.: İhsan Dağı

Başörtüsü özgürlüğü değerliyse…

Başörtülü kadınların hikâyesi kulağımıza küpe olsun. Ne zulümler yaptık onlara… Şimdi özgürler. 

Ders alalım ve bir daha insanların bireysel tercihlerine karışmayalım; biz karışmayalım, devleti de karıştırmayalım. Anlamı yok, gereği yok, sonuç alacağı yok bu işlerin. Tercihlerden kolektif kimlikler üretmek, sonra da kimlikleri ötekileştirmek ve çatıştırmak siyasetin ‘normal’ mekanizması olamaz, olmamalı. Ama oldu. Başörtüsü de ‘kimlik siyaseti’nin bir sembolü haline geldi; hem Kemalist-sekülerist kesimler için sembol oldu, hem dindar-muhafazakârlar için. Birisi isyan bayrağı olarak gördü başörtüsünü kendi ‘rejimleri’ne karşı, diğeri bizatihi varlığının, değerlerinin kendisi.

Kemalist-seküleristlerin başörtülülerle sembolleşen büyük bir toplum kesimini kamusal alandan dışlayıcı, yasaklayıcı bir pozisyon almaları başörtüsü kullananların bireysel tercihlerini kolektif bir mücadelenin konusu haline getirdi. Sonuçta bireylerin temel hak ve özgürlükleri, tercihleri bağlamı dışına taşındı ve tartışıldı. Tercihlerin ve hakların tartışma konusu yapılması ise olayı siyasallaştırdı, keskinleştirdi, kimlik inşa edici bir içeriğe dönüştürdü. Bireysel tercihleri bir kimlik üzerinden tartışmaya başladığınızda kimlik siyasetinin sularına varırsınız, tercihleriniz sizi aşan bir siyasallık içerir kimlik parantezinde. Dolayısıyla kentli, eğitimli veya eğitim almak isteyen, meslek sahibi ve varlıklı başörtülüler kamusal hayatta görüldüğünden beridir mesele sadece kadınların örtüsü ve tercihi olarak algılanmadı. Tercih sahiplerinin niyetlerini, amaçlarını aşan bir anlam içerdi, mağduriyetler getirdi. Mağdurlar bireylerdi ama konu hep mağdurları aşan bir genel siyaset bağlamında ele alındı. Öğrenciler üniversitelere sokulmadılar, mezunlar istedikleri işlerde çalışamadılar, baskılara boyun eğenler büyük psikolojik travmalar yaşadılar.

Sonuçta sekülerist-Kemalist ‘devletin tercihi’ değil, toplumun tercihi belirleyici oldu. Yasaklar zaman içinde düştü, devlet farklı tercihlere saygı duymayı başörtüsü özelinde öğrendi. Sosyolojinin siyaset üzerinden devleti ‘eğitici’ rolü diyelim buna…

Şimdi Meclis’te de serbest. Doğal olan bu. Onca yılın çatışması, gerginliği, mağduriyeti sonunda geldiğimiz yer en başta olmamız gereken yer. Ders çıkaracak mıyız bu hikâyeden? Yoksa sürekli yeni hikâyelerde hep aynı mücadeleyi mi vereceğiz? Başörtüsü sorununu siyaseten çözen aktör AK Parti. Tedrici bir stratejinin ardından iktidarının 11. yılında hem kamu kurumlarında çalışanların başörtüsü yasağını kaldıran hem de Meclis’teki yasağı fiilen ortadan kaldıran AK Parti. Bu önemli bir özgürleştirici adım Türkiye için. Sorun, iktidar partisinin farklı kimlik, yaşam biçimleri ve değer sistemleri için de aynı ‘özgürleştirici’ tutumu almakta zorlanması.

Başörtüsü konusunun siyasetteki muhataplarından bir diğeri ise CHP. Aslında sorunun bu hale gelmesinde CHP’nin katı, otoriter, dışlayıcı laiklik anlayışı önemli bir faktör. Meclis’e başörtülülerin gelmesi konusunda CHP’nin aldığı tutum en azından kısmen bir değişim gösteriyor. Ancak Hasan Cemal’in T24’te ifade ettiği gibi CHP’nin ‘aman AKP’nin seçim tuzağına düşmeyelim’ pragmatizmini aşıp önce ‘ilkesel’ bir duruş sergilemesi gereken bir durum var. Radikal, otoriter laiklik anlayışını gözden geçirmeden, çoğulculuk ilkesini benimsemeden, vatandaşlık anlayışını demokratikleştirmeden CHP’nin inandırıcı olması ve mesafe alması zor.

CHP’de değişimi durduran faktörlerden birisi taban korkusu ama tabanın başörtüsü algısı-tepkisi yumuşuyor. Metropoll’ün ekim araştırmasına göre başörtüsünün kamu kurumlarında serbest bırakılmasını onaylayanların Türkiye genelindeki oranı % 76. CHP’lilerin de % 42’si hükümetin bu kararını onaylıyor. CHP liderleri biraz cesur olmalı. CHP tabanında bu konunun artık geride kalmasını isteyenler hiç de az değil.

Sonuçta ‘başörtüsüne özgürlük’ hareketi herkese ders verir nitelikte. Çoğulculuk, özgürlük, hak ve hukuk talebinin karşılıksız kalmayacağının somut bir örneği, başarısı. Bugün başörtüsü özgür. Herkes, her kimlik de özgür olmalı.

Başörtüsünün özgürlüğü değerliyse özgürlük de değerlidir.

Bu yazı Zaman Gazetesi‘nde yayınlanmıştır.