.: Emre Turku

Benim Oğlum Bina Okur, Döner Döner Yine Okur

Son günlerin en yoğun gündemini anayasa değişikliği ve başkanlık (cumhurbaşkanlığı) sistemi oluşturmaktadır. Bu konuda değişikliğin kendisinden daha çok benim dikkatimi çeken Kılıçdaroğlu’nun tutumu oldu. Evet, Kılıçdaroğlu benim her daim dikkatimi çeken kişilerin başında gelmiştir.

Malûmunuz önemli bir anayasa değişikliği ile karşı karşıyayız. Bu önemli değişiklik üzerine oldukça detaylı tartışılmalı, eleştirilmeli, olumlu ve olumsuz yanları ortaya koyulmalıdır. Bu konuda değişikliği olumlu bulanların söylemleri kadar olumsuz bulanların eleştirileri de aynı derecede değerlidir. Fakat eleştiri değil de Erdoğan istiyorsa veya AK Parti istiyorsa yanlıştır düşüncesiyle hareket etmenin hiçbir kıymeti ve kazancı yoktur. Nasıl ki Erdoğan ne diyorsa onay veriliyor şeklinde bir yanlışa dikkat çekiliyorsa aynı yanlışı tersinden kendileri yapmaktadır. Bu yanlışı yapanların başında da Kemal Kılıçdaroğlu gelmektedir. Bu toptan karşı çıkma tutumunun yanlışlığı dışında asıl sorun çok daha vahim. Şöyle ki, mevcut sistem değişikliğine yönelik tartışmada, ana muhalefet partisi ve onun lideri olarak ya buna destek verirsin ve söz sahibi olmak istersin ya da bu değişikliğe karşı çıkarsın. Tartışmayı kabaca bu iki minvalden birisi ile yürütürsün. Daha sonra izleyeceğin yola göre kendine kazanç sağlayacak tezler kullanarak meydana çıkarsın. İşte Kılıçdaroğlu (ya da CHP) burada ikinciyi tercih etti. Bunda herhangi bir beis elbette ki yok. Sorun tam olarak bu tercihten sonra başlıyor. Her seferinde düştüğü yanlışa yine düşüyor.

Sorun ve sakatlık Kılıçdaroğlu’nun izlediği yolda. Kılıçdaroğlu değişikliğe karşı çıkarken dayanak noktası olarak kendisine rejim değişikliği vurgusunu almaktadır. Oysa ortada bir rejim değişikliği yok. Başbakan Binali Yıldırım’ın dediği gibi rejim tartışması 1923’te kapandı. Hadi o gün kapanmadı diyelim ama bugün, 2016’da, artık böyle bir meselemiz yok. Üstelik anayasa değişikliği bir rejim değişikliği değil bir sistem değişikliğini (veya kıymetli hocam Atilla Yayla’nın dediği gibi bir hükümet sistemi kurmayı) içermektedir. Yani daha çok yürütme erkinin örgütlenmesine yönelik bir değişiklik (düzenleme) söz konusu. Oysa Kılıçdaroğlu bunu rejim meselesi olarak sunup CHP’nin ve tabanının yıllardır kendilerinden olmayanların rejimle problemli olduğuna yönelik algısını canlı tutmak amacında. Bunu da -evet tahmin ettiğiniz gibi- Mustafa Kemal üzerinden yapmaktadır. Rejimin kurucusuna gönderme ile zaten ‘”rejim ve Atatürk düşmanı” olan AK Parti ve tabanı, ülkede Atatürk’ten kalma bir emanete hıyanetlik ediyorlar’ şeklindeki, zaten var olan, algıyı sürekli diri tutmaktadır. Ne demişti Atatürk; “İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.” İşte istikbaldeyiz ve “dahilî bedhahlar” hâlâ ayaktalar. Onlara karşı Türk Cumhuriyeti’nin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi gerekmektedir. Bugün, dünlerde olduğu gibi CHP bunun bekçiliği görevine soyunmuş durumda. Kılıçdaroğlu da rejim vurgusu ile Türk cumhuriyetini koruma görevinin bayraktarlığını yapmaktadır. Oysa onun yerine daha basit ve kazançlı bir yol izlemesi mümkünken!

Nasıl ki başkanlık sistemini savunmak meşru ise gayet tabiî parlamenter sistemi savunmak da o kadar meşrudur. Nasıl ki başkanlık sisteminin olumlu ve olumsuz yanları varsa parlamenter sistemin de olumlu ve olumsuz yanları mevcut. Parlamenter sistemi neden savunduğunu, hangi olumlu gerekçelerle savunduğunu anlatıp başkanlığa karşı duruş sergileyebilir. Bu durumda gençliğe hitabenin de dışına çıkmış olur ve daha makul ve sağlıklı bir yol izlemiş olur. Bu durumda hem kendisini dinleyenlerin sayısını da artırmış olur. Öyle ki, “Başkanlık sistemi deniliyor ama tam olarak ne, bilmiyoruz, anlatılmıyor” diyenlerin sayısı da az değilken. Ayrıca sistem değişikliği olacaksa yapacağı sağlıklı ve yerinde tespit ve tenkitlerle çok daha sağlam bir sistemin oturmasını sağlayabilir. Fakat hâlâ “Rejim değiştirmeye çalışıyorlar“, “Tek adamın heveslerine kurban ediliyoruz“, “Bir kişi başkan olmak istiyor diye her şey çiğneniyor“, “Mustafa Kemal’in emanetine hıyanetlik ediyorlar“, “Ne darbe ne dikta yaşasın tam demokrasi!” … cümlelerinden farklı bir şey söylemiyor. Kılıçdaroğlu yıllardır siyasetin içerisinde olmasına rağmen, üzülerek söylemek istiyorum ki, bu kadar açık bir fırsatı bile değerlendiremeyecek acemilikte. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur kabilinde hareket etmektedir. Siyasette, parti liderliğinde bir adım bile mesafe katedemiyor.

Kılıçdaroğlu bu şekilde devam ettikçe (ki etmeyeceği yönünde en ufak bir belirti yok) ilerde, Erdoğan’ın yıllar önce yapmış olduğu “durum tespiti” gibi, “CHP’nin başına gelmiş en büyük talihsizlik” olarak hatırlanmaktan öteye geçemeyecektir.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...