.: Berk Ünlü

Beni Asla Bırakma – Burada Sadece Ölüm Var

Kısa yaşamlar tamamlandığında

Siyasalda bazen kimilerinin yaşamları diğerlerinin yaşamlarından daha değerli olabiliyor. En azından özgürlükçü olmayan siyasalda yaşayanlar için bu durum böyle. Doğmanız ile – kimilerine göre doğumdan da önce – elde ettiğiniz hak, yaşama hakkıdır. Bu bir teoriye göre devredilemez bir hak. Bunun dışında başkasının olması kabul edilemez. Yaşamınızın sahipliği doğrultusunda yaşamınızı devam ettirirsiniz. Üstelik bunu bir bilinç seviyesinde farkında olarak yaparsınız. Fakat burada problemlerden bir tanesi özgürlükçü olmayan yerde karşımıza çıkar. Okullar çocuğun zihninin sahipliğini çocuğun ve onun ebeveynlerinin elinden alır. Bunun onlara onlar için zaruri olduğuna inandırılır. Hatta kimi çocukların ebeveynleri de yoktur ve onlar da belirli bir koşullanma durumunda okul denilen yerde yaşatılır. Never let me go – Beni asla bırakma isimli filmde de “özel” çocukların yaşamlarına nasıl el koyulduğunu görüyoruz. Yaşamaktan ve yaşamını elinde tutmaktan nasıl uzakta bırakıldığı en sert bir şekilde filmde ifade ediliyor. Filmin başarılı yönlerinden bir tanesi de bu durumu son derece sakin bir üslup ve anlatımla gerçekleştirmesi. Yaşamlarına sahip olamayanların kısacık yaşamları tamamlanmaya doğru gider ve çocuklar neredeyse bunun farkında bile değildir.

Hailsham’ın ötesinde bir dünya var mı?

Ölüme götürülen ama bunun farkında olmayan “özel” öğrencilerin okulu Hailsham’ın anlattıkları ve yansıttıkları keskin bir sertlikle ifade ediliyor. İlk bakışta öğrenciye kötü niyetle yaklaşmayan ve onların sağlıklarını umursayan bir okul olduğu gösterilirken, sonradan ortaya çıkanlar buranın nasıl bir saldırganlığa hizmet ettiğini gösteriyor. Hailsham bir yaşatma okulu değil, günü geldiğinde öldürülecek olan çocukların hazırlandığı bir yok etme merkezi halinde oluyor. Çocukların dünyaları Hailsham’ın duvarlarının içi kadar olduğundan, çocuklar böyle bir olumsuzluğun farkında dahi olamıyorlar. Hatta küçük yaşlarda dış dünyayı ve orada özgür olunabileceği çocuklara anlatılsa da çocukların bunu anlayabilmeleri bile şüpheli oluyor. Çocukların zihinleri bunları anlayamamaları  üzerine kurgulanmış. Zihin kontrolünün nerelere kadar varabileceğini gösteren bir okul içinde çocuklardan daha çoğunu beklemek de neredeyse imkânsız olurdu. Onlar “özel” çocuklardı dünyaları da elbette “özel” olacaktı. Onları her bir gün ölüme doğru götüren “özel” bir okul.

Altruist ahlâk yıkıcıdır

Hailsham’ın idarecileri ve öğretmenlerinin altruist ahlâkı biliyor olduklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Çocukları kapattıkları bir “yerde” onları açıkça yaşamlarını feda etmeleri için yetiştiriyor. Böyle bir durumda bedenin dokunulmaz bir özel mülkiyet olduğu düşüncesi kesinlikle yok. Ulusal sağlık sisteminin gereği olarak çocukların yaşamları gençliğe doğru geldiğinde başkaları için feda ediliyor. Gençliğe doğru adım atan çocukların varacakları yer belli. “Tamamlanmaya” doğru gidiyor bu çocuklar ve kendi yaşamlarını kaybederek başkalarının yaşamlarını kurtarıyorlar. Çocuklara bunların dışında bir seçenek bırakılmıyor ve bu durum altruist ahlâk ile yüceltiliyor. Ancak özel çocuklar buna erişiyor. Çocukların bunları bilmesi yeterli. Daha çoğunu bilmek “ulusal sağlık sisteminin” devamlılığı açısından riskli olabilir.

Bu çocukların birer ruhu var mıydı?

En kritik sorulardan bir tanesi de bu. Çocukların “modellenmiş insan” olabilecekleri varsayımı, çocukların bir ruhlarının olmayacağını da iddia edebilecek bir konuma geliyor. Kendi içlerinden bir değerden yoksun bırakılmış çocukların ruhlarının olup olmadığı çocukların “sanat” çalışmalarından bulunmaya çalışılıyor ama sonuç kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi olumsuz oluyor. Gençliğe doğru adım attıkça çocuklar içlerinden gelen bir dürtüyle kendilerini korumaya çabalama üzerinden sanat ile ruhlarının olduğunu savunmak istiyorlar ama bu istek ne gerçek bir bilinç seviyesinde oluyor ne de Hailsham ve ulusal sağlık sisteminden onay alıyor. Bu son derece sert ve zorlayıcı yaşamı çocuklar yaşamaya zorlanıyorlar. Modellenmiş gençlerin sahip olamadıkları yaşamları…

En sert gerçeklik: Çocuklar olan biteni kabullenen çocuklar ve Tommy’nin haykırışı

Olan biteni normallik içinde karşılayan çocukların masumiyetleri ve olan bitene itiraz etmemeleri son derece sert bir gerçekliği yansıtıyor. Aralarından bir tanesi olan Tommy’nin filmin sonlarına doğru olan haykırışı ise çocukların üzerine yüklenmiş ölüm yükünün yanlışlığına karşı verilen etkisiz kalan bir mücadele. Kendi kendine bir yol kenarında verilmiş bir mücadele. Olabildiğince zorlayıcı duyguların kendilerine çıkış buldukları bir yer. İstediği kadar karşı koymuş olsa da Tommy de başına gelenlerin kurbanı oluyor. Gün geliyor ve o da “tamamlanıyor”. Ölüm bu çocuklar için başlarına gelen bir mecburiyet oluyor. Çocukların organları ile yaşama tutunanların yaşamlarından ise habersiziz. En çok diyebileceğimiz Hailsham’ın ulusal sağlık sistemi için çalıştığı. Her politikayı ulusallaştıran bir siyasal sistemin neler yapabileceğini rahatlıkla görebiliyoruz. Tehlikeler içeren politikaların masum çocukları kurban etmesinin vereceği acı da izleyicilerin üzerine bir yük olarak biniyor.

18 Eylül 2019