.: Şenol Kaluç

Beklenmedik sonuçları ile Alevi Açılımı

AK Parti iktidarı bu güne kadar tabu olarak görülen çok önemli konuların masaya yatırıldığı, ciddi sorunlarla ilk kez açık bir şekilde yüzleşme cesaretinin gösterildiği bir dönem olarak tarihe geçecektir. Yaşanan sürecin sıcaklığından hakkı ile fark edilemese de bu ülke ilk kez Kürt sorunu, Alevi sorunu, derin devlet sorunu, Ermeni sorunu vb. sorunlar ve tüm bu sorunları besleyen 12 Eylül rejimi ürünü 1982 Anayasası ile çok çetin bir hesaplaşma dönemine girmiştir.

Osmanlıdan devralınan alışkanlıkla Cumhuriyet döneminde de yok sayılan aleviler ile devlet ilk kez açılım vesilesi ile gerçekçi bir ilişki kurma arzusu göstermiştir. Ancak Alevi açılımında sürecin yeterince planlı ve iyi yönetilmemesi, atılabilecek çok basit adımların sürekli ertelenmesi şüphelere sebep oldu. Tam bu noktada somut bir gelişme yok denirken -tarihin garip bir cilvesi olarak- CHP’de kaset skandalı ile başlayan süreçte Alevi-Kürt kökenli bir ismin CHP’nin başına gelmesi AK Parti’nin başlattığı açılımların inkâr edilemez bir ürünü olarak karşımızda durmaktadır. Eğer AK Parti Alevi açılımı sürecini başlatmamış olsaydı, CHP içerisindeki tüm Alevi ağırlığına rağmen CHP Başkanlığı koltuğuna Alevi-Kürt kökenli birinin oturması gibi bir ihtimal belki değil hiçbir zaman mevcut konjonktür içinde mümkün olmayacaktı.

Kılıçdaroğlu AK Parti’ye borçlu

Büyük bir coşku ile CHP’nin başına getirilen Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşmasında bu aidiyetlerine hiç vurgu yapmamış yada yapamamış olması bir kenara önemle not edilmesi gereken bir durumdur. Önümüzdeki süreç Kılıçdaroğlu’nun devşirme bir siyasetçi mi yoksa bu ülkenin farklı renklerine sahip, ülkemizin önünü açmaya çalışan bir siyasetçi mi olacağını ortaya koyacaktır. Mahmut Esat Bozkurt’un deyimi ile “hizmetçilikten başka bir hakkı olmayan” bir kişinin CHP koltuğuna oturtulmuş olması başlı başına AK Parti’nin başarı hanesine yazılması gereken bir durumdur.

Yaşanan son gelişmeyi bir tarafa bırakırsak çalıştaylar sürecinde Alevi STK’larının rolü ve Alevileri temsil güçleri abartılarak algılandı ve sokaktaki Alevinin değil, örgütsel mücadele içerisinde politikleşmiş Alevilerin dediklerine daha çok kulak kabartıldı. Günümüzde Alevi sorunsalının kara kutusu durumundaki Madımak fenomeninin süreçteki etkileyici rolünün farkına varılarak, temcit pilavı gibi sürekli önlerine getirilmesine engel olacak adımlar atılamadı. Solingen’de Anıt dikmekten korkmayan Almanlar kadar cesaretli olunamadı. Bakan Çelik’in “taraflara soralım” tavrından ziyade inisiyatif alınarak Madımak müze yapılarak işe girişilebilseydi, tepkiler üç beş gün sürer fakat sonuçta olayın toplumsal sağalma açısından önemi kısa sürede anlaşılacağından hiç kimse Madımak ayıbını taşıma cesaretini gösterip duruma karşı çıkamazdı.

AK Parti böyle bir adımla Madımak’ın gölgesinden sıyrılabilme cesareti gösterilebilseydi hem kendisine karşı Alevi sorunun temelinde AK Parti iktidarının ve onun temsil ettiği siyasetin yattığı yönündeki büyük yalan daha baştan ortadan kaldırabilir, hem de Alevilerin kendilerini ve ilişkilerini sorgulamaları için büyük bir vesile yaratmış olurdu. Böylece Cemevleri ve Dedeler ile ilgili tartışmalar bambaşka bir mecraya taşınır ve Alevi STK’larının asıl niyetlerinin dinsel bir grup olarak Alevilik ve Alevilerin sorunları mı yoksa başka siyasal amaçlar mı olduğu gözler önüne serilirdi.

Yine ülkemizdeki mevcut laiklik anlayışının Alevilerin sandığı gibi kendilerini korumadığı tam tersine Aleviliğin önündeki en büyük engellerden biri olduğu, bir değer olarak Aleviliği yok saydığı taraflara gösterilemedi. Eğer bu yapılabilseydi Aleviler ve Sünniler, Hatay’daki Alevi şeyhlerine açılan dava karşısında şaşkınlığa uğramak yerine bunu bir fırsata dönüştürürlerdi. Hâlbuki ülkemiz bu tür davalara hiç de yabancı değildi. Hatay’a çıkarma yapan bazı partilerin, pek çok yerde muhbirlik faaliyeti yürüttüğünü, yasa dışı Kuran kursu açanlar için 5 yıla kadar hapis cezası verilmesini istediğini bütün kamuoyu biliyordu. Eğer o gün malum partilerin teklifi meclisten geçseydi Hatay’da Alevi şeyhleri 1 değil 5 yıl hapis cezası ile yargılanacaktı. Gerçekten de Hatay davası doğru okunup, anlatılabilseydi bu açıdan Aleviler ile Sünnilerin birbirleriyle empati kurmaları yolunda bir köprü olabilirdi. Ancak davanın daha ilk duruşmasında yaşananlar bu empatinin kurulmasının ne kadar güç olduğunu gösterdi. Ne yazık ki mahkeme önüne toplanan kalabalık “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye bağırırken sorunun Türkiye’deki laiklik uygulamasının bir ürünü olduğunu göremedi.

Çifte standart olmamalı

Cemevleri konusunda Alevilerin büyük bir kısmı Cemevleri ibadethane olsun derken Cemevi yasağının asıl sebebini görmezden gelmektedir. Herkes gibi Alevi STK liderleri de bilmektedir ki yasağın temeli Alevilerin çoğunluğunun dokunulmasını istemedikleri inkılâp kanunlarına ve mevcut laiklik anlayışına dayanmaktadır. Belki de Hükümet şunu deme cesaretini göstermeliydi; “Ey Aleviler siz Cemevi istiyorsunuz ancak Cemevi isteğiniz Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı bir istektir, kusura bakmayın biz devrim kanunlarına dokunamayız.” O vakit bu argümana hangi Kemalist Alevi karşı çıkabilirdi? Kanuna Cemevi ibadethanedir yazılsın demek “bize hak verilsin ama başkalarına verilmesin” demenin dolambaçlı yoludur. Kimsenin böyle bir ayrıcalık talep etme hakkı olmamalıdır.

Demek ki mesele AK Parti meselesi değil tek başına. Tarafların acemiliği, birbirlerine karşı itimatsızlığı, hedeflerin farklılığı, Alevi örgütlenmelerinin temel problematiklerinin farklı olması

süreci olumsuz bir noktaya itmiştir. Ancak unutmamak gerekir ki Türkiye’de Alevi meselesi ancak Kemalist olmayan bir parti çözebilir ve çözüme en yakın parti de AK Parti’dir.

Umarım AK Parti tüm yaşanan olumsuzluklara karşın önümüzdeki süreçte olumlu adımlar atarak Türkiye’de yeni bir devrin önünün açılmasına vesile olur. AK Parti örgütlü Alevi yapılarının karşı tavrından etkilenmek yerine meselenin özüne inmek zorundadır. Alevilerin mevcut siyasi yelpazedeki görünür durumları umutsuzluğa yol açmamalıdır.

CHP’deki koltuk değişimi yeni bir fırsattır. AK Parti atacağı adımlar ile samimiyetini ortaya koyabilmeli ve geçmiş iktidar yıllarında yaptığı hatalardan dersler çıkarmalıdır. Unutmamak gerekir ki parti yaklaşık sekiz yılı bulan iktidar döneminde Alevilere karşı vitrindeki söylem değişimine rağmen yeterince olumlu bir tavır takın(a)mamıştır.

Alevi kökenli isimler devlet katında hemen hemen hiçbir önemli mevkie getirilmemiştir, ilaç namına memlekette bir tane Alevi kökenli Vali olması yaşanan süreçte fazlasıyla sırıtmaktadır. En azından Alevi Çalıştayları sürecinde AK Parti sempatizanı olmasa bile Alevilerin hassasiyetlerini anlamak adına Alevi camiasından nispeten tarafsız isimlerle irtibata geçilerek sürecin daha sağlıklı işlemesi sağlanamamıştır. Alevi kökenli bir danışman olsaydı Ökkeş Şendiller ve Temel Karamollaoğlu gibi kör gözüme kör parmağım misali can yakıcı hatalar muhtemelen yapılmazdı. 

Açık Görüş, Star Gazetesi, 13.06.2010