.: Mahmut Özdemirkol

Bir Âlimin Ölümü ve Kırmızı Pelerin Gören Boğa

Siz de duymuşsunuzdur. Geçenlerde Muş-Bitlis ve civar yerleşim yerlerimizde tanınan ve sevilen bir âlim olan Abdülkerim Çevik cinayete kurban gitti. Hem sevilen bir insan olması hem de insanlık adına arabuluculuk yapması sonucu öldürülmesi, cinayeti duyan birçok insanın üzülmesine sebep oldu. Zira insanların arasında husumetleri bitiren ve barışı tesis eden böyle aracı insanların öldürülmesi duyulan bir şey değildi.

Normal şartlarda böyle bir insanın böylesi bir saldırı sonucu hayatını kaybetmesine herkes üzülür. Ölenin sarıklı ve medrese âlimi diye haber yapılması birileri açısından kırmızı pelerin görmüş boğa misali insanî hassasiyetlerden uzak ve saldırgan tepkilere sebep oldu. Sosyal medyada birtakım insanlar nefretlerini kusmakta geri kalmadı. Medrese, âlim ve sarık görünce küplere binenlerden bir kesim de Sol Haber ve Türkiye Komünist Partisi oldu. Bu tutumun sadece TKP’ye ait olduğunu ifade edersek diğerlerine haksızlık olur.

TKP yayınladığı bültende nefretin her cümlede görüldüğü, en tedirgin ve en öfkeli bir ses tonuyla bu âlimlerin birer sömürgeci olduğu kendi iktidarlarında medreselerin kapatılacağı bu insanların ise yargılanacağını vaat etti. Bu bülteni dinleyenlerin George Orwell’in 1984 romanını anımsayacağını garanti edebilirim! 1984 romanının Büyük Birader’i de TKP gibi en güzel kavramları en kötü işlerinde kullanır nefret haftası kutlamaları organize eder.

Belirtmek gerekir ki öfkeli ve insan hakları açısından tehditkâr bültenlerinin bir “iyi” bir de kötü tarafı var.

İyi tarafı bu cinayet sonucu yine bir katilden devrimci halk isyanı sonucunu çıkarmamalarıdır. Zira âlime saldıran katil onlara göre sömürülen ve karara isyan eden bir emekçidir! Katledilen ise onlara göre yargılanması ve yok edilmesi gereken bir sömürgeci ve gericidir! Bundan dolayı bu defa katilden bir kahraman yaratabilme potansiyelleri olmasına rağmen bunu yapmamaları iyi olmuştur!

Kötü tarafı ise faşizm ve diktatörlük karşısında eşitlik, çoğulculuk, özgürlük kavramlarını dillerinden düşürmeyen bu insanların maskesinin sarıklı bir âlim ve medrese ile düşüyor olmasıdır. Bir sarık, bir âlim ve bir medrese bu “yoldaşların” faşist ve diktatörce tutumlarını ortaya çıkarmaya yetmektedir. Tutumları savundukları eşitlik, özgürlük, çoğulculuk değerlerini tam bir fiyaskoya çevirmektedir.

Neden bir fiyaskodur?

Çünkü demokratik, çoğulcu ve özgürlükçü bir toplumsal düzende toplanma ve örgütlenme haklarını da içeren ifade hürriyetlerinin güvence altında olması gerekir. Bu hakların tehdit edildiği bir siyasal düzenin özgürlük, çoğulculuk, demokratlık gibi değerler ile savunulamayacağı açık olsa gerek. İnsanların nasıl yaşaması gerektiğini, üst bir aklın belirlediği kriterlerin dışında her hangi bir örgütlenmenin yargılanma sebebi olacağının ifade edildiği bir toplumsal düzenin insan hak ve hürriyetlerine dayandığı ifade edilemez. Medreseleri, tekkeleri birer sivil toplum kuruluşu olarak kabul etmeyen, bu yapılanmaların ifade ve örgütlenme haklarını tehdit eden tutum tam olarak faşist bir yapılanmanın temel özelliklerine tekabül etmektedir.

Belirtmek gerekir ki toplumsal hayatta insanlar anlaşmazlığa düşebilir. Bütün anlaşmazlıkların taşınacağı yer mahkemeler değildir. Herhangi bir anlaşmazlık için insanlar mahkemeye gitmeden de toplumda güven duyulan insanların arabulucu olmasını isteyebilir. Arabuluculuk kurumu ile mevzuatımız yeni yeni tanışıyor olsa da bu kurum modern Batılı devletlerin hukuk sistemlerinde çoktandır yer almakta ve böyle bir kurum insan topluluklarının hayatlarında her zaman olsa gerek.

İnsanların sorunlarını çözebileceği mekanizmalara sahip olmasının nefret edilecek, öfke duyulacak bir olgu olmadığı açıktır. Ancak bu tahammülsüzlüğün temel sebebi bu sefer arabulucunun sarıklı bir âlim olmasıdır. Başta TKP olmak üzere kırmızı bir pelerin gören boğa misali bir nefret ve öfke ile insan hak ve hürriyetlerini tehdit eden bu tutumu kınıyorum. İfade ve örgütlenme hakları bir ayrım gözetilmeksizin medreseler ve tekkeler için de garantör ilkeler olmalıdır. Bu vesile ile de toplumsal barışta önemli bir rolü olan arabuluculuk kurumuna gönüllü bir şekilde başvurup sonra kararı beğenmediği iddiası ile arabulucuyu öldüren katili kınıyorum. Rahmetli Abdülkerim Çevik’e Allah’tan rahmet diliyorum. Başta çocukları olmak üzere yakınlarına, dostlarına ve talebelerine sabırlar dilerim.