.: Gülay Göktürk

Bir devlet düşünün ki kimse ele geçirmek istemiyor

Yakın bir zaman öncesine kadar Türkiye’nin temel sorunu devletin ele geçirilmesi değil, ele geçirilememesiydi. Çünkü kendini halkın vasisi olarak gören bir grup, devlete el koymuş, kimseyi sızdırmıyor, kimseyle paylaşmıyor hatta yakınına bile yaklaştırmıyordu. Seçim oluyor, Meclis değişiyor, hükümet el değiştiriyor, yani milli irade değişiyor ama devlet aynı zümrenin elinde kalıyor ve bütün temel meselelerde milli irade ne derse desin o zümre bildiğini okumaya devam ediyordu.

AK Parti bu kaderi değiştirdi. Seçilmişlerin bir avuç bürokrata kaptırdığı devlet iktidarını geri almayı başardı.

Ama görüyoruz ki kavga bitmedi. Şimdi de bir başka zümrenin devleti ele geçirmek, daha doğrusu en hayati gördüğü alanlarını hakimiyeti altına almak için harekete geçmiş olduğunu öğreniyoruz.

Bu zümre tasfiye edilebilir. Zor olur, zaman alır ve maliyeti belki ağır olur ama varlığı deşifre olmuşsa bir kere, artık geleceği yoktur.

Peki ya sonra?

Devlet bu kadar çekici, bu kadar muktedir olmaya devam ettikçe, aynı serüvenin bir daha ve bir daha tekrarlanmaması için güvencemiz ne? Siyaset yapmak dediğimiz şeyin devlet aygıtı içinde yaşanan “iç savaşlar silsilesi” olarak yaşanmasını nasıl engelleyeceğiz? “Devleti ele geçirme” ya da “kaptırmama” mücadelesi içine sıkışıp kalan siyasetin, her seferinde bu kavgayı bir varlık-yokluk meselesi olarak ele alıp, ahlaki olan ne varsa bir kenara itip kendi“savaş ahlakını” yaratmasını ve giderek gelenekselleştirmesini nasıl önleyeceğiz?
 
Cazibesini yok etmek
 
Bunun zor ama tek bir yolu var:
Devleti ele geçirilmesi arzu edilir bir yapı olmaktan çıkartmak…

Devletin elini kolunu budayıp hakimiyet alanını daraltmak; ekonomik hayattan mümkün olduğu kadar geri çekmek, rant dağıtıcısı olmaktan çıkarmak, kadro olarak küçülterek optimum sınırlarına indirmek; ideolojik ve kültürel hakimiyetini yok etmek; yetkilerini yerele doğru dağıtmak, basit bir hizmet aygıtına dönüştürmek ve böylece cazibesini yok etmek… Böylece, yönetme meraklılarının, güç müptelalarının, her türlü despotun, asalağın, yiyicinin, avantacının bala üşüşen arılar gibi başına üşüşmeyecekleri bir aygıt haline getirmek…

Liberal Düşünce Topluluğu Başkanı Bican Şahin bunu şöyle ifade etmiş:

“Devleti öylesine basit ve küçük hale getirmeliyiz ki, o hiç kimsenin ele geçirmeyi arzu etmeyeceği bir ‘yük’ olarak görülmeye başlansın. Hani ortaklaşa hayatın yapılmasını zorunlu kıldığı ama çok az kimsenin sorumluluk almaya hevesli olduğu işler vardır ya… Rahatına düşkün birisi için apartman yöneticiliği, yazıp çizmeye hevesli akademisyenler için bölüm başkanlığı, dekanlık vb. idari görevler ne anlam ifade ediyorsa vatandaşlar için de devlet yöneticiliği o anlama gelir hale gelmeli… Nasıl çok az insan çöplerin düzenli toplanması, aidatların zamanında toplanması gibi sıkıcı işlerle uğraşmayı arzularsa, çok az vatandaş da bütün işi asker, polis ve yargı eliyle kamu düzenini korumak ve vergi toplayarak bu işleri finanse etmekle sınırlı bir devleti ele geçirmek ister hale gelmeli.”
 
Ütopyaya ulaşılmaz ama yaklaşılabilir
 
Evet, düşünün ki bir devlet var ortada ve kimse onu ele geçirmek için can atmıyor.

Bunun bir ütopya olduğunun farkındayım. Ütopyalara ulaşılamaz ama yaklaşılabilir ve o“mükemmel”e doğru atılan her adım, durumu biraz düzeltir.

Ne var ki, bugün devleti elinde tutan güç tam tersi bir yol içinde. Devletin cazibesini azaltmıyor, tam tersine artırıyor. Rakip devlet projesini yok etmek için panik halinde devletteki güç temerküzünü artırmaya yöneliyor; aldığı her tedbirle, yaptığı her düzenlemeyle devlete hakim olanın her şeye hakim olacağı bir sisteme bir tuğla daha koyuyor.

Böylece gelecekte verilecek devlet içi savaşları daha da amansızlaştırıyor.

BU yazı Bugün Gazetesi’nde yayınlanmıştır.