımın yoğunluğu ve katılımcıların ilgisi ve canlılığıydı. Toplantının öncülerinden aldığım bilgiye göre, beş yüzden çok müracaat oldu. Kılı kırk yaran çalışmalardan sonra 150 kişinin başvurusu kabul edildi. Katılımcı sayısının 150 kişiyle sınırlanmasının sebebi, malî ve fizikî imkânların kısıtlılığıydı. Her üç-dört başvurudan yalnızca birine katılma imkânı sunulabilmesine rağmen salon tıklım tıklımdı. Katılımcı sayısının çokluğundan daha heyecan verici olansa, gençlerin gözlerindeki kıvılcım ve benzer faaliyetlerde yer alma arzularının yoğunluğuydu. İlk defa bu kadar çok liberal genci bir arada gördüm. Birçoğuyla tanışma ve kısa da olsa konuşma imkânı buldum.

Buluşmada yaptığım konuşma daha çok gençlere bazı nasihatler vermeye ve liberal düşünce ve liberal tavırla ilgili açıklamalar yapmaya yönelikti. Konuşmanın hem orada hem de sonrasında gördüğü ilgi böyle bir konuşma yapma kararı vermekle isabetli davrandığım inancımı kuvvetlendirdi. Liberal düşüncenin kapsamı ve liberal olmakla ilgili bazı noktaları gençlerin en çok okuduğu gazeteler arasında yer alan Zaman’da tekrarlamakta fayda olduğunu düşündüğüm için bu satırları kaleme alıyorum.

Türkiye’nin Normalleşmesi Bakımından

Liberal düşünce Türkiye’nin son yüzelli yıllık tarihinde ilk defa bu kadar hızlı yayılıyor ve gelişiyor. Bu çok sevindirici bir durum, zira, liberal kanadı eksik bir fikir ve düşünce hayatı cılız olmaya, eksik kalmaya ve hatta sakat yaşamaya mahkûmdur. Liberal fikirler yayılıp ağırlık kazandıkça ve ülkenin siyasi, hukuki ve iktisadi yapılanmasını etkiledikçe Türkiye normalleşecektir. Ne var ki, bir fikrin hızla yayılması, popülarite kazanması bazı avantajlar yanında dezavantajlar da yaratabilir. O yüzden liberalizmin mahiyeti, muhtevası konusunda sağlam kaynaklara dayanmak ve liberal fikirlerin açılımları ve yerel-konjonktürel problemlere uyarlanması konusunda çok hassas ve dikkatli olmak gerekiyor.

Liberal fikirler yayıldıkça, ağırlık kazandıkça, kendini liberal görenlerin veya liberal diye adlandırılanların sayısı da artıyor. Ancak, kapsamlı bir gözlem aslında bu kimselerin bazılarının tam liberal olmadığını gösteriyor. Bunun fark edilmemesi ise hem temelsiz liberalizm eleştirilerine hem de liberalizmin yanlış tanınmasına ve tanıtılmasına sebep oluyor. Tam liberal olmayan, olamayan veya olmak istemeyen liberalleri bir gruplandırmaya tabi tutmak ve her grubun temel özelliklerinin altını çizmek tabloyu belki daha iyi görmemizi sağlayabilir. Tam olarak liberal olmayanları üç grupta toplamak mümkün: Parçalı, sekteryen ve konjonktürel liberaller. Parçalı liberaller, liberal düşüncenin söz söyleme iddiasında olduğu alanlardan bazılarında liberal fikirleri benimseyen, diğerlerinde reddeden liberallerdir. Bunun tipik örnekleri, liberal siyasî-hukukî fikirleri benimseyip liberal iktisadî anlayışı (piyasa ekonomisini) reddedenler veya iktisatta liberal olup siyasette ve hukukta liberalizmi reddedip, otoriterizmi savunanlardır. Sekteryen liberaller, sadece kendilerini ilgilendiren alanlarda liberal fikirleri (münhasıran özgürlüğü) kabul edip, kendilerini pek ilgilendirmeyen alanlarda liberal ilkeleri (özellikle özgürlüğü) reddeden liberallerdir. Bunun örnekleri de az değildir. Tipik bazı örnekler meselâ sanatta özgürlüğü kabul edip, ticarette veya din tercihinde ve yorumunda özgürlüğü reddetmek şeklinde görülür. Bir başka sekteryen liberallik durumu, din özgürlüğünü kendisi için isteyip başkaları için tanımamaktır. Konjonktürel liberaller ise duruma göre, ilk iki türden daha kapsayıcı bir liberal perspektifi benimseyebilmekle beraber, liberal ilke ve değerleri alternatiflerinden ahlâken daha doğru, fiilen daha insanî ve üstün olduğu için benimsemek yerine, bir ölçüde moda haline geldikleri, “yükselen değerler” oldukları için benimserler. Hiç şüphesiz, bir kimsenin hiç liberal olmamasındansa biraz olsun liberal olması daha iyidir. Bu yüzden herkesin illiberal olmaması, bir kısmı parçalı ve sekteryen de olsa daha fazla sayıda liberalin var olması tam liberaller için sevindiricidir. Ancak, bu çizgidekilerin kendi liberal çizgilerini liberalizmle özdeşleştirmeye kalkmaları halinde liberal düşünce büyük zarar görecektir. Liberalizmi konjonktürel olarak savunmak ise onu ahlaki ve felsefi zeminden mahrum kılacaktır.

Şüphe yok ki liberal düşünce bütün hayatı kapsama ve kuşatma iddiasında olamaz. Ancak, onun alanı parçalı ve sekteryen liberallerin sandığından ve sunmak istediğinden daha geniştir. Ve liberal ilkeler moda olduğu için değil doğru ve haklı olduğu için savunulmalıdır. Liberal düşüncenin gelişimine mâni olabilecek bir diğer anlayış, onu bir modernleşme ve zenginleşme projesi olarak görmek ve göstermektir. Liberalizm bir modernleşme veya zenginleşme projesi değildir. O en başta toplumsal çoğulluğun unsurlarını barış içinde bir arada yaşatma çabasıdır. Demokrasi de, hukukun hâkimiyeti de, piyasa ekonomisi de bunun bir aracıdır. Araçları amacın yerine ikame etmeye kalkarsak, bir süre sonra yozlaşma kaçınılmaz olur. Liberal ekonomik sistemin yarattığı ekonomik zenginlik de liberalizmde ana amaç değildir, bir yan ürünüdür (by product). Özgürlük ve barış içinde yaşama şansına sahip insanların, başta kendi beşeri sermayeleri olmak üzere sahip oldukları ekonomik faktörleri rekabetçi ortam içinde serbestçe istihdam edebilmelerinin sonuçlarından biridir.

Almanya Örneği İyi İncelenmeli

Liberal düşünce bütünüyle yerlileştirilebilecek, millileştirilebilecek bir ilkeler demeti teşkil etmez. Bu ilkelerin kaynağı ve doğruluğunun delili şu veya bu insan toplumu ve şu veya bu kültür havzası değildir; insanî hayatın ve iktidarın doğası ve tecrübesidir. Hume’un dediği gibi insanların tabiatlarını değiştirme gücü yoktur, ama içinde yaşadıkları şartları değiştirme gücü vardır. O yüzden, liberal ilkelerin çoğu evrensel niteliklidir. Bu ilkeler mahalli ve konjonktürel değerlere ve amaçlara kurban edilemez. Edilirse, bir süre sonra tamamen illiberal, baskıcı ve ayrımcı yapılar ortaya çıkar. Özellikle Alman liberallerinin başına gelen felaket budur. Onlar yoğun devletçi ve milliyetçi Alman fikriyatının tesiri altında liberal ilkeleri Alman milli birliğinin ve dolayısıyla Alman devletinin hizmetkârı hâline getirmek istemişlerdir. Bu imkânsız misyon onları liberal ilke ve değerlerden uzaklaştırmış ve güçlü bir liberal entelektüel birikimden mahrum Almanya hem kendi kendisinin, hem de Avrupa’nın felaketi olmuştur.

Liberal Gençlik Buluşması’nda konuşma fırsatı bulduğum gençlerin bu noktaların farkında olduğunu sevinçle gördüm. Bu yüzden Buluşma’dan sonra liberal düşüncenin Türkiye’deki istikbali ve Türkiye’nin liberal geleceği hakkında iyimserim.

01.01.2010, Zaman Gazetesi