.: Ünsal Çetin

Bastırılmış darbenin küçümseyenleri

‘Bastırılmış darbenin direnişçisi çok olur’ denir. 15 Temmuz darbe girişimi bunun bir örneği. Darbenin başarısız olmasına üzülen, ‘istemem yan cebime koy’ zihniyetindeki bir kısım insanın bugün 15 Temmuz darbe girişimi aleyhine konuşuyor olduğunu görüyor, biliyor, hissediyoruz.

Ancak 15 Temmuz tecrübesi ‘bastırılmış darbenin küçümseyeni çok olur’ sözünü de literatüre kazandırmalı. ‘Başarılı olsaydı neler olurdu’ sorusunun sorulması kesinlikle gerekli. Darbecilerin o gece boşalttıkları zulüm, başarılı olsalardı bizi nelerin beklediğine dair en kuvvetli gösterge, ama bu ülkede bunun üstünde düşünmeyen çok sayıda ‘düşünür’ var. Darbeyi küçümseyenler, ‘tiyatroydu, kontrollüydü’ diyenler darbe girişiminin bastırılmış olması sayesinde böyle konuşabiliyorlar. İronik bir şekilde bu söylemleri, direnişin başarısı mümkün kıldı.

Anlaşılan o ki, başka bazı sebepler de var bu söylemlere zemin kazandıran. Örneğin 15 Temmuz darbe girişimi kesinlikle ‘askerî bir darbe girişimi’. Ama Türkiye’nin tarihindeki bildik darbelerden de farklı. 15 Temmuz tecrübesinin melez bir yapısı var ve bugün onun hakkında konuşur ve düşünürken birçok insanın kafasının karışmasının sebeplerinden birisi de bu gibi görünüyor. Post-modern 28 Şubat darbesinden sonra, 15 Temmuz hibrit darbesi ile ülkemizin Darbeler Tarihi darbe çeşitliliğini genişletmiş oldu.

15 Temmuz’a kadar bu ülkede Erdoğan’dan daha güçlü olan kişi Fetullah Gülen’di. Terörist başı, Gezi Olaylarından 15 Temmuz’a kadar Erdoğan hakkında ‘diktatör’ söylemini her duyduğunda kıs kıs gülmüş olmalı. Ama çok şükür ki 15 Temmuz’dan sonra (son) gülen sivil ve meşru siyaset oldu.

Komplo teorilerine karşı liberal şüphecilik ne yazık ki FETÖ Algıları Ayarlama Enstitüsü’nün 15 Temmuz’a kadarki süreçte başarıyla istismar ettiği bir fikriyattı. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın tarihi ve bugünü komplolarla, darbelerle, istihbarat savaşlarıyla dolu olduğu halde, ‘saçma komplo teorilerine karşı’ aklı ve bilimselliği savunur pozlar vererek bilinçli bir şekilde saf olmayı tercih eden aydınlarımız gayet kullanışlı oldular. Bunların içinden 15 Temmuz sonrası, ‘tiyatro-kontrollü’ gemisine binenlerin bizzat kendileri komplo teorilerinin dibine vurdular. “Türk İmparatorluğunun Paylaşılması Hakkında Yüz Proje (1281-1913)” (T. G. Djuvara, 2017) başlıklı tek bir kitap bile bu tür bir zihin tembelliğine karşı uyarıcı olmalı.

Küçümseme tutumu tabiî ki başka sorunlu fikirlere de yol açıyor ya da sorunlu fikirlerle birliktelik kuruyor. Örneğin, ‘Gülen Cemaati / FETÖ hakkında biz zamanında uyarmıştık, dinlemediniz’ söylemi ile darbe girişimi ‘tiyatro, kontrollü’ söylemi arasındaki derin çelişkinin fark edilmesi pek mümkün olmuyor. Bu da, ‘biz uyarmıştık’ şeklindeki kısmî bir haklılık payının da heba edilmesi ile sonuçlanıyor. Ülkedeki bütün dindarların tehlikeli görülmesi elbette 15 Temmuz’la ilgili bir öngörü anlamına gelmez, gelemez. Bu görüş, bir cemaatteki büyük tehlike arz eden bir sorunun tespitinden çok, ‘biz uyarmıştık’ diye haklı çıkmaya çalışanların dine bakış açısındaki soruna işaret edebilir.

Diğer bir sorun 15 Temmuz için sivil siyaseti, gerçekte bizi kurtaran kurumu suçlama gayreti. 15 Temmuz anma etkinliklerini ‘küçümseyen’ kesimde ‘AKP kendi başarısızlığını anıyor, bu başarısızlıktan nemalanıyor’ diye akıl yürütenler mevcut. Öncelikle belirtmeliyiz ki, FETÖ’yü var eden, ona varlık kazandıran faktörler yetkin bilimsel çalışmalarla incelenmeli. Misal, ülkedeki baskıcı laiklik uygulamaları FETÖ’nün işini nasıl ve ne kadar kolaylaştırdı sorusu bence gayet anlamlı sonuçlara ulaşılmasını sağlayabilir. Fakat askerî bürokrasi özelinde yaşanan zaafın sebebi neydi ve bu zaaf için bu ülkenin sivil siyasetçilerini suçlamanın bir dayanağı var mıdır? Askerî vesayet rejiminin çekirdek bürokrasisi sivil siyasetçilerin ‘en az dokunabildiği’ değil, ‘hiç dokunamadığı’ alandı. Askerler kendisi çalıp kendisi oynayan en güçlü bürokratik sınıf oldu. Bu gerçeğe rağmen, Yüksek Askeri Şura’nın tabiri caizse ‘FETÖ’nün en çok ve kolay keklediği kurumlardan birisi’ olmasının mesuliyeti diğer herkesten çok askerî bürokrasinin başarısızlığıdır.

İnanıyorum ve demokrasi adına temenni ediyorum ki, zamanın akışı ile ‘bastırılmış darbenin küçümseyenleri’ gittikçe küçülecek ve 15 Temmuz’a dair perspektifleri onların anti-demokrat zihniyetlerinin bir yansıması olarak tarihin kayıtlarına geçecek.