.: Ahmet Uzun

Bildiri ve sosyalizm tutkusu

Bir süre önce binden fazla akademisyenin PKK terör örgütüne karşı yürütülen mücadele için yayımladığı bildiri toplumun büyük bir kısmı tarafından haklı olarak şiddetle kınandı.

Tarihçi Murat Bardakçı bu akademisyenlerin eser üretmedeki yetersizliklerini, Prof. Dr. Atilla Yayla ise şiddet severliklerini haklı olarak dile getirdi. Fakat onların iktisat anlayışlarının da problemli olduğu vurgulanmalı. Genel olarak bu akademisyenler kapitalizm ya da piyasa sisteminden nefret etmekte ve sosyalizme büyük bir hayranlık duymaktadır. HDP-PKK çizgisiyle bir yerde buluşmalarında bu ortak tutumun önemli bir rolü vardır.

Sosyalizm tutkusu Türk akademik çevrelerinde kuvvetli bir eğilim. Üstelik sosyalizme olan bağlılık iktisatçı akademisyenler arasında da oldukça yaygın. Tabii, bizim kimsenin fikri tercihlerine diyecek bir şeyimiz yok; herkes düşüncesinde özgür. Fakat bu durum, bazı gerçekleri dile getirmemize engel değil. Bir kere sadece yaygın kitlelerde değil, akademik çevrelerde de iktisat bilgisi maalesef son derece kıt. Özellikle de kapitalizm/piyasa ekonomisi ve sosyalizm söz konusu olduğunda bu bilgi kıtlığı adeta zirve yapmakta.

Sol temayüllü çoğu akademisyen için tüm iktisadi kötülüklerin arkasında piyasa sistemi var. Onlar kapitalizmin ürettiği her türlü nimetten fazlasıyla yararlanırlar, ancak onun kötülüklerini anlatmaktan da geri durmazlar. Kapitalizm işsizlik, sömürü, eşitsizlik, sefalet, kirlilik vs. yaratır! Kapitalizmden önce çok mutlu bir dünyanın olduğu varsayılır; kapitalizmin mahvettiği bu dünya hakkında ise bir şey bilmezler ya da söylemezler! Öyle bir dünya ki, orada ortalama hayat beklentisi 30 yılın altındaydı, insanların büyük bir kısmı ekmek kırıntılarıyla geçinirdi ve ömürleri boyunca bir kere bile elbise yenileme şansına nadiren sahip olurlardı! İşte kötüledikleri piyasa sistemi böyle bir mutlu dünyayı tarumar etmişti.

Bilgisizliğin ya da kasıtlı görmezliğin bir diğer tarafı da sosyalizmin mazisi hakkındadır. Bu insanlar sosyalizmin her türlü deneyiminin fiyaskoyla sonuçlandığını bir türlü görmek istemezler. Sovyet bloğunun neden çöktüğünü, Kuzey Kore’de binlerce insanı neden açlıktan öldüğünü bilmedikleri gibi; Arjantin’de Peronizm denilen sosyalist politikaların ülkeyi nasıl çıkmaza sürüklediğini, petrol zengini Venezüella’da yaşanan hayal kırıklığını da anlamazlar.

Yine bu kesimler Mao’nun fantezileri sonucu sefalet çukurunda debelenen Çin’in, Deng Xiaoping’in, etraftaki başarılı ülkelerin kapitalist deneyimlerine kapı aralamasından sonra önemli ekonomik gelişmeler kaydettiğini de bilmez ya da görmezler.

Bu insanlar için yeryüzünde tek bir ekonomik sorun vardır: Gelirin yeniden dağıtımı. Çünkü devlet denilen bir aygıt vardır ve ona adeta gökyüzünden sürekli kaynak yağmaktadır; dolayısıyla ekonomide bir üretim sorunu yoktur; bütün mesele tükenmek bilmeyen devlet hazinesindeki kaynakları yeniden dağıtmaktır!

Maalesef akademik çevredekilerin kahir ekseriyeti yeniden dağıtımcı ya da yoğun devlet müdahalesine dayalı sistemlerin sefaletten başka bir sonuç üretemeyeceğinin farkında değil. Bazı akademisyenlerin bu tür eleştirileri duymaya bile tahammülü yok! Böyle bir fikri atmosferinde öğrencilere de meslekten olan olmayan pek çok akademisyene de zenginliğe giden yolun piyasa ekonomisinden geçtiğini; mülkiyet hakları, rekabet, sınırlı devlet, düşük vergiler ve deregülasyonun refahın altın anahtarları olduğunu anlatmak deveye hendek atlatmaktan zor.

Yeni Yüzyıl, 22.01.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/bildiri-ve-sosyalizm-tutkusu-1029