.: Ünsal Çetin

Berktay’ı Destekleyen İktisat

Çözüm Süreci henüz buzdolabına kaldırılmamışken, ülkemizin bazı sahte elitleri süreç başarılı olacak diye çok korktular. İçinde liberalimsi bazı tipleri ve Algıları Ayarlama Enstitüsü’ne yazılan -fikir değil- nefret değirmenlerini de barındıran bu grup şu anki buzdolabı sürecini ise kendi haklılıklarının bir işareti olarak yorumluyorlar. Siyasete, siyasetçiye ve siyasî süreçlere hareket alanı bile tanımak istememek ve aynı zamanda kendi dedikleri gibi yürütülmeyen (ve hatta engellenmeyen) her süreci bel altından vurmaya çalışmak arasında ciddi bir nedensellik olduğunu görmemizi istemiyor gibiler.

Anlaşılan malum zümre “Sansür sürerse çözüm olmaz” ve “Demokrasi olmadan PKK dağdan inmez” mantıksızlıklarının esasında “alabildiğine mevhum ve mutlak bir ‘demokrasi olmadan olmaz’ maksimalizmi” vasıtasıyla “barış ve çözüm çabalarının karşısına dikilmek” anlamına geldiğini görmemizi de istemiyor. Fakat, bizden söylemesi, onların bu isteksizlikleri en iyi ihtimalle maksimalizmlerinin diğer bir veçhesi olabilir.

Halil Berktay’ın “Olmadı, imzalamadım” başlıklı yazısı (I), Çözüm Sürecinin eleştirisi etiketi altında kırk dereden su getirten bu müşkülpesentlerin temel hatasını gayet güzel bir şekilde sergiliyor. Berktay’dan öğreniyoruz ki, Sabancı Üniversitesi’nde bir grup akademisyen tarafından bir “Üniversite ve ifade özgürlüğü” bildirisi kaleme alınmış. Bildiri şu cümlesi ile bize o malum mantığı biraz daha süslü bir şekilde arz etmeye çalışıyor. “İçinden acı ve kaygıyla geçtiğimiz, pek çok canımıza malolan şiddet sarmalı ancak ve ancak herkesin kendini özgürce ifade ettiği bir ortamda son bulabilir.

Berktay hocanın ifadeleriyle devam edersek, “terör, şiddet, bombalama, iç savaş vb musibetlerin ‘ancak ve ancak’ çok geniş ve ileri (‘herkesin’ kendini özgürce ifade edebileceği kadar ileri) bir özgürlük ve demokrasi temelinde son bulabileceği iddiası, yani aksi takdirde son bulamayacağı imâsı, tarih ve siyaset bilimi açısından tamamen temelsiz… Spesifik çatışma süreçlerinde, barış ile demokrasi veya barış ile özgürlük arasında hiç de böyle zorunlu ve kopmaz bir nedensellik ilişkisi yok. Tersine, çatışan taraflardan biri veya her ikisinin herhangi bir anlamda demokrat(ik) olmaması halinde de, çözüm ve barış pekâlâ mümkün. Çünkü bu, son tahlilde tarafların karşılıklı talep ve pazarlıklarıyla ilgili bir mesele.” Dolayısıyla ve sonuç olarak, “Güya ifade özgürlüğü savunusuna güç katmak için, öyle koşullar ileri sürersiniz ki, [bu koşulları ileri sürmek] barışın karşısına soyut bir azamî dikmek ve bu arada, barış olmuyorsa da neden olmadığı konusunda bazı örtük imâlarda bulunmak anlamına gelir.” Berktay hocanın verdiği tarihsel örnekler ve bizim bugünümüze dair yaptığı diğer/bağlantılı değerlendirmeler özellikle önemli. Bu yüzden, söz konusu yazısı özenle okunmayı ve üzerinde düşünülmeyi hak eder bir nitelikte, bence bütün diğer yazılarına benzer şekilde.

Yazıyı okurken, “ben bu maksimalizmi bir yerden tanıyorum” dedim. Sanırım, piyasa ekonomisi üstüne bir tartışma ile benzeşim kurmaktan kendimi alamayacağım. Bana öyle geliyor ki, “Barışın siyaset içinde olabilirlik koşullarını araştıracak yerde” maksimalist, mevhum ve mutlak koşullar peşinde koşarak “mümkün olanı” engelleyen anlayışın iktisat bilimi içinde bir ikiz kardeşi var. Bu durum, şöyle bir düşününce, çok şaşırtıcı da değil.

Serbest piyasa ekonomisine müdahale için gerekçe arayan paradigma, görünmez elin işlevsel olabilmesi, yani müdahale edilmemiş piyasanın dengeye kavuşabilmesi için tam rekabet koşullarının hüküm sürmesi gerektiğini düşünür. Bir tam rekabet piyasasında, piyasa aktörlerinin tümü piyasa koşullarına dair (bilimsel değil, piyasaya özgü, yerel ve sektörel) bilginin tamamına sahiptir. Girişimcilerin üretim/yatırım planları tüketicilerin tüketim/tasarruf planları ile tam ve mükemmel bir uyum içindedir. Kaynaklar kusursuz bir şekilde en uygun yerlere tahsis edilmiştir. İsraf yoktur. Gerçek dünyanın piyasalarına bu maksimalist beklentilerle bakan müdahaleci paradigma tam rekabet piyasası koşullarını birkaç tahıl piyasası haricinde hiçbir yerde göremez. Ve piyasaların daha etkin çalışması için devlet müdahalesine ihtiyaç olduğu sonucuna varır. Genel sonuç dramatiktir: Piyasalar neredeyse hep bünyevî olarak istikrarsız ve etkinsizdir. Bu yüzden, düzeltici müdahaleye gerek vardır. Gerçek dünyanın piyasaları neredeyse hiçbir zaman gerçeğe dönüşemeyecek hayalî bir mükemmellik ile kıyaslanır.

Fakat, tam olarak bu hatalı ve anlamsız kıyas nedeniyle piyasalar başarısız görülür, piyasalar başarısız olduğu için değil. Gerçek dünyanın piyasaları karşısına soyut bir azamî dikilir. Artık gerçek dünyaya pek bir şans kalmamıştır.

Avusturya İktisat Okulunun ve onun piyasa süreci yaklaşımının üstün başarısı görünmez elin işlevsel olabilmesi için tam rekabet koşullarına ihtiyaç duymadığımızı gösterebilmiş olmasıdır. Maksimalist tam rekabetçi anlayış devletin sosyalist hesaplama sorununu çözdüğü varsayımını yapar, hem de bu varsayımını dile bile getirmeden. Devlet sadece dokunarak sorunları çözer.

Gerçek dünyanın eksik bilgi ile çalışan eksik rekabet piyasaları süreç içerisinde bir etkinlik noktasından daha etkin bir başka noktaya doğru hareket ederler. Bu hareketi ve bu hareketin koordinasyonunu sağlayan şey fiyat mekanizması ve kâr-zarar disiplinidir. Fiyatlar girişimsel öngörülerin ve tüketim tercihlerinin hem sonucu hem de nedenidirler. Sistem bir geri bildirim döngüselliği altında çalışarak, mevcut bilgi ve koşullarda olabilecek en iyiyi sunmaya çalışır. Kârlar tüketici isteklerinin etkinlikle karşılandığını gösterir ve girişimcilere doğru yolda oldukları sinyalini verir. Zarar etmek serbest piyasa sisteminin hataları açığa çıkarma ve onları tadil etme yeteneğinin bir sonucudur. Bir işletmenin zarar etmesi aynı zamanda yeni kâr fırsatlarının keşfedilmesi sürecini başlatır. Kullanılan kaynaklar başka bir yerde daha kârlı kullanılabilecektir. Şüphesiz ki, mevcut koşullarda yapılan ile yapılabilecek olan arasında fark vardır. Serbest piyasalar ne bir yer, ne bir organizasyon, ne de bir merkezî planlamadır. Serbest piyasalar hâlihazırda yapılan ile yapılabilecek olan arasındaki farkın aralıksız bir surette keşfedildiği dinamik bir süreçtir.

Kâr ve zarar disiplinine; iflas kurumuna tâbi olmayan devlet işletmeleri ve fiyatların koordine edici kılavuzluğundan faydalanmayan, hatta fiyatlara karşı mücadele eden devlet müdahalelerinin piyasaları optimale taşıyacağını düşünmek hatadır. Bu düşünce devlet müdahalesinin devlet müdahalesi olduğu için, yalnızca bu nedenle (ipso facto), tam bilgi kılavuzluğu altında mükemmel öngörü yapabildiğini kabul etmek anlamına gelir. Devletin bizi hayalî bir mükemmelliğe taşıyacak kapasitesi yoktur. O ne bir tam bilgi sahibidir (omniscient) ne de kadiri mutlaktır (omnipotent), ne de kusursuz bir girişimsel öngörü yeteneğine sahiptir. Bilakis, onun müdahalesi fiyatların koordinasyon sinyallerini bozarak ve kâr-zarar disiplinini tesirsiz kıldığı ölçüde, serbest piyasanın mümkün olan sonuçlarını engeller. Çünkü piyasaların hataları ayıklama yeteneği köreltilir.

Maksimalist yaklaşımlar hem demokratik süreçlerin hem de piyasa süreçlerinin değerlendirilmesinde yanlış yönlendiricidir. Yanlış anlaşılmaya karşı belirtmemiz gerekli. Rekabetin daha derinleşmesi ve demokrasinin daha gelişmesi değildir karşı çıkılan. Karşı çıkılan şey tam rekabet ve tam demokrasinin mevcut eksik rekabet ve eksik demokrasinin altını oyacak şekilde, süreç içindeki evrime karşı bahane olarak kullanılmasıdır.

Liberal ekonomi ve piyasa süreci anlayışı ile aşina olduğu düşünülebilecek kişilerin Çözüm Süreci karşısındaki bu maksimalist hataya düşmeleri engellenebilirdi. “Tam rekabet piyasası” bahanesinin çoğunlukla serbest piyasa düşmanları tarafından insan özgürlüğünün (diğer veçhelerinden daha az önemsiz olmayan) ekonomik sahasına karşı saldırılarda kullanılmış olması ve halen de kullanılıyor olması onların daha uyanık olmalarını sağlamalıydı.

Liberallerin evrimci yaklaşımın değerini hep akılda tutması faydasız kalmayacaktır.

(I) Halil Berktay, Yaşarken ve Okurken, “Olmadı, imzalamadım”, 22.03.2016

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...