.: Site varsayılanı

Bir arada yaşayabilmek

İnsanın korkusuzca yaşayabilmesi için etrafındaki herkesin kendisine benzemesi mi gerekir? Kuşkusuz ki bu soruya verilmesi gereken cevap “hayır” olmalıdır. Ancak sadece benzerleriyle bir arada yaşayabileceğini düşünen gruplardan teşekkül etmiş bir toplum yapısı mevcutsa, herkesi kendi gibi olmaya zorlayan bir eğilim egemen hale geliyor.

Türkiye’de, kendi mahalle gettosuna hapsolup, diğerlerine düşmanlıkla bilenen çok sayıda grup var. Bunlar kendisi gibi olmayanın “kötü” olduğuna inanmış haldeler. Öyle ki, her türlü farklılığın tehlike arz ettiğini düşünür oldular. Hâlbuki insanlar dünyayı farklı tarzlarda deneyimler. Dünyanın çeşitli şekillerde algılanması önemli bir zenginliktir. Bu sayede hayat farklılıkların etkileşimiyle dinamizm kazanır.

Ulusal ve Uluslararası Boyut

Dünyada, ulusal düzeylerde, insanların bir arada huzur içinde yaşamasına engel teşkil eden çok sayıda problem mevcut. Etnik, dini ve kültürel çatışmalar şiddetle devam ediyor. Henüz bir kısım ülkede, insanların bir arada yaşamasını sağlayan hukuki düzenlemeler yeterli ölçüde uygulanabilirlik kazanamadı. Bu durum, devletlerin birbirine benzeyenlerden oluşmuş bir toplum yapısı inşa etmeye çabalamalarından dolayı, devam etme eğiliminde.

Gelişmiş ülkeler, kimlik problemlerini bireysel düzeye yönlendirerek, gruplar arasında yaşanacak problemleri ötelemeyi kısmen başardı. Ancak, soğuk savaştan sonra gündeme gelen İslam karşıtı yeni oluşumlarla nasıl mücadele edeceklerini bilemiyorlar. Zira ortaya çıkan “yeni” düşmanları, toplumda radikal bir kesimin oluşmasına neden oldukça, kimlik problemi bireysel boyuttan toplumsal boyuta sıçrıyor.

Ulusların yeryüzünüzde bir arada nasıl yaşayabilecekleri problemi daha önemli hale geliyor. Bir yandan üretim ağları ülkeleri her geçen gün daha da birbirlerine bağımlı hale getirirken,  diğer yandan başta enerji olmak üzere kaynakların nasıl paylaşılacağı çözümsüz kalmaya devam ediyor. Enerji ve para piyasaları üzerinden gerçekleştirilen müdahaleler zenginliğin dağılımını önemli ölçüde etkilemekte. Bu koşullarda çatışma riskleri güncelliğini sürekli koruyor.

Hayat her zaman olduğundan daha çetrefilli. Uluslararası meselelerin, uykuda bekleyen ulusal meseleleri tetiklediği aşikâr. Devletler diğer devletlerin pazarlık gücünü zayıflatma çabasında. Bunun için rakiplerinin iç meselelerine müdahil olmaktan çekinmiyorlar. Bu sayede iç ve dış meseleler iç içe geçiyor. Ulusal ve uluslararası problemlerin birbirlerinden ayırt edilemedikleri koşullar gelişiyor. Bu da yaşanan her problemin “domino etkisi” yaratabilecek bir potansiyel kazanmasına neden oluyor.

Bir Model

Geçen gün izleme olanağı edindiğim Yapımcı ve Yönetmen Sayın Kazım Erten’in “İzmir ve Çok-kültürlülük” belgeseli, birlikte yaşamın kültürel dayanaklarına dair çok şey anlatmakta. Böylesi belgeseller sayesinde, bir zamanlar uygulama olanağı edinmiş önemli deneyim ve uygulamalara sahip çıkılması gerektiğini idrak etmek mümkün. Belgesel, İzmir’de çok sayıda etnik, dini ve kültürel grubun önce yan yana, sonraysa bir arada yaşamayı uzun yıllar nasıl başardığının tarihini sunuyor. İzmir, geçmişte, dikkate değer bir model sunmayı başarmış.

Günümüzde, diğer uluslarla birlikte üretmeyi başaramayan kapalı toplumların etkili olma şansı son derece zayıf. Böyle toplumların daha iyi bir yaşama katkı sunmaları mümkün değil. Yeni gelişmeler karşısında hazırlıksız kalmaya mahkûmlar. Galiba herkesin, başkalarından öğrenilebilecek çok şey olduğunu kabul etmesi gerekiyor.

Yeni Yüzyıl, 09.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/bir-arada-yasayabilmek-843