.: Atilla Yayla

Batı’nın Erdoğan imajına katkısı

Politikacıların başarılarını ölçmede kullanılan çeşitli kıstaslar var. Bunların en önemlisi icraat karnesi. Toplum, politikacıları yapıp ettikleriyle hatırlar. Yol, köprü, baraj gibi imar faaliyetleri, ekonomik kalkınmada alınan mesafe, istihdam, kişi başına gelir, GSYİH’daki büyüme, ülkenin dünyadaki itibarı, dış politika alanındaki hedef koyma ve gerçekleştirmeler ilk akla gelen göstergeler. Demokrasiyi yeni kurmakta veya konsolide etmekte olan ülkelerde insan haklarının geliştirilmesi, siyasî suçların tasfiyesi veya daraltılması gibi şeylere de bakılır. Liderler ve siyasi ekipleri bunlara ve benzer unsurlara bakarak şu veya bu derecede başarılı veya başarısız sayılır.

Türkiye’deki gelmiş geçmiş siyasî liderlerin başarı karnesini çıkarırsak neyle karşılaşırız? Bu tür bir değerlendirmenin sağlıklı ve anlamlı olabilmesi için Türkiye tarihini ikiye ayırmamız gerekir: Tek Parti dönemi ve demokrasi dönemi, yani 14 Mayıs 1950 öncesi ve sonrası. Bu şu anlama gelir: Atatürk ve İnönü, söz gelimi Menderes ve Erdoğan ile karşılaştırılamaz. En azından birçok bakımdan… Bunu yapmak türleri birbirinden ayırmama hatasına düşülmesine sebep olur. Netice olarak, Atatürk ile İnönü ve Menderes ile Erdoğan karşılaştırılabilir.

1950 sonrasında gelen tüm demokratik liderler, doğal olarak, başarılar yanında başarısızlıkların, artılar yanında eksilerin de yer aldığı karnelere sahip. Hemen akla gelen liderler Menderes, Demirel, Ecevit, Özal, Erbakan ve nihayet Erdoğan. Bu liderlerin hepsinin ortak noktaları, iktidara gelmeyi başarmış olmaları. Bu da gösteriyor ki, iktidarı kazanabilmek, uzun süre iktidarda kalmak, birden çok önemli rakibi alt edebilmek başarının başlıca kriterlerinden biri.

Bu çerçevede gelmiş geçmiş en başarılı lider Erdoğan. Çekirdekten politikacı olarak yetişen Erdoğan tüm engellemeleri aşarak önce başbakanlık koltuğuna oturdu ve koltuğunu tartışmasız korudu. Girdiği her seçimi kazandı. Sonra halk tarafından demokratik seçimlerle göreve getirilen ilk cumhurbaşkanı oldu. Büyük imar hareketlerine imza attı.  Ekonominin, kişi başına gelirin üçe katlanmasını sağladı. Türkiye’yi trilyon dolarlık ekonomiler kulübüne soktu. Demokratikleşmede ve insan haklarında önemli açılımlar yaptı. Kürt meselesinde ret ve inkâr politikalarını bitirdi. İcra karnesinin en büyük değerlendiricisi toplum olduğuna ve Erdoğan girdiği her seçimden muzaffer çıktığına göre, halk Erdoğan’ı başarılı görüyor olmalı.

Başarılı olması Erdoğan’ın kusursuz ve insanüstü bir varlık olduğu anlamına gelmez. O da bir fani. O da yanılıyor ve hatalar yapıyor. Onun da yapıcı eleştirilere, yeni fikirlere ve sağlam politika önerilerine ihtiyacı var. Ne yazık ki Erdoğan’ın muhaliflerinin çoğu mantıklı ve rasyonel bir noktada durmuyor. Zaman zaman demokratik muhalefet sınırlarını da zorluyor. Erdoğan’ı söylemler ve icraatlar bazında eleştirmek ve daha iyi olduğuna inandıkları önerileri dile getirmek yerine öfke ve nefretle başladığı sözlerini küfür ve hakaretlerle noktalıyor. Bu ilginç tutumun sosyolojik açıdan olduğu kadar psikolojik ve psikiyatrik açıdan da incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu yazıda asıl ilgilendiğim ise Erdoğan’ın popülaritesi.

Kuşku yok ki Erdoğan Türkiye’de hem pozitif hem negatif anlamda açık ara en meşhur lider. Ancak Erdoğan’ın daha da meşhur olduğu, sevildiği yer İslâm dünyası. Fas’tan Endonezya’ya, Bosna- Hersek’ten Yemen’e Erdoğan tüm İslâm dünyasında çok tanınıyor ve seviliyor.  İslâm dünyasındaki yüz milyonlar Erdoğan’ı Müslümanların lideri olarak görüyor. İşin daha da ilginç tarafı, Erdoğan’ın İslam dünyasındaki algısına ve gördüğü muhabbete Batı’nın katkısı. Batı, bana göre demokrasi ve insan haklarındaki hassasiyetlerinden ziyade dış politika farklılıkları ve Türkiye’den beklediklerini bulamaması yüzünden Erdoğan’ı politikacılar ve medya aracılığıyla kıyasıya eleştiriyor.  Eleştirilerinde meşru ve etkili olabilmek için demokrasiyi ve insan haklarını araçsallaştırıyor.  Devlet güdümündeki Batı medyası her gün Erdoğan’a salvolar gönderiyor. Ne var ki bütün bunlar dünyadaki Müslümanlar tarafından Erdoğan’ın temizliğinin, sağlamlığının, iyi Müslümanlığının göstergesi olarak alınıyor, algılanıyor. Yani Batı, niyeti o olmadan Erdoğan’ın İslâm dünyasında yıldızlaşmasına katkıda bulunuyor.

Ayrıca bakınız...

Atatürkçülüğün özgürlükleri ortadan kaldırma aracı Devletçilik

Atatürkçülüğün özgürlükleri ortadan kaldırma aracı: Devletçilik

Devletçilik özgürlükleri ortadan kaldırmaktır Türkiye’de eğitim gördüyseniz ve yaşadıysanız size devletçiliği nasıl anlattıklarını tahmin edebiliyorum. ...