.: Devrim Özkan

Bir felaket tellalının anatomisi

Edebiyatçılar asıl yetenekli oldukları sahayı terk edip, başka işlerle bulaştıklarında, saçmalamakta yarışırlar. Bu ülkenin kötü kaderinden biri de düşünce dünyamıza etki etmek isteyen şair ve romancı bolluğudur. Duygulara seslenerek insanları peşine takmak isteyen fareli köyün kavalcılarına sıklıkla rastlamak mümkün.

Anlaşılacağı üzere, konumuz Nihat Genç. Kendi başına değerli olduğundan değil, ama bir insanın bilgisiz ve yeteneksiz olduğu alanda ne derece alçaklara ulaşabileceğinin ortalama modelini sunduğundan, incelemeye değer. Dal dal gezdikten sonra, yeni oturduğu ODA TV dalından çığlıklar atmakta. Psikolojisinin özeti, “benim gibi akıllı bir adamı bu millet neden dinlemiyor” mottosunda gizli. Zeki olduğu zannına o derece kapılmış ki, dış siyasete de el attı. Bu sayede, memleketimdeki“ne iş olsa yaparım”cıların yazarçizer modeli olmaya hak kazandı.

Söylemdeki Şarlatanlık

Genç Nihat, gençliğin duygulara endeksli dalgalanmalarından vazgeçmeye niyetli değil. Bunda da haklı. Ekmeğini buradan kazanıyor. Kendisi duyguları bileyip pazarlamakta mahir. Ancak bunu siyasette yaparsanız, sadece saçmalamakla kalmazsınız, fakat ayrıca sorumsuzca hareket etmiş olursunuz.

Kitaplarının duyguları abarttıkça sattığını idrak eden yazarımız, siyasette de güzel söz söyleyip kavalını öttürdükçe peşindekilerin sayısının artacağını zannediyor. Gelgelelim, kendisine inanmadıkları için aptallıkla suçladıkları, kendisinden zekâ kullanımında daha yetenekli.

Siyasette, edebiyatta uyguladığı yöntemi revize ederek, dikkat çekmeye çalışmakta. Yöntem basit. Millete başlarına gelecek muhtemel felaketleri sırala, korkuya kapılıp peşine takılsınlar. Şarlatanca ve uyanıkça. Ancak, etrafında kendisine bu tip yöntemlerin Nazilerle birlikte ifşa olduğunu, Bush yönetimiyle son defa uygulanabilirlik kazandığını hatırlatacak bir akıllı olmadığından, hayallere kapılıyor.

Rusya krizinden sonra yazdıkları “bir tesisatçıya saç kestirilmemesi” gerektiğini öğretiyor. Her işi sahibine bırakma erdemine sahip olmamanın ölçüsüzlüğü yazdığı her satıra yansıyan zat, milleti el âlemin bombalarıyla ve Putin’le ürkütmeye kalkışacak kadar düşmüş halde. Yazdıklarının özeti şu: bizi bir günde bitirirler, yandık, mahvolduk, bunun sorumlularını değil beni takip edin, yoksa geleceğiniz karanlık. Satırlardaki ağdalı dilin yüksekliği ile zekâ seviyesi ters orantı arz ediyor. Bu adamlar hatalı çıkmazlar. Yıllar önceki benzer felaket öngörüleri gerçekleşmemiş olsa da, her zaman haklı olacaklardır. Birkaç yıl sonra, “eee bir şey olmadı” dediğinizde, yeni bir senaryoyla bitiverirler. Kendi kurguladığın dünyanın hapsinde yaşamak böyle bir şeydir. Şizofrenidir.

Ağdalı Sözün Hokus Pokusu

İnsanların hayranlık dolu bakışları için yaşayanların nereye sapacakları belli olmaz. Saparken saplandıkları irin çukurlarında dahi, insanlar onlara hayranlıkla baktıkça mutlu olurlar. Köylülük zor zanaattır. Gelgelelim, kişinin gazete ve internet köşelerinde köylülüğünü sürdürmeye çalışması daha da büyük zorluklar yaratır. Karadeniz’in dalgaları gibi coşkulu edebiyat icra eden, iş siyasete geldiğinde sadece kendisini değil, ayrıca peşine taktıklarını da irin dolu bataklıklara sürer. Kimilerinin bu bataklıklarda debelenmekten haz duyabilecekleri söylense de, “niye bütün millet burada benimle değil” diye ağlaşmaya haklarının olmadığı da aşikârdır. Elbette bunun gibileri bataklıklarında debelenmeye terk edeceğiz. Ancak, bunları ifşa edip ne olunmaması gerektiğini millete göstermek de farz olsun.

Yeni Yüzyıl, 30.12.2015

http://xn--yeniyzyl-b6a64c.com.tr/makale/bir-felaket-tellalinin-anatomisi-710