.: Vahap Coşkun

BDP’nin AK Parti’yi dışlama lüksü yok

BDP’nin, gözden kaçırmaması gereken bir husus da AK Parti ile sağlıklı bir işbirliği geliştirme sorumluluğudur. Hiç kuşkusuz, aynı sorumluluk AK Parti için de aynı oranda geçerlidir. Zira AK Parti, Türkiye’nin tüm bölgelerinde seçmenin en çok teveccüh ettiği parti konumundadır.

2007 genel seçimlerinde DTP, yüzde 4 civarında bir oy almıştı. Bu oy, 1990’da HEP ile başlayan siyasal geleneğin aldığı en düşük seviyeye işaret ediyordu. Bu açık başarısızlığın ardında yatan birçok sebep vardı: BDP, Kürt meselesinde net bir proje ortaya koyamamış, toplumsal taleplere cevap üretmede yetersiz kalmıştı. Aday belirlemede birçok yanlışlık yapmış, sol partilerle girdiği ittifaktan da umduğunu elde edememişti. Bunlara bir de seçimlere bağımsız girmekten kaynaklanan zorluklar da eklenince BDP için seçim yenilgisi kaçınılmaz olmuştu.
Buna karşılık AK Parti, KÖYDES ve BELDES projeleriyle altyapı yatırımlarına yönelmiş ve AB uyum süreci kapsamında demokratik bazı adımlar atmıştı. Kürt politikasındaki sivil bir dilin kullanılması ile ekonomik iyileşmenin yarattığı umut ve beklentilerin birleşmesi AK Parti’nin bölgede büyük bir üstünlük kurmasını sağlamıştı. AK Parti, BDP’nin önüne geçmişti.

2007’de alınan yenilgi BDP’de terbiye edici bir etki yarattı. AK Parti’nin hizmet atağı karşısında BDP’nin belediyeleri de hizmet ve altyapı çalışmalarına önem vermeye başladı. Laikçi dilden uzaklaşılıp Kürt seçmenin dini hassasiyetlerine saygı duyan bir politik dil geliştirildi. DTP’nin varlığının çözüm için gerekli olduğunun altı çizildi ve sıkı bir organizasyonla toplumun bütün katmanlarına nüfuz edilmeye çalışıldı. Bu ruh hali içinde girilen 2009 yerel seçimlerinde BDP yüzde 5.6 oy aldı ve toparlanmaya başladı.

BÖLGEDE İKİ PARTİ VAR

AK Parti ise, 2007 seçimlerinden farklı olarak, 2009 seçimlerine milliyetçi bir söylemle girdi. Başbakan, hizmet politikası ile kimlik politikası arasında ayrım yapıyor ve hizmet isteyenlerin AK Parti’ye oy vermesi gerektiğini söylüyordu. Kimliği yadsıyan bu politika AK Parti’ye bir fayda sağlamadı; AK Parti hem Türkiye genelinde hem de bölgede oy kaybetti; DTP moral üstünlüğü ele geçirdi.

2011 genel seçimlerine gelindiğinde, bölgede iki partili siyasi yapı devam ediyordu. Bu seçim sürecinde CHP’nin yeni Genel Başkanı Kılıçdaroğlu -Baykal’dan farklı olarak- yüzünü bölgeye döndü, uzun yıllardır partisinin uğramadığı illere gidip miting yaptı ve partisini bölgedeki üçüncü bir siyasi aktör haline getirmeye çabaladı. Ama Kılıçdaroğlu’nun yaptığı bir iki jest seçmenin CHP’ye karşı olan olumsuz tutumunu değiştirmeye yetmedi ve bölgedeki politik rekabet yine BDP ile AK Parti arasında cereyan etti.

BDP, 2011 seçimlerinde oylarını artırmak için üç önemli hamle yaptı: Birincisi, kendi tabanı dışında kalan ve bugüne kadar pek sıcak ilişki kurmadığı diğer Kürt gruplarına yöneldi. HAKPAR ve KADEP ile anlaşma sağladı ve seçimlere de sembolik açıdan değer atfedilen “Kürt ittifakı” söylemiyle girdi.

İkincisi, BDP’ye yönelik en önemli eleştirilerden biri, muhafazakâr ve dindar bir tabana sahip olmasına karşın BDP’nin politikalarında tabanının hassasiyetlerini gözetmediğiydi. Bu eleştirileri bertaraf etmek için BDP bir süredir yoğun bir çaba gösteriyor. Mesela BDP’li belediyeler Ramazan aylarında -başta iftar çadırları olmak üzere- birçok dini etkinlikler düzenliyorlar, mitinglerde dini taleplerin altı daha fazla çiziliyor, dini yönü ağır basan eylemler yapılıyor. Bunun seçimlere yansıması, mütedeyyin kimlikleriyle maruf isimlerin BDP listelerinde seçime girmesiydi.

Üçüncüsü, azınlık mensupları, solcu ve kadın adayları ile BDP listelerinde hem çeşitliliği sağladı, hem de Türkiye partisi olma iddiasını güçlendirmeye çalıştı.

KÜRT SEÇMENİ OLUMLU TEPKİ VERDİ

Bu hamlelere Kürt seçmenin olumlu tepki verdiğini söylemek mümkün. Zira BDP, hem oylarını, hem de milletvekili sayısını önemli oranda artırdı. BDP, seçimlerde yüzde 6.7 oy alarak bu siyasi geleneğin bugüne kadar ulaştığı en yüksek seviyeye çıktı. (Daha önce en yüksek oy 2002 genel seçimlerinde yüzde 6.2’lik sonuçla alınmıştı.) Milletvekili sayısını da 22’den 36’ya çıkararak parlamentoda güçlü bir grupla temsil edilme olanağı yakaladı.

BDP’nin bu açılıma karşın AK Parti, 9 yıllık iktidarı boyunca yaptıkları hizmetleri ön plana çıkaran bir seçim stratejisi izledi. AK Parti’nin, MHP’yi baraj altında bırakma gayesiyle yürüttüğü aşırı milliyetçi politika, BDP’nin etkili olduğu ilerde AK Parti’nin bir miktar oy kaybetmesine neden oldu. Mesela, 2007 seçimleri ile karşılaştırıldığında, AK Parti Diyarbakır’da yüzde 41’den yüzde 32’ye, Batman’da yüzde 46’dan yüzde 36’ya, Şırnak’ta yüzde 27’den yüzde 20’ye, Hakkâri’de yüzde 33’de % yüzde 14’e, Mardin’de yüzde 43’ten yüzde 31’e, Bitlis’te yüzde 58’den yüzde 52’ye düştü. BDP ise, yine 2007’ye oranla Diyarbakır’da yüzde 44’ten yüzde 62’ye, Batman’da yüzde 39’dan yüzde 52’ye, Şırnak’ta yüzde 53’ten yüzde 74’e, Hakkâri’de yüzde 50’den yüzde 82’ye, Mardin’de yüzde 34’ten yüzde 61’e ve Bitlis’te ise yüzde 16’dan yüzde 38’e yükseldi.

İKİ SİYASAL MERKEZ

Bu sonuçlar, Kürt siyasetinde biri BDP, diğeri ise AK Parti tarafından temsil edilen iki siyasal merkezin olduğunu gösteriyor. BDP’nin oluşturduğu ve temsil ettiği siyasal merkezin, bu seçimlerde en dikkat çekilmesi gereken özelliği PKK ile arasındaki mesafeyi azaltmış olmasıydı. Mitinglerde PKK ve Öcalan posterleri taşınıyor, dile getirilen politikalarda PKK ve Öcalan vurgusu ağırlığını hissettiriyordu. PKK’nin, BDP üzerinden siyasal alana taşınmasını olumlu bir durum olarak değerlendiriyorum. Siyaset güç kazandıkça ve parlamenter demokrasi içerisinde mesafe alındığı görüldükçe, PKK’de zaten var olan siyasallaşma iradesi daha kuvvetli bir şekilde kendini hissettirecektir. Eğer Türkiye’deki demokrasiyi konsolide etme süreci devam ederse, siyaset daha fazla öne çıkarılacak ve bundan sonra BDP’nin PKK’lileşmesi değil, PKK’nin BDP’lileşmesi söz konusu olacak.

BDP BARIŞÇIL BİR DİL KULLANMALI

Kürt meselesinde açık ve net talepler ortaya koyan BDP siyasal merkezi, 12 Haziran’dan sonra oluşan Meclis’te bilhassa yeni anayasa ve Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda önemli işlevler görebilir. Kendisinden beklenenleri gerçekleştirilmesi için BDP, öncelikle uzlaşmaya açık daha barışçıl bir politik dil kullanmalıdır. Siyaset, çatışmalar kadar, uzlaşmalar üzerinden de yürür; bu nedenle gerektiğinde uzlaşabilmek gerekir. Kendi politik doğruları ve programı herkese ve her öneriyi kapıları kapatmak siyaset dışıdır. Uzlaşmacı ve barışçıl dil, hem BDP inşa ettiği siyasi merkezin tabanını genişletmesini sağlayacaktır, hem de çözüm için gerekli adımların atılması için Türkiye genelinde uygun bir zeminin oluşmasına katkı sunacaktır.

BDP, gözden kaçırmaması gereken bir husus da AK Parti ile sağlıklı bir işbirliği geliştirme sorumluluğudur. (Hiç kuşkusuz, aynı sorumluluk AK Parti için de aynı oranda geçerlidir.) Zira AK Parti, Türkiye’nin tüm bölgelerinde seçmenin en çok teveccüh ettiği parti konumundadır. 66 ilde birinci parti olmuş, 78 ilden milletvekili çıkarmıştır. Güneydoğu’da ve Doğu Anadolu’da yüzde 51 oy almıştır; yani sadece Türkiye genelinde değil, Kürtler içerisinde de önemli bir tabana sahiptir ve ağırlıklı bir siyasi merkez halini almıştır. Dolayısıyla gerek yeni anayasa ve gerek Kürt meselesinin çözümünde AK Parti ile kurulacak sağlıklı bir ilişki hayati bir öneme sahiptir.

Yenişafak-yorum, 17.06.2011